KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
08 Temmuz 2026 Çarşamba
°C

Demirel'in, 'nurcu' olduğu günler

Süleyman Demirel, Müslümanlara karşı takındığı tavırlarla büyük tepki topluyar. Oysa Demirel, 1970'li yıllarda Nurcular'dan oy almak için neler söylemişti neler...

Demirel`in, `nurcu` olduğu günler
07 MAYIS 2006 PAZAR 12:26
0
2055
0
AA aa

Allah, 'Müslüman Türkiye' sözümden geri döndürmesin
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1980'lerde irtica ve laiklik gibi konularda öyle kalın laflar söylüyordu ki, kazara Bülent Arınç demiş olsaydı kıyamet kopardı


Demirel, 1969'da başbakanken Hayat Mecmuası'na "Bizim ailede ayrı gayrı yoktur. Üç kardeşiz. Hacı Ali, Şevket ve ben. Üçümüzün kazandığı ortaktır. Hepsi bir çanakta toplanır. Herkes ihtiyacına göre çanaktan alır" demişti.

Geçenlerde Habertürk TV'de yaptığı açıklamalarla gündeme gelen eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1960'lardan 1990'ların başına kadar, laiklik ve irtica konularında şimdiki çizgisiyle çelişen söylemlere imza atmıştı. 1971 ve 1980'de Başbakanlıktan uzaklaştırılan Demirel, 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı idi. Bu dönemde, önceki görüşlerini tekzip eden bir çizgi izledi. Oysa daha önce, YAŞ kararlarının yargı denetimine tabi olmasından tutun da, başörtülülerin üniversitede okumaları gerektiğine kadar çok farklı görüşlerle halkın karşısına çıkmıştı. Demirel, 1980'lerde öyle cümleler sarfediyordu ki, 1990'larda aynı şeyleri söylemiş olsaydı değil Cumhurbaşkanı, Çankaya Köşkü'nde müstahdem bile olamazdı.

Sol çevreler tarafından 'mürteci' olarak itham edilen Demirel, laikliğin Türkiye'de tarif edilmediğini, yanlış uygulandığını, kanunlarda irtica diye bir suç bulunmadığını, irtica söylemi ile mütedeyyin insanların rencide edildiğini, devletin bile laik olmadığını savundu yıllarca. Üstüne üstlük, Türkiye'deki laiklik, Batı tipi laikliğin bile gerisindeydi. 1960'larda lideri olduğu Adalet Partisi'nin kullandığı sloganlardan birisi "Ortanın sağındayız, Allah'ın yolundayız" idi. 1980'lerde Demirel, "İmam Hatip Okulları'nın gayesi sadece din adamı yetiştirmek değildir. Dini bilen Türk vatandaşları doktor, mühendis, hakim olsa daha iyi değil mi?" diyor, ayrıca "1965'de ortaya koyduğum, herkes göğsünü gere gere ben müslümanım diyecektir. Müslüman Türkiye sözümden geri dönmedim. Allah döndürmesin" şeklinde konuşuyordu.

YER YERİNDEN OYNAMADI

"İşte, olan demokrasi orta yerde. Mahkemeli, polisli, jandarmalı bir rejim var Türkiyede ve kökünde de doğuş hatası var. Nesep hatası var."

Bu cümlelerin sahibi ne Şevki Yılmaz ne Hasan Mezarcı ne de bir meczuptu.

Bu cümleler 1987'de Cumhuriyet gazetesinde yer alıyordu. Sözün sahibi Süleyman Demirel idi. Hakkındaki siyaset yasağının kalkması için çabalıyordu. Demirel'in Cumhuriyet'teki açıklamaları, "Atatürk laik cumhuriyet kurmamış diyen Demirel'in görüşü: Laikliği tarif etmek lazım" başlığıyla verildi. Demirel öyle kalın laflar ediyordu ki, aynı sözleri kazara Bülent Arınç söylese kimbilir neler olurdu?

'T.C. DEVLETİ LAİK DEĞİLDİR'

Söyleşide, 'Atatürk laik bir cumhuriyet kurmamış' diyen Demirel şöyle diyordu:

"T.C. Devleti, kuruluşta dini olan bir devlettir. 1928'e kadar anayasa "devletin dini İslamdır" diyor. 1928'de 'dini islamdır' kısmı kaldırılıyor. 14 sene sonra 1937'de 'laiktir' tabiri geliyor. Din sözünün geçtiği yerde laik dinle idare edildiği gibi bir mana anlaşılacaksa, o anayasa laik değildir. T.C. Devleti laik değildir. Çünkü T.C. Devleti anayasanın 24. maddesinde din eğitimi mecburi yapılıyor."

"Şu laikliği tarif etmek lazım. Anayasanın hiçbir yerinde tarif edilmiyor. Laiklik sadece Ceza Kanunu'nun 163. maddesinde bir cümle ile geçiliyor" diyen Demirel, "Her askeri müdahale öncesinde irtica ve laiklik çiğneniyor gerekçesi vardır. 1980 dahil. 6 Eylül 1980 tarihinde yapılan Konya mitinginde suç bulunmadığına göre doğru mu yapılıyor? Dönüyorum geliyorum, bu miting 12 Eylül 1980'de çıkartılan ihtilal beyannamesinde ihtilal gerekçesi olarak gösteriliyor. Suç sabit oluncaya kadar kimse suçlu değildir" şeklinde konuşuyordu.

'İNKILAPLARI KANUNLA KORUMAK TUTUCULUK'

1987'de üniversitelerde başörtüsü yasağı tartışmaları yaşanıyordu. Aynı söyleşide Demirel, "Başörtüsünün laklikle bir alakası yok. Kıyafet o. Kıyafete bakarak kafanın içini çıkarmak... Bunlar çok uzun şeyler. Bunları hakimler filan suç saymaz. Kimse suç saymaz" diyordu. Cumhuriyet'ten Yalçın Doğan'ın "Kıyafet bir düşüncenin sembolü olamaz mı?" şeklindeki sorusuna Demirel şöyle cevap veriyordu:

"Şimdi bakın, kimse düşüncesinden dolayı 'sen böyle düşünü yorsun' diye adamı cezalandırmanın manası yok. Hür ve demokrat bir Türkiye istemiyor muyuz? 'Herkes istediği gibi düşünsün' dedikten sonra adamın giyimine niye mani oluyoruz? Nitekim Türkiye şalvar giymiyor mu? 'inkılap kanunları ihlal oldu' diyoruz. Ben yine Türkiye'nin geneli için söylüyorum. Kendimi savunmak için söylemiyorum. Bu inkılaplar ne zaman oldu? 50-60 sene evvel. Daha kaç sene Türkiye bu inkılapları kanunla korumak mecburiyetinde kalacak? Ya da ne zaman 'bu inkılaplar oturmuştur. Bu kanunlara gerek kalmamıştır' diyecek? 50-60 sene oturmayan inkilap olur mu canım? Bence Türk entelektüeli elini şakağına dayayıp bunları düşünmeli:

 Şimdi ortamı değildir. Demirel bunları söyledi, yarın bir sürü adam bana saldıracaktır. Ben bir entelektüel, bir aydın, bir siyasetçi olarak üzerime düşeni yaptım arkadaş. Ne inkılaba, ne inkılap kanunlarına karşıyım. Bu mümkün de değil. Bir soru koyuyorum ortaya. Türkiye daha kaç sene, 50-60 sene evvel yapılmış inkılapları kanunla korumak mecburiyetinde kalacak? Asıl soru bu. Tutuculuk derseniz, esas tutuculuk burada."

DERVİŞ VAHDETİ KORKUSU

Demirel, Türkiye'nin Derviş Vahdeti ve Derviş Mehmet korkusundan kurtulması gerektiğini belirterek, "Dinin ve dindarlığın bir tehlike kaynağı olabileceği korkusundan kurtulmalıdır. Eğer din bir tehlike kaynağı ise, milletin yüzde 60'ı namaz kılıyor, yüzde 99'u da müslüman. Kendi milletinden korkan devlet olur mu?" diyordu. Demirel, Yalçın Doğan'ın "Sayın Başbakanın Türkiyede demokrasi vardır sözüne katılıyor musunuz?" sorusuna ise şu cevabı veriyordu:

"İşte, olan demokrasi orta yerde. Mahkemeli, polisli, jandarmalı bir rejim var Türkiyede ve kökünde de doğuş hatası var. Nesep hatası var."

İrtica kampanyası sıtma nöbeti gibi

Süleyman Demirel 1987'de Nurculara ait Köprü dergisinde 'irtica kampanyaları'nın bir sıtma nöbeti gibi tekrar ettiğini belirterek şöyle diyordu:

"İrticanın da, laikliğin de, bunların sınırlarının da vuzuha kavuşturulması lazımdır. 'Vardır, yoktur'dan evvel, var olan nedir, olmayan nedir? Herkesin kendine göre bir laiklik anlayışı var. Bir kişi tabii olan haklarını kullanıyor veya fevkalade mantıklı şeyler söylüyor. 'Laiklik çiğneniyor' diyorsunuz. Bu kişiye göre değişiyor. Bunun da bir vuzuha kavuşması lazım. Bana göre, laiklik din ve vicdan hürriyetini sınırlamamalı. Din ve vicdan hürriyetini daraltamazsınız. 'Laiklik çiğneniyor' diye yapılan tartışmalar bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına alıyor. Bir hakkın kullanılmasına mani olunuyor. Bunları Türkiye ortadan kaldırabilmeli. Bu tartışmaları da hoş hoşgörüyle yapmalı. Herkes ne düşündüyse söylemeli."

'BAŞÖRTÜSÜ, ANAYASA MAHKEMESİNİN İŞİ DEĞİLDİ'

Süleyman Demirel, 1980'lerde çeşitli dergilere verdiği söyleşilerde ilginç açıklamalar yapmıştı. "Bugün Türkiye'yi birarada tutan en büyük bağ, millet bağı olarak söylüyorum. Müslümanlıktır. Allaha şükür müslümanız. Ve bizi millet yapan bağ olduğu için müslümanız değil. Müslümanlığımız bizi millet yapmıştır. Kim bunu tahribe kalkarsa altında kalır" cümlesi de ona aitti.

'ZORLA BAŞINI BAĞLA DİYEN YOK'

Demirel, 1989'da Köprü dergisine verdiği söyleşide başörtüsüyle ilgili şöyle demişti: "Anayasa Mahkemesi'nin işi değildi bu. Aslında kanunluk bir iş de değildi. Hükûmet başörtüsü olayında çok zikzak çizmiştir. Aslında üniversite yönetimleri de hiçbir mesele yapmadan bunu halledebilirlerdi. İterken kakarken yanlış bir istikamete girdi. Yine de üniversiteler kendi içlerinde çözebilirler. Başından beri olayı şöyle vaz ettim:

Türkiye'de bizim kadınlarımızın yüzde 70'i başını bağlar. Bunların başını açtıramazsınız. Açtırmak isteyen mi var? İstenmiştir vaktiyle. Zor kullanılmıştır ve çok büyük mukavemet gösterilmiştir. Ülkenin çeşitli köşelerinde bunun ıztırapları anlatılır. Sonra kendi haline bırakılmıştır. Benim söylediğim şu oldu:

Serbest bırakalım. İsteyen bağlasın, isteyen açsın. Böylece, başını bağlayan insanlara, başındaki örtü zorla alınacakmış gibi bir intibayı, bir korkuyu vermemiş olursunuz. Bunu böyle yüksek yargı organlarına götürerek halletmek mümkün değil. Türkiye'de durum şudur:

Türkiye henüz laiklik kavramını bir 'consensus'a, bir mutabakata bağlamış değildir. Çeşitli gruplar var. Bunlar, 'Bizim başımızı bağlatacak mısınız?' diye ayağa kalkıyorlar. 'Başımızı bağlamak istemiyoruz' diyorlar. Size zorla 'Başınızı bağlayın' diyen yok. Bağlamayana karışılmadığı gibi, bağlayana da karışılmasın."



Yeni Şafak
YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
07.07.2026
13:31
Servi`de dut pekmezi mesaisi başladı!
Servi'de dut pekmezi mesaisi başladı!
Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı Servi köyünde yaz mevsimiyle birlikte dut pekmezi mesaisi başladı. Tamamen geleneksel yöntemlerle ve el emeğiyle hazırlanan pekmez, günler süren zahmetli bir sürecin ardından sofralara ulaşıyor.
07.07.2026
12:09
Bingöl Umut Kervanı`ndan haziran ayında 3,8 milyon TL`lik yardım
Bingöl Umut Kervanı'ndan haziran ayında 3,8 milyon TL'lik yardım
Bingöl Umut Kervanı Derneği, 2026 yılı haziran ayı faaliyet raporunu açıkladı. Dernek, yurt içi ve yurt dışındaki ihtiyaç sahiplerine toplam 3 milyon 796 bin 291 TL tutarında ayni ve nakdi yardım ulaştırdığını duyurdu.
07.07.2026
11:26
Bingöl`deki feci kazada 3 kişi hayatını kaybetti
Bingöl'deki feci kazada 3 kişi hayatını kaybetti
Bingöl'ün Yayladere ilçesinde meydana gelen trafik kazasında pikabın uçuruma yuvarlanması sonucu 3 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi ise yaralandı. Hayatını kaybedenlerin Diyarbakır'ın Hani ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.
06.07.2026
18:49
12Bingölspor`da aday çıkmadı! Sitemler sloganlarla haykırıldı
12Bingölspor'da aday çıkmadı! Sitemler sloganlarla haykırıldı
Bugün Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nde ASKF Başkanı Ali Ekber Alimoğlu'nun divan başkanlığını yaptığı 12Bingölspor Olağan Üstü Kongresine, Eski Başkan M.Engin Özturan da katıldı. Özturan, takıma sahip çıkılmaması konusundaki sitemini paylaşırken, beklenen aday çıkmaması üzerine evraklar imzalanarak kulübün Bingöl Valiliği'ne devri kararı alındı. Evraklar yarın Valiliğe teslim edilecek ve kayyum atanacak.
06.07.2026
17:52
Bingöl`de yol ve kaldırımlarda kapsamlı yenileme
Bingöl'de yol ve kaldırımlarda kapsamlı yenileme
Bingöl Belediyesi, 2026 yılı yatırım programı kapsamında 42 bin tonu aşkın BSK asfalt uygulaması ve 26 bin metrekareyi bulan parke-bazalt kaldırım çalışmasıyla şehir genelinde yol ve kaldırımları yeniliyor. Ayrıca bazı bölgelerde dekoratif aydınlatmalar da yapılacak.
06.07.2026
17:37
Sosyal yardım ödemelerine zam
Sosyal yardım ödemelerine zam
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, temmuz ayı memur maaş katsayısındaki artışla birlikte sosyal yardım ödemelerinin de yükseltildiğini açıkladı. Yaşlı aylığı, engelli aylıkları, evde bakım yardımı, SED desteği ve koruyucu aile ödemeleri yeni tutarlar üzerinden hesaplara yatırılacak.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın