KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
05 Ekim 2026 Pazartesi

Yiğit bulut yazdı..

'Dışlananlar' şimdi 'dışlayabilen' olmak üzereler...

Yiğit bulut yazdı..
29 HAZİRAN 2009 PAZARTESİ 08:16
0
1395
0
AA aa
İki kişi yanımda konuşuyorlar... Biri diğerine aynen şöyle diyor; ne oldu bu ülkeye, koskoca 28 Şubat paşaları ifade veriyor... Kimsenin dokunmaya cesaret edemeyeceği işadamları "savcılık" önlerinde, vergi daireleri bahçelerinde denetim memurlarının arasında yok olup gidiyorlar!
Hani "bazıları" özellikle birkaç aile, "bu ülkenin yerleşikleriydi"! Hani bunlara kimse dokunamazdı! Hani Türkiye'de bu adamlar "establishment'ı oluşturuyorlardı"! Ne değişti de "herkes dokunulabilir" oldu!
Sevgili dostlar, onlara söyledim, sizlere de söyleyeyim; gerçek demokrasilerde herkese "dokunulabilir"!
Her kurum içinde "yanlış yapanlara" ve "herkese" dokunulabilir! Kanunlar önünde herkes eşittir ve her ailenin mensubuna "dokunulabilir"!
Hele hele tek özelliği sadece kabarık banka hesapları olanlara ve ortamı boş bulduğu için bugüne kadar "efelik edenlere" çok daha kolay "dokunulabilir"!
Dokunmamak, "aman o şu aileden, aman o bu ailenin üyesi" gibi saçmalıklar ile "dokunulmazlar" yaratmak hatta "o aileler bir araya gelip hükümetlere posta koyarken seyretmek" en büyük saçmalık ve demokrasi ayıbıdır!
Olmadı mı? Defalarca oldu! Bu ülkede TÜSİAD hükümetlere posta koydu! Hatta sallaya sallaya "düşürdü"; üyeleri "donla" başbakan, cumhurbaşkanı ağırladı! Başbakanlar patronlara "abi" dedi, el öptüler...
Kimse "ne oluyor", "siyasete, siyasetçiye, halkın seçtiğine bu saygısızlık nedir" demedi!!
Peki bu süreç daha doğrusu bu "saçma demokrasi" anlayışı nasıl gelişti? Bugünlere nasıl geldik? Türkiye nasıl kamplara bölündü? Ve... Sonrasında, yıllarca "dışlananlar" veya diğerlerinin "dışladık, etkisizleştirdik" sandığı kesimler nasıl "iktidarı" ele geçirdiler?
Sevgili dostlar, son 50 yılda özellikle 1980 sonrası "var olmayı diğerlerinden ayrı olmak" sananlar, ülkeye hâkim oldu... Elde edilen yüksek faiz geliri ve krizlerin de etkisiyle ortaya "tepe" dedikleri bir zümre çıktı... Bunlar her alana girdiler. Haklarında "efendi" olduklarına kadar giden birçok teori üretildi. Siyasi partilerde, sanat, fikir, spor, eğlence dünyamızda hep oniar vardı. Onlar yönettiler, onlar algılattılar, diğerleri baktı... Bir kısmının hayatı magazin programlarına yansıdı... Özellikle dejenere olanların yaptıkları "renkli dergiler" haline getirilip, "70 milyonun özlediği" ve/veya "nefret ettiği" hayatlar olarak pazarlandı. "Taksim'e, Bağdat Caddesi'ne, Nişantaşı'na" yatırım yapılırken, varoşlar ihmal edildi. "En"lerin peşinde koşulurken "aşağıda" olanlar unutuldu. Birileri "merkez" oldu, diğerleri "dışlandı"...
Bu noktada tekrar soralım; yukarıda anlattığım "dışlananlar" yaratan tablo, nasıl sonuçlar üretti? Daha doğrusu 1950'ler sonrası başlayan, 1980 sonrası özellikle ekonomik modelin değişmesi ile şiddetlenen ve 1994-2000 gibi algılamayı değiştiren finansal krizler ile doruğa çıkan süreç sonunda Türkiye'de ne oldu?
Hemen arz edeyim; son dönemde gazetelere yansıyan ve her defasında "aaa" dediğimiz olaylar yaşanmaya başlandı. Kimilerine göre Türkiye'nin merkezi kaydı, kimilerine göre irtica hortladı, kimilerine göre "zenci Türkler" iktidara geldi... "İrtica geliyor" diye ayağa kalktık ama "birileri-yerleşikler" hep oturdu! Onların yeri hep sağlamdı, dokunulmazdı!
Peki bugün neler oluyor?
Sevgili dostlarım, Türkiye'deki siyasi ve ekonomik örgütlenme özellikle 1946 sonrası "merkez olanlar" ve "çevre halkalar" şeklinde oluşmaya başladı. 1980 sonrası "seçkinler" sınıfının yaratılması ile tepe noktasına ulaştı, 2000 sonrası ayrım derinleşti. Kimilerine göre bunun adı "burjuva devrimi"ydi... Burjuva devrimi! Gelinen sonuç!
Bugün hâlâ Gümrük Birliği dahi, "seçkinler" sınıfının imzası ile "büyük olanı koruyup", "orta ve küçük olana" yaşam şansı tanımayacak şekilde işliyor. Ülkede yüzde 3'lük kesimin varlığı ile yüzde 97'ninki birbirine eşit ve gelir dağılımı, Güney Amerika'dan bile daha bozuk. "Elitler" ve "halk" diye sınıflar oluştu, en kötüsü birilerinin hayatı, diğerlerinin özlemi halinde geldi... Sonunda ne oldu? Şu oldu; "dışlanan sınıflar" o kadar büyüdü ki; "seçim yoluyla" sistemi kontrol edebilecek hale geldiler, geldik ve "biz buradayız" demeye başladık! Korkmayın; kötü şeyler olmuyor; Türkiye'de halk, "yerleşiklere" karşı "kalkışıyor"!!
Peki "yerleşikler" boş mu duruyorlar? Geçmişte durdular mı?
"Dışladıkları" tarafından sistem dışına itilmeye başlananlar yani "yerleşikler", 1946'dan sonra hep aynı doktrini kullandılar... Onlara göre yukarıda tarif ettiğimiz yapı içinde Türkiye'de çok ciddi bir "irtica" tehlikesi oluştu! Oyunun adı "irtica" oldu ve 1960 sonrası "gelişerek" bugünlere geldi... Bu noktada gerçek irtica tehlikesini tespit etmemiz açısından yapmamız gereken bir ayrım var; Türkiye'nin belli bir bölümü, aileden gelenek olarak başını örtüyor ve büyük bir bölümü MB Başkanı ataması sonrası "resim konularak" eleştirilmek istenen şekilde, ayakkabılarını kapıda bırakıyor. Bazılarına göre "bu kesim dahi tehlikeli"... Bu noktada bir tespit; gözlerimizi daha iyi açarsak "Türkiye'nin tablosunu" daha net görebilir ve "kendi ortalama" vatandaşımızı daha iyi tanıyabiliriz. İçinde yaşadığımız "finansal tabanlı" genleşip küçülen, üretimin dışarı itildiği model, sağlıklı bir siyasal yapı ve sağlıklı bir sosyolojik dinamik üretemiyor. Bu noktada "Türkiye nereye gidiyor" diye sorgulayanlara tavsiyem; ekonomik dengeleri ve bu yapı içinde sistem dışına itilip "zenci" olanları üreten çarkları analiz ederek işe başlayın ve şunu da net olarak görün; Türkiye değişiyor ve "yerleşikler" tasfiye oluyor! Peki şimdi ne olacak? Bence asıl bunu tartışmak gerekli, bundan sonra bunu tartışmaya devam edecek...
Sonuç: Dün yazdım, bugün de yazacağım; Türkiye'de bir "cambaza bak" oyunu yıllardır oynanıyor! Günlerdir bir "kâğıdı" tartışıyoruz! Gerçekleri görelim. Türkiye'de "establishment" sendeliyor ve bu sendeleme "demokrasinin" oturması, halkın bankacılıktan-etnik sorunlarına kadar birçok alanda "kendi haklarına" sahip çıkması için bir "umut"! Bu mücadeleyi doğru "algılamak" ve doğru "analiz" etmekte yarar var! Bu ükeye ne TSK'dan, ne de seçtiğimiz hükümetlerden asla zarar gelmez. Tartışmalar olur, deniz dalgalanır ve durulur! Ama bazı gerçeklerimiz vardır ki; çok ama çok acıdır ve biz yaratılan "kavgalar" içinde bu gerçekleri her zaman ıskalarız. Bir örnek verip bitireyim; Türkiye'de 72 milyon insan yılda 52 milyar dolar üstünde "faiz ve sıcak para rantını" sadece 5000 "gerçek ve tüzel" kişiye aktarır! 72 milyon çalışır, üretir; içeride ve dışarıda yerleşik 5000 gerçek-tüzel kişinin cebine haftada 1 milyar dolar koyar! Herkes "kâğıdı" tartışır ama kimse buna "ne oluyor" demez! İşte şimdi bunlara "ne oluyor" deme zamanı geldi, geliyor! Sakin olalım ve gelişmeleri bekleyelim...
YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
05.10.2026
00:25
Karlıova`da atlar yarıştı, Vali Çelik de piste çıktı
Karlıova'da atlar yarıştı, Vali Çelik de piste çıktı
Bingöl'ün Karlıova ilçesinde düzenlenen 4. Geleneksel Toklular At Yarışları, farklı illerden gelen 40 yarışmacının mücadelesine sahne oldu. Yarışların ardından Bingöl Valisi Cahit Çelik ata binerek yarış alanında tur atarken, etkinlik renkli görüntüler oluşturdu.
05.10.2026
00:23
Bingöllü öğrenciler TEKNOFEST`te Türkiye birincisi oldu
Bingöllü öğrenciler TEKNOFEST'te Türkiye birincisi oldu
TEKNOFEST Güneydoğu için Şanlıurfa'da bulunan Bingöllü öğrenciler, Yer Bilimleri alanında hazırladıkları projeyle Türkiye birinciliği elde etti. Hasan Fırat Kaçmaz ve Muhammed Server Bekil'in birincilik ödülü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından takdim edildi.
05.10.2026
00:22
Hızar kazasında iki parmağını kaybetti! Aileden `13 saatlik bekleme` iddiası
Hızar kazasında iki parmağını kaybetti! Aileden '13 saatlik bekleme' iddiası
Bingöl'ün Genç ilçesinde odun keserken ayağını hızar testeresine kaptıran 39 yaşındaki Mustafa Pirinci'nin iki parmağı koptu. Ailesi, yaralının farklı sağlık kuruluşları arasındaki sevk sürecinde yaklaşık 13 saat ameliyat beklediğini ve bu nedenle parmaklarının kurtarılamadığını ileri sürdü.
05.10.2026
00:20
12 Bingölspor Adana`da son bölümde yıkıldı: 1-0
12 Bingölspor Adana'da son bölümde yıkıldı: 1-0
2. Lig Kırmızı Grup'ta mücadele eden 12 Bingölspor, Adana 01 FK deplasmanında uzun süre golsüz eşitliği korudu ancak maçın son bölümünde kalesinde gördüğü golle sahadan 1-0 mağlup ayrıldı. Yeşil beyazlı temsilcimiz, sezonun 5. haftasını puansız tamamladı.
05.10.2026
00:18
Ölen gencin ailesi:
Ölen gencin ailesi: 'İhmali olanlar hesap vermeli!'
Solhan'da okul pansiyonundaki yük asansöründe başının sıkışması sonucu yaşamını yitiren 15 yaşındaki Abdülkerim Demir'in ölümüyle ilgili gözler yürütülen adli ve idari soruşturmaya çevrildi. Aile, kazada ihmali bulunanların ortaya çıkarılmasını ve sorumluların hesap vermesini istiyor.
05.10.2026
00:17
Gözyaşları arasında hüzünlü veda!
Gözyaşları arasında hüzünlü veda!
Bingöl'ün Solhan ilçesinde okulun mutfağındaki yük asansöründe başının sıkışması sonucu ağır yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 15 yaşındaki Abdulkerim Demir, gözyaşları arasında toprağa verildi.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın