Bingöl, tanıyan herkesin yüzünde tebessüm bırakan, sokaklarında yıllarca emeğiyle yaşayan ve kendine özgü sohbetiyle gönüllerde yer edinen Sadin Babo'ya veda etti.
Dörtyol'da, Derman Eczanesi önündeki boya sandığının başında yıllarca insanları selamlayan, hal hatır soran ve kimi zaman tek bir cümlesiyle geçmişin kapılarını aralayan Sadin Babo, Bingöl'ün unutulmaz simaları arasında yerini aldı.
Onun ardından kaleme aldığı yazıda Mehmet Emin Barslan, Sadin Babo'nun hayatını, Bingöl'le kurduğu bağı, hastalık sürecindeki vakur duruşunu ve geride bıraktığı hatıraları anlattı.
Barslan'ın, Babo'nun şahsında eski Bingöl'ün samimiyetini, komşuluk kültürünü ve insan sıcaklığını da anlattığı yazısı şöyle:
BİNGÖL'DEN BİR SADİN BABO GEÇTİ.
Bingöl'ün hafızasında derin izler bırakan, samimiyeti ve kendine özgü o tatlı sohbetiyle gönüllerde taht kuran güzel insanlardan biriydi Sadin Babo… Zamanın akıp gittiği, şehirlerin değiştiği bu dünyada, o kendi mütevazı duruşuyla Bingöl'ün değişmeyen, eksilmeyen en samimi köşesi olarak kaldı.
Bu şehirde yaşayan ya da yolu bir kez olsun Bingöl'den geçen herkesin, onunla mutlaka tebessümle hatırlayacağı bir hatırası, içini ısıtan bir kelamı olmuştur. Hayatını helal lokmanın, nasırlı ellerin ve alın terinin peşinde vakarla sürdüren Sadin Babo; çalışkanlığı, alçakgönüllülüğü ve insanlara karşılıksız açtığı o kocaman yüreğiyle kendini herkese sevdirdi.
O, sadece caddelerin arasında görünen renkli bir sima değildi. O, Bingöl'ün ruhunu, kimliğini, vefasını, komşuluk hukukunu ve insan sıcaklığını üzerinde taşıyan canlı bir simgeydi. Onu tanıyanlar bilir; Babo'nun dünyasında insan olmak, insanı sevmek ve gönül almak her şeyden önce gelirdi.
Ne zaman Dörtyol'dan geçsem, gözlerim gayriihtiyari hep Derman Eczanesinin önündeki o tanıdık köşeye kayar. Yıllarca ahşap boya sandığının başında, hayatın tüm yüküne rağmen yüzünden eksiltmediği tebessümüyle selam verirdi geçenlere. Yanından hal hatır sormadan, bir soluklanıp selamını almadan geçmek neredeyse imkânsızdı.
Çoğu zaman, “Dün akşam rahmetli babanı rüyamda gördüm…” diye başlayan o sıcacık cümleleriyle bizi alıp çocukluğumuza, eski günlerin o güzel ve samimi zamanlarına götürürdü. Bir anda bugünün telaşından kopar, geçmişin hatıraları arasında dolaşmaya başlardık. Rahmetli büyüklerimizi, eski dostlarımızı, kaybolup giden insanları ve artık yalnızca hatıralarda yaşayan Bingöl'ü konuşurduk.
Onun sohbetinde sadece kelimeler yoktu; vefa vardı, dua vardı, geçmişe duyulan özlem vardı. Bazen birkaç dakikalık bir sohbet, insanın bütün gününü güzelleştirmeye yeterdi. Çünkü Babo'nun konuşması insanı yormaz, aksine insanın gönlündeki yorgunluğu alırdı.
Belki de bu yüzden onu unutmak kolay olmayacak.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza büyük olaylarla değil, küçük ama samimi dokunuşlarla girer. Bir selamla, bir tebessümle, bir “Nasılsın?” sorusuyla, bazen de rahmetli bir yakınımızı rüyasında gördüğünü söyleyerek gönlümüzde yer eder. Sadin Babo da işte böyle bir insandı.
Son birkaç yıldır amansız bir hastalıkla mücadele ediyordu Babo. O eski neşesinin ardında derin bir yorgunluk, bedeninde ağır bir yük vardı. Şifa bulmak ümidiyle sürekli Diyarbakır yollarına düşüyor, hastane koridorlarında tedavi arıyordu.
Diyarbakır yolları onun için artık sadece bir yol değildi. Umutla korkunun, sabırla yorgunluğun birbirine karıştığı uzun bir bekleyişti. Her gidişinde bir şifa ümidi taşıyor, her dönüşünde hayatın kendisine yüklediği yeni bir imtihanla karşılaşıyordu.
Fakat bütün bunlara rağmen insanlara kendi derdini anlatıp onları üzmek istemezdi.
O, derdini içine gömenlerdendi.
Kendi yüreği ağrırken başkasının gönlünü sormayı, kendi acısını taşırken başkasına tebessüm etmeyi sürdürdü. Hastalığının ağırlığı yüzüne yansısa bile, karşılaştığı insanlara eski samimiyetiyle yaklaşmaya devam etti. Sanki kendi derdi yokmuş gibi…
İşte insanın karakteri de böyle zamanlarda belli olur.
Sadin Babo, hastalığın kendisini değiştirmesine izin vermedi. Çilesini sessizce taşıdı. Kimseye yük olmamaya çalıştı. Dik durdu, vakur durdu. Hayatın karşısına çıkardığı bütün zorluklara rağmen insanlığından, sevgisinden ve tebessümünden vazgeçmedi.
Başta Afatlar'ın o emektar sokaklarında yaşayanlar olmak üzere, Bingöl'de dokunmadığı tek bir kalp, arkasında bırakmadığı hoş bir seda kalmadı.
Belki bir çocuğun ayakkabısını boyadı.
Belki yaşlı bir amcanın hâlini sordu.
Belki yoldan geçen bir dostuna sadece birkaç kelime söyledi.
Belki de birinin rahmetli babasını rüyasında gördüğünü anlattı.
Ama o küçük anların her biri, insanların hafızasında büyük bir hatıraya dönüştü.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki, insanın bu dünyadaki gerçek mirası malı, mülkü, makamı veya parası değilmiş. Geride bıraktığı güzel hatıralarmış. İnsanların gönlünde bıraktığı iyilikmiş. Birilerinin “İyi insandı” diyerek onu hayırla anmasıymış.
Sadin Babo'nun en büyük mirası da işte budur.
Güzel bir isim…
Temiz bir hatıra…
Ve ardından edilen dualar.
Bingöl değişiyor. Eski sokaklar değişiyor, eski dükkânlar kapanıyor, insanların birbirini tanıdığı o küçük şehir havası giderek azalıyor. Bir zamanlar herkesin birbirini tanıdığı, bir selamın uzun bir sohbete dönüştüğü günler yavaş yavaş hatıralara karışıyor.
İşte Sadin Babo, o eski Bingöl'ün yaşayan hatıralarından biriydi.
Onun boya sandığı sadece ekmek kazandığı bir araç değildi. O sandığın başında yıllar birikti. İnsanların hikâyeleri, dostluklar, ayrılıklar, düğünler, cenazeler, sevinçler, acılar ve nice hayat hikâyesi gelip geçti.
Babo ise bütün bunlara sessiz bir tanıklık etti.
Şehrin değişmesine, insanların gelip geçmesine, çocukların büyüyüp uzaklara gitmesine, dostların birer birer eksilmesine şahit oldu.
Ve şimdi sıra onda…
O da bu şehirden geçip gitti.
Ama bazı insanlar bir şehirden geçip gitmez; şehrin hafızasına yerleşir.
Sadin Babo da Bingöl'den öyle geçti.
Arkasında boya sandığını, nasırlı ellerini, sıcak tebessümünü, kendine has sohbetini ve sayısız hatırasını bırakarak…
Belki bundan sonra Dörtyol'dan geçenlerin gözleri yine istemsizce Derman Eczanesinin önündeki o köşeye takılacak. Bir anlığına, sanki Babo yine orada oturuyormuş gibi hissedecekler.
Belki birisi,
“Dün akşam rahmetli babanı rüyamda gördüm…” diyen o tanıdık sesi duyduğunu sanacak.
Sonra gerçeği hatırlayacak.
Ve yüreğine bir hüzün çökecek.
İşte insan bazen birini kaybettiğinde, aslında onunla birlikte bir dönemi de kaybediyor. Bir sokağın eski hâlini, bir dükkânın kokusunu, bir sohbetin sıcaklığını, çocukluğunun bir parçasını da uğurluyor.
Sadin Babo'nun ardından duyduğumuz hüzün biraz da bundandır.
Çünkü onunla birlikte Bingöl'ün eski, samimi, birbirini kollayan, birbirinin hatırını soran yüzlerinden biri daha eksildi.
Ama biliyorum ki onun adı unutulmayacak.
Derman Eczanesinin önü, Dörtyol'un o tanıdık köşesi ve Afatlar'ın emektar sokakları onu hatırlayacak.
Onu tanıyanlar çocuklarına, çocukları da kendi çocuklarına anlatacak belki.
“Bizim zamanımızda Sadin Babo vardı…” diye başlayacak bir cümle.
Ve o cümlenin içinde bir şehir, bir dönem, bir insanlık hikâyesi saklı olacak.
Çünkü bazı insanlar öldükten sonra değil, unutulduktan sonra kaybolur.
Sadin Babo ise unutulmayacak.
O, Bingöl'ün sokaklarında yürüyenlerin hafızasında, eski dostların sohbetlerinde, edilen dualarda ve gönüllerde yaşamaya devam edecek.
Şimdi bize düşen, onun güzel hatırasını yaşatmak, adını hayırla anmak ve ardından bir Fatiha göndermek.
Rabbim mekânını cennet, makamını âli eylesin.
Çektiği hastalıkları günahlarına kefaret eylesin.
Diyarbakır yollarında tükettiği ömrün, hastane koridorlarında çektiği çilenin ve sessizce taşıdığı bütün acıların karşılığını rahmetiyle versin.
Başta ailesine, yakınlarına, dostlarına ve onu seven bütün Bingöllülere sabır ihsan eylesin.
Ve bizlere de onun gibi, geride güzel bir isim bırakmayı nasip etsin.
Çünkü dünya gerçekten çok kısa…
İnsan gelir, bir müddet yaşar ve sonra sessizce göçüp gider.
Geride kalan ise ne servettir ne makam…
Geride kalan, insanların dilindeki güzel söz ve gönlündeki güzel hatıradır.
Sadin Babo da işte böyle bir hatıra bıraktı.
Bingöl'den bir Sadin Babo geçti.
Bir boya sandığı vardı…
Nasırlı elleri vardı…
Bitmeyen bir tebessümü vardı…
Bir de insanın yüreğine dokunan o güzel sohbeti…
Şimdi o köşe sessiz.
Boya sandığı suskun.
Ama onun güzel hatırası hâlâ yaşıyor.
Ve biz her Dörtyol'dan geçtiğimizde, belki de gözlerimiz yine onu arayacak.
Bulamayacağız…
Ama gönlümüzde hep aynı cümle yankılanacak:
“Bingöl'den bir güzel insan geçti…
Sadin Babo geçti.”
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Ruhuna Fatiha…