Sempozyum ile ilgili birinci yazıda daha çok söylenenler ve sunumlar üzerinde durdum.
Bu yazı ise tamamen bir değerlendirme yazısı olacaktır.
Ve bu değerlendirme yazısı da daha çok eleştirel bir bakış açısı ile ele alınacaktır.
Sempozyumun ilk gününden başlarsak;
Aynı zamanda sempozyumun katılımcılarından biri olduğum için en başından en sonuna kadar üniversitenin yaptıklarını daha iyi biliyorum.
Üniversitenin bu sempozyumda iyi bir sınav verdiğini düşünüyorum.
Daha önceki Bingöl Sempozyumları’ndan dolayı kazanılmış bir deneyim ve bir rahatlık vardı.
Bingöl Üniversitesi artık böylesi büyük organizasyonları çok rahat bir şekilde yapmakta ve bu işlerin altından da çok iyi bir şekilde kalkmaktadır.
Sempozyumun öncesinden sempozyumun bitimine kadar bütün katılımcılar çok iyi bir şekilde ağırlandı.
Hiç birinin bir ihtiyacı eksik bırakılmadı.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Burhanettin Baydaş, sempozyuma gelen bütün misafirleri salonun kapısında karşıladı ve Bingöl’ün misafirperverliğini bir kez daha gösterdi.
Rektör Bey`de gelen katılımcılar ve misafirler ile ilgilendi, onları yalnız bırakmadı.
Sempozyum en başından en sonuna kadar çok iyi geçti; ancak göze çarpan bir eksiklik vardı.
Yabancı basın eksikliği.
Türkiye’de ilk defa yapılan Zaza Dili Sempozyumu, ana haber bültenlerini süslemeliydi ve iki gün boyunca bütün ulusal gazetelerde yer almalıydı.
Her basın kuruluşunun en az bir temsilcisi, en başından en sonuna kadar sempozyumu takip etmeliydi.
Türkiye’nin önde gelen bütün köşe yazarlarına davet gönderilmeliydi.
Birkaç tane köşe yazarının Bingöl’e gelmesi ve sempozyumdan sonra bu yazarların sempozyum hakkında değerlendirme yazıları yazmaları, sempozyumun tanıtılması ve sempozyumda ele alınan konular açısından büyük bir katkı sağlardı.
Basın konusunda yerel basının da iyi bir sınav veremediğini düşünüyorum.
Sempozyumun ilk saatlerinde basın mensupları oradaydı, ertesi gün sempozyum hakkında doyurucu haberler yoktu.
İkinci gün yerel basın hemen hemen hiç yoktu denilebilir.
Ve sempozyumun bitimi hakkında güzel analizlerin yapıldığı haberler, ne yazık ki okuyuculara ulaştırılmadı.
Bingöl’deki yerel gazetelerin sıkıntılarını, yerel basını yakından tanıyan ve bilen biri olarak çok iyi biliyorum.
Ancak böylesi hassas ve önemli bir konuda, daha imtiyazlı davranılabilirdi.
Sempozyuma siyasi camiadan kimsenin katılmaması, iki gün boyunca benim gözüme takılan bir detaydı.
Açıkçası hem Bakan Bey’i hem de iki milletvekilimizi bekliyordum.
Böylesi bir günde, üniversitenin ve Zazaca için elini taşın altına koyanlara destek vermelerini ve onlarla yan yana bulunmalarını isterdim.
Kaldı ki hem Bakan Bey, hem de Sayın Yusuf Coşkun ve Kazım Ataoğlu; Zazaca’ya karşı değiller.
Bilakis hepsi de şimdiye kadar Zazaca’yı destekleyen beyanatlar verdiler.
Sadece onlar değil.
Diğer siyasi parti adayları, başkanları, temsilcileri de orada yoktu.
Ancak halk oradaydı.
Diline, kültürüne sahip çıkan halk oradaydı.
Sempozyumun her iki günü de salon hınca hınç doluydu.
Yeri geldi salonda oturulacak her bile yoktu.
Yeri geldi her katılımcının konuşmasından sonra, salon alkışlarla inledi.
İnsanlar her konuşmacıyı can kulağıyla dinlediler.
Çünkü insanlarımız Zazaca’ya aç.
Zazaca’ya susuz.
Ve Zazaca hakkında da çok duyarlılar.
Bu dilin sahipleri olarak, biz buradayız ve sizin yanınızdayız dediler.
Siz bu iş için elinizi taşın altına koydunuz, bizler de bu taşın ağırlığını hafifletmek için yanınızdayız dediler.
Ben Zazaca konusunda, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi olmayacağını düşünüyorum.
Bu sempozyum ile birlikte birçok önyargı kırıldı.
Şimdiye kadar gelen resmi söylemler ve düşünceler derinden sarsıldı.
Bu ilk adımdı.
Ve bu adımlar atılmaya devam edecektir.
Atomu parçalamaktan daha zor görülen önyargılar tek tek kırılacak ve Zazaca önündeki engeller de tek tek kalkacaktır.
Şimdi Zazaca için çalışma zamanı.
www.muratvarol.com

















