
Malum yeni televizyon programımız başlıyor. Kanal 7’de geçirdiğim huzurlu ve mutlu 4 yılın ardından, bu yıl yine güzel ahlakın ön planda olduğuna kanaat getirdiğim bir başka televizyon kanalında, vazifeyebaşlıyorum.
Ruhumu doyuran şeyin kesinlikle ve kesinlikle sahici kalplerle çalışmak olduğunu bildiğimden, maddeden önce maneviyat önceliğim ağır basmıştır hep…
İlkelerim, kurallarım var geyiğinden çok uzak, “sade yaşantı kurma ve program sunma çabam var” demekle yetiniyorum. 20 yıla yakın bir süredir de yapmış olduğum yayınlarda,“genelin zıttı” bir halimi söylerler, bu sebepten…
Ben O`nu, program toplantısında, onca güzide insanın arasında sezdim ve gülümsedim. Neden olduğunu bilmiyorum; ama Hak rızası için başını ve giyimini örtülemiş bayanlara karşı bir başka sempatim var benim. İçim öyle düşünüyor ve istiyor. Şahsi tercihlerimi de bu yöndekullanıyorum.
Bu, aksi hali barındıran insanlar için yeni bir tartışma konusu olmasın lütfen!.. Ben de onlardan biriyim neticede...“Yaradılanı severim Yaradan`dan ötürü…” Orası muhakkak; ama öncelik sıralarını belirleme arzusu hepimizin yaptığı bir şeydir…Fatma ile çalışmayı, onu ilk gördüğüm anda istemiştim; ama bir başka programın yönetmeni olarak tanıtıldığı için sesimi çıkartmamıştım. Aradan iki gün geçmişti ki; bizim programın yönetmeninin değiştiğini haber ettiler... “Kim?” diye sordum ve bizim serüvenimiz başladı...
İlginç bir hikâyesi varmış... Oturdum, dinledim ve belki bizim camiadan çıkan yaralayıcı örneklere misilleme olur ümidiyle, bu hikâyesini sizinle paylaşmak istedim. Sizler O`na en çok, STV de `Kimse Yok Mu?` programının metin yazarlığından ve `İki Alyans` dizisinin senaryo hikâyesini kaleme almasından dolayı aşina olacaksınız.
Fransa Bakanı Demien Meslot tarafından başarı plaketi ile ödüllendirilen Korkutata, 2008`de Fransa’da düzenlenen bu festivalde belki de başı kapalı tek ödül alan kişiydi…
En son çektiği “Zeki Alasya Belgeseli”nde Metin Akpınar, Halit Akçatepe, Erol Günaydın, Emel Sayın, Ayla Algan, Alişan, Süleyman Turan, Yıldız Kenter gibi dev isimleri buluşturan bu dahi kız, “Yeşilçam`da Yarım Asırlık Sultan”adlı makalesi ile okuyucularından büyük ilgi görmüş.
Yemek esnasında, o kadar çok şey konuştuk ki... Ben bu Dâhi Yürekten, çok şey aldım kendi adıma. Azmini takdir ederken, şahsına da hayranlığım oluştu. Korkusuz, cabbar, elini attığı işi alnının akıylabaşaran, otuzlu yaşlara henüz “merhaba” dememişken Nostalji’yi hücrelerinde barındıran, yaşamamasına rağmen o yılları inanarak anlatan biri O…
Tamamen bir Yeşilçam ve Kartal Tibet hayranlığı olduğunu söyleyen Korkutata, çocukluğunda görmediği İstanbul`a Bingöl`deki evinde şiirler yazdığını söyleyince, “mesela”dedim...
“Ya o Üsküdar? Efsane bir yar… Çamlıca`dan bakınca, Canlanır anılar...”
Dizelerini mırıldanınca, şöyle bir durdum ve kafa salladım. İşletme okumasına rağmen kendi yolunu çizmek ve istediği işi yapmak için üstün çaba sarf eden Fatma`nın, Osmanlı Kültürü ile olan yakınbağı; sözlerine, şiirlerine ve cümlelerine de yansımıştı…
Stajyer olarak başladığı televizyon kurumunda kendisini bir anda yönetmen yardımcısı ve aylar geçmeden henüz, Yönetmen koltuğuna oturtmuşlar. “Bende ki o ışığı gördükleri için çok mutluyum” derken, gözlerindeki o pırıltı izlemeye değerdi…Yaşıtlarından çok farklı... Aklı bir karış havada, uçuk kaçık hallerden çok uzak, cevher dolu biri O…
O kadar güzel işlerde imzası var ki, aklımda kalanları paylaşırken sizlerle; “umarım eksik yazmıyorumdur” diyorum kendi kendime…
Bir gün canı sıkılmış ve Cüneyt Arkın için bir belgesel çekmek istemiş ve yapmış ta...“Eskişehir`deki çocuk Fahrettin`in, Haydarpaşa Garı’nda tahta valizi ile nasıl Cüneyt Arkın olduğunu anlattım” diyor.
Kendine verdiği sözü tutmuş ve çocukluğundan beri tanışmayı hayal ettiği büyüğü Kartal Tibet`le son 20 yılın en büyük röportajını yapmış. `Benim en genç yönetmenim diye çağırır beni` diyor, Tibetiçin...
Kahvelerimizi içerken, son bir soru daha sormak istedim:
Başın kapalı bir şekilde, bütün bu işleri yapmak senin için zor oldu mu? İnsanlar beni görünce, bu meslekte başı kapalı çalışmak zordur; hele bir yönetmen olarak, diyor. Ama sonra; çalışma azmimin ne kadar büyük olduğundan söz ediyorlar.
İlk etapta, bizim birbirimize duyduğumuz gibi sempatiyi ilk kez yaşamış, o ayrı... Ben, O’nu;“bakışlarımla kucaklamışım…”
“Hayalim var” diyerek kendi sözünü böldü, cümlesini bitirmeden. Ama kendisi, yazmak istediğini söyledi... Ben de “elbette” dedim.
İşte Fatma Korkutata`nın kelimeleriyle hayali... Hayalim, özlemini çektiğim memleketim olan Bingöl`ü Beyaz Perde`ye taşımak…
1 Mayıs 2003 depremini tüm çıplaklığıyla yansıtmak ve doğuda bir kenti; geleneğiyle, kültürüyle, Anadolu insanının o temiz yüreğini – o özlem dolu yüreğini, belki de çileli anaların gönül kapısını aralamak, bir çocuğun başını okşayıp gün doğarken umutları ısmarlamak Allah`a...
Karlıova`da “Güneşin Doğuşu”nu izlerken Yüzen Ada’da maceranın tadına varmak... Bingöllünün gözüyle, doğudaki yaşamı anlatmak, resmetmek... Ve memleketimi, yurt dışındaki festivallerde temsil etmek...
NOT: Masada yemek esnasında söylemek yerine, yazımda okumanı tercih ettim bu sözlerimi:
“Sevgili Yönetmenim; çağımız dejenerasyonun içerisinde cebelleşirken ve ekranlarımız kirliliğin sınırlarını zorlarken, senin gibi 3 tane daha olsa... Belki dağlar delinir... Ecdadımızın kemikleridaha az sızlar... Belli mi olur? Belki sen bile yetersin... Alnından öpüyorum seni; Fatma Korkutata...



























