TARİH : 02 Eylül 2014 Salı 07:17:31 İLETİŞİM KÜNYE REKLAM MOBİLÜYE GİRİŞİHABER GÖNDER
3 ÇOCUĞU HAYATINI KAYBETTİ, 2’Sİ HASTALIĞA DİRENİYOR : Bingöl`ün Çavuşlar köyünde oturan Kınsun ailesinin kan kanserine yakalanan 5 çocuğundan 3`ü hayatını kaybetti, 2`si hastalıkla mücadele ediyor. Çocuklarının her gün gözlerinin önünde eridiğini belirten aile, tedavi sürecinde kendilerine uzanacak yardım elini bekliyor. 17 YAŞINDAKİ GENÇ NEHİRDE KAYBOLDU : Bingöl’ün Solhan İlçesi, Oymapınar Köyü’nde serinlemek için Murat Nehri’ne giren 17 yaşındaki gençten haber alınamıyor. SÖZEN: KORUCULAR MAĞDUR EDİLDİ : HDP Grup Başkanvekili ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in “çözüm sürecinde koruculuk kalkmadıkça normalleşmeyi konuşamayız” açıklamalarına cevap veren Sözen: “korucularımızı suç makinası, derin yapı, çözüm süreci önündeki engel olarak göstermiş ve camiamıza yönelik çok ağır ithamlarda bulunmuştur. Korucular mağdur edilmiştir” dedi. TSO ‘SAYISAL TAKOGRAF BELGESİ’ VERECEK : Bingöl Ticaret ve Sanayi Odası, (Bingöl TSO) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından sayısal takograf sistemi kapsamındaki sürücü kartı, servis kartı ve şirket kartı vermek üzere yetkilendirildi. DBP’DEN ‘DÜNYA BARIŞ GÜNܒ YÜRÜYÜŞÜ : Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Bingöl İl Örgütü, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle kitlesel bir basın açıklaması yaptı. Genç Caddesi Halk Pasajında bulunan parti binasında bir araya gelen çok sayıda partili Dörtyol Saat Kulesine kadar yürüdü. VATANDAŞTAN ‘SEVK’ SİTEMİ : 9 yaşındaki çocuğunun bademcik ameliyatı için Elazığ’a sevk edilmesine tepki gösteren vatandaş: “ Doktor, hiçbir işlem yapmadan Elazığ yolunu gösterdi. Çevre illere bağımlı hale geldik. Bir Devlet Hastanesi’nde bademcik ameliyatı dahi yapılamıyor bu nasıl hizmet anlayışıdır” dedi. HÜDA PAR ORMAN KÖYLERİNİN SORUNLARINI DİNLEDİ : Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genç İlçe Teşkilatı, orman yangınlarında zarar gören köyleri ziyaret ederek köylülerin sorunlarını dinledi. KOŞAN: MUHTARIN İDDİALARI ASILSIZ : Demirtaş’a oy verdikleri gerekçesiyle Bingöl İl Özel İdaresi’nden klor alamadıklarını ileri süren Karlıova ilçesi Kümbet Köyü Muhtarı Ömer Özmen’in iddialarının asılsız olduğunu belirten Bingöl İl Özel İdaresi Su ve Kanal Hizmetleri Müdürü Nurettin Koşan, klorun başvuru tarihinde verildiğini söyledi. METRUK ALAN, UYUŞTURUCU TACİRLERİN MEKÂNI OLDU : Genç İlçesi Cumhuriyet Mahallesi, Dershane Sokak’ta bulunan metruk alan, uyuşturucu tacirlerinin yuvası haline geldi. DOĞAYA ADALET İSTEDİ : Adli Yıl açılışı münasebetiyle basın açıklaması yapan Bingöl Barosu Başkanı Erdal Aydemir, Bingöl’de katledilen doğaya dikkat çekti. Aydemir: “Önce ormanlarımızı bitirdiler. Ekonomi dediler, güvenlik dediler, biz sustuk. Sonra enerji dediler, baraj dediler, göremedik talanı yalanı, kör olduk. Ormanlara, derelere, nehirlere, kuşlara, balıklara, tüm doğaya adalet” dedi.
RAMAZAN AYI VE ORUÇ İBADETİ
01-08-2011 16:25
3580
1
MİSAFİR KALEM
Yazar : MİSAFİR KALEM
Email : misafirkalem@bingolonline.com
Toplam Makale : 35 Makale
Blog : Tüm Makaleleri İçin Tıklayın

 

         31 Temmuz’u 1 Ağustos’a bağlayan gecede sahura kalkılarak mübarek Ramazan ayını idrak etmiş olacağız.
          İslamî gelenekte 11 ayın sultanı diye anılan, başlangıcı rahmet ortası mağfiret ve sonu uhrevî kurtuluş olan bu ayın en önemli özelliği sahur, oruç, iftar, teravih, Kur’an okumak, zekât ve fitre vermek vb ferdî ve içtimaî ibadetlerden oluşan bir programın yoğun bir biçimde uygulandığı 30 günlük bir okul olmasıdır. Bu Ramazan okuluna kaydını yapan Müslümanlar bu ibadetlerden oluşan yoğunlaştırılmış bir eğitime tabi tutulurlar. Bu yüzden Ramazan ayının Müslümanların hayatında çok önemli bir yeri/işlevi söz konusudur.
 
       Müslümanlar bu ayda tabi tutuldukları bu yoğun program vasıtasıyla iradelerini ve duygularını eğitmiş olurlar ve bu eğitim sonucunda önce rahmet sonra mağfiret en sonunda da azaptan kurtulma derecelerini elde ederler ve böylece birer olgun Müslüman kimliğini kazanırlar. Müslümanları ibadetler yoluyla arındırıp olgunlaştırmak sadece bu aya has bir durum da değildir. Zira İslam dini vazettiği ve farklı zaman dilimlerine yaydığı değişik ibadetler yoluyla da Müslümanları eğiterek olgunlaştırmak istemektedir. Aslında İslam gerçek anlamda insanı eğitip insan yapan ilahî talimatlar bütünüdür. Diğer bir anlatımla söylemek gerekirse insan olmak yetmiyor. Müslüman olmak gerekiyor. Çünkü Müslüman olmak insan olmaktan çok öte bir şeydir. Tarih sahnesine çıkmış bütün peygamberler bunun mücadelesini vermişlerdir.
 
İBADET BİÇİMLERİ
 
         Bu nedenle İslam’ın teşri kıldığı/vazettiği birçok ibadet biçimi söz konusudur. Bu ibadet türlerini şöyle sıralamak mümkündür:
        Namaz ve oruç örneklerinde olduğu gibi bedeni ibadetler. Zekât ve sadaka örneklerinde olduğu gibi malî ibadetler hac ve umre örneklerinde olduğu gibi hem bedenî hem malî ibadetler. Bu ibadetlerin bir kısmı günlük, bir kısmı haftalık, bir kısmı aylık ve bir kısmı da yıllıktır. Bütün bu ibadetler vazedildikleri zaman diliminde Müslümanların Müslümanlıklarını ayakta ve dengede tutan ilahî talimatlardır. Müslümanlar bu zaman dilimlerinde vazedilen bu ibadetler vasıtasıyla kendilerini arındırarak bütün zamanlarda Müslüman’ca yaşamaya çalışırlar.
 
       Namaz, zekât ve hac örneklerinde görüldüğü gibi Müslümanlar bu ibadetlerin bir kısmında fiilde yani bir eylemde bulunmaktadırlar. Oruç ibadetinde olduğu gibi bazı ibadetlerin bir kısmında da bazı şeyleri terk ederler.  Bu da İslam’da insanlar için faydalı olan şeylerin emredildiğini onlar için zararlı olan şeylerin de yasaklandığını göstermektedir. Çünkü İslam, dinî ve dünyevî açıdan faydalı olan şeylerin yapılmasını emrederken zararlı olan şeylerin de terk edilmesini talep etmektedir.
 
İBADET BÜTÜN HAYATI KUŞATIR
 
          Bütün bu ibadet türlerinden şunu anlamamız mümkündür: İslam Müslümanlardan beden ve bedenin sahip olduğu bütün imkânlarla mal ve malın sağladığı bütün avantajlarla Allah’a kulluk etmelerini talep etmektedir. Diğer bir anlatımla Müslüman, sahip olduğu bütün imkânlarıyla Allah’a kulluk eden insandır.
       İslam’da her zamanın kendine mahsus bir ibadeti olduğu gibi Ramazan ayının kendine özgü bir ibadeti vardır. Ve Müslümanlar her zaman dilimi için vazedilen ibadetleri ihmal etmezler. Zira onlar başta zaman nimeti olmak üzere her şeyin hakkını verirler. Nitekim birçok bilgin tasavvufu şöyle tanımlamaktadır: “Kişinin, her vaktini en evla olan şeyde sarf etmesidir.” Buna göre namaz vaktinde namaz kılmak, oruç vaktinde oruç tutmak, çalışma vaktinde çalışmak, misafir geldiğinde onunla ilgilenmek velhasıl her şeyi zamanında yapmak, her şeyin hakkını vermek ve hiçbir şeyi ihmal etmemek tasavvuf ilminin bir gereğidir. Bu aynı zamanda insanoğlunun bütün faydalı faaliyetlerini kapsayan ibadetin genel anlamıdır ki, u genel anlamdaki ibadet insanoğlunun varoluşsal amacını oluşturmaktadır.
.
      Ramazan ayının en önemli ibadeti de oruç tutmaktır. Oruç kelimesi Arapçada savm veya siyam lafızlarıyla ifade edilir ve “Müslüman’ın şafak vaktinden Akşam namazı vaktine kadar kendi irade ve rızasıyla yemeyi, içmeyi, yeme ve içme anlamına gelen serum vb gıda ve keyif veren maddeleri ve cinsel ilişkiyi ibadet niyetiyle terk etmesidir.”
ORUCUN HİKMETLERİ
 
           İslam’ın bütün emir ve yasaklarında insanlara yönelik birçok dinî ve dünyevî maslahatlar gözetildiği gibi oruç ibadetinde de insana yönelik birtakım maslahatlar gözetilmiştir. Zira Cenâb-ı Hakk hikmet sıfatı gereği bütün fiil ve hükümlerinde insanlara dönük bu tür maslahatları gözetmiş, hiçbir şeyi yok ve boş yere yaratmamış ve hiçbir anlamsız emir ve yasağı koymamıştır.
 
 
           Oruç ibadetinin insanları ilgilendiren dinî ve dünyevî maslahatlarını kısaca şöyle ifade etmek mümkündür: Oruç tutmakla Allah’ın emir ve yasaklarına riayet eden kişinin kendi nefsini tezkiye etmesini, kötü hasletlerden arındırmasını ve Allah’a kulluk etme noktasında kendini eğitmesini sağlamaktadır. Peygamber Efendimiz(sav) şöyle buyururlar: Allah’a yemin ederim ki, oruçlu insanın ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Zira o yemesini, içmesini ve isteklerini Allah için terk etmiştir.” Bu hadiste ifade edildiği gibi, kulun, istek ve arzularını Allah rızası için terk etmesi yani Allah’a itaat etme noktasında kendini eğitmesi onu Allah katında sevimli kılıyor ve ona ilahî rızayı ve uhrevi maslahatları kazandırıyor.
 
             Bugünkü modern tıbbın verilerine göre orucun insan bedenine sağladığı sayısız yararlar olduğu gibi manevi ve ruhî açıdan da insana birçok faydası söz konusudur. Aslında insanın nasıl bir varlık olduğu bilinmeden orucun da nasıl bir ibadet olduğunu ve ne tür bir işleve sahip bulunduğunu da bilmek mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle insanın ruhî yönü olan bir yapıya sahip olduğu bilinmeden ve bu yön dikkate alınmadan orucun nasıl bir ibadet olduğu ve gerekli olup olmadığı da bilinmez. Nitekim insan salt maddeden yani et ve kemikten oluşan bir varlık olmadığı gibi, salt ruhtan da ibaret bir varlık değildir. İnsan maddî yönünün yanı sıra manevi yönü olan ve çok hassas bir ruh yapısı bulunan iki boyutlu müstesna bir varlıktır. Hatta insanı insan kılan maddî boyutu değil Allah’ın bedenine üflediği ruhudur yani ruhî boyutudur. Ebu Hayyân Tevhidî şöyle der:
 
Nefsine yönel ahlakî açıdan onu olgunlaştır ey insan!
                         Çünkü sen bedeninle değil ruhunla olmuşsun insan
 
        Topraktan yaratılan insan bedeni onu yeryüzüne doğru çekerek toprağı ve maddeyi ona cazip kılarken ruhu semavî olduğu için onu semaya ve yüce şeylere doğru çekmektedir. İnsandaki madde unsuru öncelenir ve egemen kılınırsa insanı aşağılara ve hayvani arzulara doğru itelerken, ruh unsuru öncelenir ve egemen kılınırsa onu ulvî değerlere ve yüce anlamlara doğru yükseltir. Dolayısıyla oruç maddeye karşı ruha, şehvete karşı da akla destek ve kuvvet olmaktadır.
      Nitekim melek salt akıldan, şeytan salt nefisten yaratılırken insan ise melekteki akıl ile şeytandaki nefisten yaratılan iki boyutlu bir varlıktır. Bu nedenledir ki melek sadece iyiliği, şeytan sadece kötülüğü yapabilirken insan hem iyiliği hem de kötülüğü yapabilmektedir. Ve bu nedenledir ki insan yeryüzüne halife kılınmış, imtihana tabi tutulmuş ve mükellef kılınmıştır. Şayet insan meleksi yönünü egemen kılarsa eşref-i mahlûkat derecesine ulaşırken şeytanî yönünü yani nefsi arzu ve isteklerini egemen kılarsa esfel-i safilîn derekesine düşmektedir.
 
       İşte insanı eğiten ve olgunlaştıran oruç ve diğer ibadetler bu bağlamda anlam kazanır. Çünkü insanı muhatap alan İslam insanın fıtratından gelen insanî duyguları ne inkâr eder ne engeller ne de büsbütün serbest bırakır. Aksine ibadet yoluyla onları dizginler. Ve bunun için de insana zarar veren haramı ve harama götüren bütün yolları kapatırken insana fayda veren farz, vacib, mendup ve mubah olanı ve bunlara götüren bütün yolları da açık tutar. Zira İslam sadece haram kılan, yasaklayan ve insanların eğilim ve duygularına ket vuran bir din değil, meşru alternatif yolları beyan edip insanların üstlendikleri emanet ve hilafet vazifelerini yapabilecek yöntemleri sunan bir dindir. Bu nedenledir her haramın bir değil birçok alternatif helâlı vardır ve İslam’da helâl olan şeyler değil haram olanlar sayılır. Nitekim “Eşyada aslolan mubahlıktır” anlamındaki fıkhî kural bu hususu veciz bir biçimde ifade etmektedir.
 
 
           Oruç insanın iradesini eğitir, insan nefsini dizginler, insanı musibet ve zorluklara karşı sabretmeye alıştırır ve onu alışkanlıkların esaretinden kurtarır. Nitekim insan denen varlık da aslında iradesiyle inkişaf eder ve iradesiyle gerçek anlamda insan olur. Çünkü insan sahip olduğu irade nedeniyle sorumlu kılınmış ve gökyüzünün, yeryüzünün ve dağların yüklenmesinden çekindikleri emaneti yani ilahi emir ve yasakları iradeye dayalı olarak üstlenmeyi ve yeryüzünü ilahî murada göre imar etmeyi yüklenmiştir.
 
      Namaz, oruç vb ibadetler insanı bu kıvama getirmek ve onu arındırıp olgunlaştırmak için konulan İslami eğitim yöntemleridir. Nitekim oruç ayetinde, orucun farz kılındığının hikmeti olarak müminlerin ilahî emir ve yasakları uygulamak suretiyle kendilerini eğitmek ve Allah’a karşı sorumluluklarını tas tamam yerine getirmek(takva) olarak belirtilmektedir. Bütün insanlar değişmeyen bir tabiatı paylaşınca oruç da mezkûr ayette ifade edildiği gibi bütün insan topluluklarına farz kılınmıştır. Zira insan tabiatı böyle bir ibadeti hatta İslam’daki bütün ibadetleri iktiza ediyor.
 
İBADET ve AHLAK BÜTÜNLÜĞÜ
 
           Yukarıda verilen bu bilgiler İslam’daki ibadetlerin amel ve ahlaktan ayrı tasavvur edilemeyeceğini yani ibadetlerin insanı amel ve ahlak bakımından kâmil bir noktaya getirmesi gerektiğini bize göstermektedir. Bu nedenle namaz kılan, oruç tutan vb ibadetlerde bulunan bir Müslümanın bu ibadetleri yapmayan sıradan bir insan gibi davranması yapılan ibadetlerin tam olmadığını gösterir. Böyle bir Müslüman’ın kendini ciddi bir eleştiriye/muhasebeye tabi tutması İslami bir zorunluluk arz etmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz(sav) “oruç ateşten koruyan bir kalkandır” buyurmaktadır. Nasıl ki kalkan sahibini düşmanın silahına karşı koruyorsa oruç da Müslüman’ı kötülüklere ve haramlara karşı korumaktadır. Bu da orucun salt mideyi ilgilendiren bir ibadet olmadığını aksine insanın bütün organlarını ilgilendirdiğini göstermektedir. Peygamber Efendimiz(sav)’in “Kim yalan konuşmayı ve onu hayat formu yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur”, “Bazı oruçlu insanların oruçlarından aldıkları hisse sadece aç ve susuz kalmalarıdır”  mealindeki hadisleri bu bağlamda anlamını ifade etmektedir.
 
     Bu husus sadece oruç için geçerli değildir. Belki bütün ibadetler için de söz konusudur. Diyebiliriz ki İslamî ibadetlerin temel maksadı insanı şeytanın, nefsin, maddenin ve kötü duyguların egemenliğinden kurtarıp kendi iradesine malik kılmak, murad-ı ilahî çerçevesinde bir hayata kavuşturmak ve onu böylece iki dünya mutluluğuna kavuşturmaktır.
 
           Bütün bu hususları düşündüğümüzde Peygamber Efendimiz(sav)’in “ Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan dileyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır”, “Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan dileyerek Ramazan gecelerini ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır” mealindeki hadisleri daha iyi anlamış oluruz. Çünkü bu iki hadis ve bu anlamdaki diğer hadisler Ramazan ikliminde yaşadığı atmosferi bütün hayatına yansıtan Müslümanlar için geçerlidir. Yoksa bu nebevî müjdeler, sadece Ramazan ayını ibadetle geçirip Ramazan ayı dışındaki hayatını istediği şekilde yaşayanlar için söz konusu değildir. Bu tür insanlar için biraz önce zikredilen ve nebevî eleştirileri içeren hadisler geçerlidir.
 
        Çünkü ibadetler dinî ve dünyevî açıdan faydalı davranışlarda bulunmayı bizlerde sürekli bir hale getirmelidir. Aksi halde ibadetlerimiz davranışlarımıza yansımayacak, bizler tarafından din ve dünya birbirinden bağımsız olarak algılanacak ve neticede dine ve dünyaya farklı pencerelerden bakılacaktır ki, bu din-dünya ayrışması bu günkü Müslümanların karşı karşıya kaldıkları en tehlikeli sorunu oluşturmaktadır.
 
      Dolayısıyla yukarıda zikredilen Ramazana dair hadislere ibadet ve davranış bütünlüğü perspektifinden bakmak gerekir. Aksi takdirde özelde oruç genelde din yanlış algılanır, yanlış uygulanır ve sonunda dinin temel maksatları gerçekleşmiş olmaz. Ve bu durumda asıl zarar eden de –maazallah- biz insanlar oluruz. Zira din çift taraflı kesen bir bıçak gibidir. Şayet doğru anlaşılır ve yaşanırsa rahmet olur, yanlış algılanır ve yaşanırsa da sıkıntı oluşturur. Bu yanlış yorumlama ve yaşama biçimine dair tarihte ve günümüzde birçok örnek görmek mümkündür.
 
SONUÇ
 
          Sonuç itibariyle şunu söylememiz mümkündür: Ramazan ayı; orucuyla, kıyamıyla, içinde indirilen Kur’an’ın tilavet edilmesiyle, fitre ve yardımlaşma faaliyetiyle her yıl Müslümanlar için açılan ve belli bir programı olan rabbanî bir medresedir. Müslümanlar bu medresede manevî ve yüce değerleri kazanmak için pratik bir eğitime tabi tutulmaktadırlar. Tabi tutuldukları bu maddî ve manevî eğitim süreci sonucunda Müslümanlar, önce rahmete namzet bir duruma gelirler, sonra ilahî mağfiret kapsamına girerler ve en sonunda da azaptan beraat etme diplomasını almaya hak kazanırlar. Yeryüzü okullarında verilen hiçbir diploma bu diploma kadar değerli değildir ve dünyada hiçbir meslek, iş ve ticaret de azaptan kurtulma karını kazandıran bu iş ve ticaret kadar karlı olamaz.
          Nitekim “Peygamber Efendimiz(sav) çok cömert idi. Cömertliği Ramazan ayında daha da artıyordu. Hatta O bu ayda her hayra ulaşmak için hızlı esen rüzgâr gibi esiyordu”     mealindeki hadisi düşündüğümüzde Ramazan medresesinde insanın nasıl başarılı olup mezkûr kazanımları elde edileceğinin yol ve yöntemini anlamış oluruz.
          Cenâb- ı Hakk hepimize bu kutlu ve mutlu ticareti nasip eylesin, Ramazan ayını hepimiz için hayırlı kılsın ve bizleri bu ayı hakkıyla değerlendirip o paha biçilmez kazanımlara nail olan bahtiyar kullarından eylesin. Tüm Müslümanların Ramazan ayını tebrik ediyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İbrahim ÖZDEMİR
Solhan Müftüsü
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
BU MAKALE İÇİN SİZ NE DİYORSUNUZ ?
Adınız Soyadınız :
Email Adresiniz :
Başlık :
Güvenlik Kodu 550 karakter kaldı
GÖNDER
Ahmet Davutoğlu Başkanlığındaki AK Parti başarılı olacak mı?
Olacak
Olmayacak
Kararsızım
KAMİL KURULAY (26.08.2014)
-
Cenazesi defnedilmiş olup taziyeleri Yeşilyurt Mahallesi Fatih Camii`nde kabul edilmektedir.
Bayram AYDIN (DSP Bingöl Eski İl Başkanlarındandır)
25.08.2014
Cenazesi defnedilmiş olup, taziyesi Merkez Hacı Hasip Camii`nde kurulmuştur.
Şükrü Berdibek (-)
01.08.2014
Cenazesi defnedilmiş olup taziyesi Mazrafaki Camii`nde kurulmuştur.