Nasıl bir yargı bu?
Gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor ki Türkiye'de “yüksek yargı”, devletin işlediği suçların arkasına saklanacağı bir “demir perde” rolü üstleniyor.
Devletin işlediği her suç, o “demir perdenin” ardına konup bir dokunulmazlığa kavuşturuluyor.
Bu durumun en korkunç, en utanç verici örneği biliyorsunuz Şemdinli davasında yaşandı.
Şemdinli olayını soruşturan, oradaki suikastların ve sabotajların Ankara'ya ulaştığını söyleyen bir iddianame yazan Van savcısı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından meslekten atıldı.
Savcının söylediklerinin tümünün doğru olduğu bugün daha da açık bir şekilde görülüyor.
Doğruları söyleyen, gerekli soruşturmayı yapan savcıyı cezalandıran bir adalet sistemine güvenilebilir mi?
Güvenilmez.
O savcıyı meslekten atan “yüksek yargıçlardan” hangisi bugün televizyona çıkıp bu halka, o savcıyı niye attıklarını anlatabilir?
Hangisinin cesareti yetebilir buna?
Hiçbirinin.
Bu toplumun güvenliğini kendilerine teslim ettiğimiz o kurul, suçun ve suçlunun ortaya çıkması için değil, suçlunun ve suçun korunması için attı o savcıyı.
Bana sorarsanız o kurulun üyelerinin, o karardan dolayı soruşturulmaları ve yargılanmaları gerekir.
Çok ciddi bir soruşturmanın önünü kestiler çünkü.
Adaletin gerçekleşmesini engellediler.
“Ankara'daki suçluları” adaletin elinden kurtarıp, onları sakladılar.
Bence yaptıkları çok açık bir “suç ortaklığıdır.”
Bir gün, o suçlulara “iyi çocuklar” diyen zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı yargı önüne çıkarsa, savcıyı meslekten atarak o generali koruyan yüksek yargıçlar da yargının önüne çıkacaklar.
Yüksek yargıçların “dokunulmazlıklarına” güvendiklerini biliyorum.
Ama hiçbir yargıcı “suç işlemesi” halinde koruyacak bir dokunulmazlık yoktur.
O kararı verenlerin yargılandıklarını da göreceksiniz.
Yargıçların dokunulmazlıkları, onların özgürce ve adilce karar verebilmelerini güvence altına almak içindir.
Adalet, “hata” yapabilir.
Ama adalet “bile isteye” suçluyu koruyup, suçu ortaya çıkaranı engelleyemez.
Bunu yaparsa suç işler.
Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu o suçu işledi.
Çünkü adaleti değil, “devletin içindeki suçluları” savunmayı seçtiler.
Bugün aynı kurulda kıyametler kopuyor.
Şimdi de Ergenekon'u ve Güneydoğu'daki JİTEM cinayetlerini soruşturan savcıların önünü kesmeye çalışıyorlar.
Anlayabildiğimiz kadarıyla, Şemdinli savcısını feda ederek siyasi geçmişinin en büyük günahını işleyen AKP iktidarı bu kez kararlı ve sağlam duruyor.
Şemdinli savcısını harcayarak korudukları generalin, burunlarına dayadığı “muhtıra” onlara “dürüstlüğün” önemini öğretti sanırım.
Savcıları korumak için mücadele veriyorlar şimdi.
Ergenekon Savcısı Öz'ün “yüksek yargıçların” hışmından kurtarıldığı söyleniyor.
Ama bugün bizim sürmanşetimizde okuyacağınız o korkunç cinayetleri işleyen albayı “dokuz kere müebbet” istemiyle mahkemeye sevk eden savcıyı, “suçu ortaya çıkardığı” için cezalandırmaya uğraşıyorlar.
Bir yandan da onun soruşturmasını derinleştirerek, “Fırat'ın öte yakasındaki Ergenekon'u bütün boyutlarıyla” deşifre etmesinden çekiniyorlar.
Çünkü korkunç gerçekler çıkacak oradan.
Daha şimdiden nice alçakça cinayetin izleri bulundu.
Devam edildiğinde, “o albaya” kimin emir verdiği, resmî “karakol şemalarında” varlıkları görülmeyen “paralı katillerin” maaşlarının nerelerden karşılandığı, o paraların ödenmesi için kimlerin talimatıyla harekete geçildiği de ortaya çıkacak.
Bir büyük suç zinciri yakalanacak.
Yüksek yargıçlar, bunu yapacak savcıyı neden engellemeye çalışıyorlar?
O savcı işini iyi mi yapmadı, suçluları mı ortaya çıkarmadı, gerçekleri mi sakladı?
Böyle bir suçu ya da kabahati mi var savcının?
Yoksa “yüksek yargıçların” çabası, gerçek suçluların ortaya çıkmasını engellemek mi?
Bu yargıçlar adaletten mi yoksa Ergenekon'dan mı yana?
Türkiye “yüksek yargıçların” hepsini yakından izlemek, geçmişlerinde yaptıklarını ortaya çıkarmak, ilişkilerini aydınlığa kavuşturmak zorunda.
Suçluları bulup adaleti uygulama yolunda karşılaştığımız en büyük engel “adaletin cüppesini” giymiş birileri çünkü.
O cüppeyi çekip, altında ne var hep birlikte bakmalıyız.
Göreceğimiz gerçek, bizi dehşetten ürpertecek bile olsa...
Taraf

17 TEMMUZ 2009 CUMA 23:16 |
0 |
1136 |
0 |
|
AA |
aa |
|
|
06.02.2026 14:36
 |
Karlıova'nın Hafızası Kitapla Geleceğe Taşındı |
Bingöllü yazar Sebeki Özmen'in kaleme aldığı 'Karlıova'da Doğal Yaşam ve Kültür' adlı eser, ilçenin doğasını, sözlü tarihini ve kuşaklar arasında aktarılan yaşam bilgisini edebi bir anlatımla kayıt altına alıyor. 224 sayfalık kitap, Karlıova'nın zorlu doğasıyla yoğrulan kültürünü gelecek nesillere taşıma amacıyla hazırlandı. |
|
06.02.2026 13:51
 |
Dağılma: 'Anadil eğitimi, kimliğin ve kültürün geleceğidir' |
Millî Eğitim Bakanlığı'nın seçmeli ders tercih süresini 20 Şubat 2026'ya kadar uzatmasını değerlendiren Bingöl Üniversitesi Zaza Dili ve Edebiyatı Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Dağılma, özellikle Zazaca başta olmak üzere anadil derslerinin öğrencilerin kültürel kimliği ve dil mirasının korunması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. |
|
06.02.2026 12:56
 |
Alban: 'Bilime Değil Ranta Yatırım Yapılıyor' |
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Mehmet Alban, deprem gerçeğine rağmen afet risklerini azaltmaya yönelik yatırımların yetersiz kaldığını belirterek, Bingöl'ün yüksek deprem tehlikesi altında olduğunu ve önleyici çalışmaların geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. |
|
06.02.2026 12:38
 |
Baraç: 'Deprem Kader Olabilir, İhmal Değil' |
DEVA Partisi Bingöl İl Başkanı Nihat Baraç, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde yaptığı açıklamada hem deprem sürecindeki kriz yönetimini eleştirdi hem de Bingöl'ün ciddi deprem riski altında olduğunu vurgulayarak yetkililere önlem çağrısında bulundu. |
|
06.02.2026 12:15
 |
Hülakü, Bingöl'ün deprem hazırlığı için Meclis Araştırması istedi |
DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, Bingöl'ün deprem riskine karşı hazırlık düzeyinin araştırılması için TBMM'ye Meclis Araştırma önergesi verdi. Hülakü ayrıca yapı güvenliği, kentsel dönüşüm, afet planları ve kurumların hazırlık durumuna ilişkin iki ayrı soru önergesiyle bakanlıklardan ayrıntılı bilgi talep etti. |
|
05.02.2026 18:15
 |
'Zazalar Kürt mü?' tartışması yeniden gündemde |
Sosyal medyada yeniden alevlenen 'Zazalar Kürt'tür / değildir' tartışması akademik çevrelerde yıllardır sürerken, sosyal medyada karşıt görüşlerin birbirini etiketlediği ve tartışmanın ideolojik bir zemine kaydığı görülüyor. |
|
|