|
Beşeri yasalar, tutmayan yamalarİslami Hukuk (Şeriat) sistemi ile yönetilen Osmanlı'nın yıkılışından bu yana 94 yıl geçti. Yaklaşık altı asır şer'i hukukla halkını yöneten Osmanlı'nın çöküşü ile halk yeni bir Devlet ve yeni bir rejim ile tanıştı. * Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte din, Laiklik ilkesiyle tamamen Devlet yönetiminden ayrıldı. Laiklik, yeni rejimin temel taşını oluşturarak, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri arasında yer aldı. * Osmanlı'da hukuk sistemi, Kur'an-ı Kerim'deki Yusuf Suresi “Hüküm sadece Allah'a aittir” 40. Ayetine dayanırken, Türkiye Cumhuriyeti'nde ise “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesi esas alındı. Egemenliğin halka verilmesi ile birlikte, belirli periyotlarda yapılacak seçimler sonucunda seçilen vekiller, TBMM'de halkı yönetmek için kanunlar çıkarma yetkisine sahip oldu. * Halkın egemenliği ilkesine dayalı olan ilk Anayasa 1921'de ilan edilerek, Dinin Devlet yönetimindeki etkisi ortadan kaldırıldı. 23 maddeden oluşan bu Anayasa, ihtiyaçları karşılamadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Dönemi Anayasası ile değiştirilmek zorunda kalındı. “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” sadece üç yıl yürürlükte kalmış ardından “Cumhuriyet Dönemi Anayasası” yani 1924 Anayasası, Meclis'te büyük çoğunlukla kabul edilerek yeni yönetilme biçimini oluşturdu. Sözde halkın egemenliği ilkesiyle yönetilmeye başlanan Türkiye halkı, 1926'da TBMM'de kabul edilen yeni hukuk sistemleri olan; -İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenip, -Alman Ceza Muhakemesi kanununa göre yargılanıp, -İtalyan Ceza Yasasına göre cezalandırılıp, -Fransız İdare Hukuku'na göre idare edilip, -İslam Hukuku'na göre gömülmeye başlandı. 1928'de yapılan düzenleme ile Devletin dininin “İslam” olduğu ilkesi de çıkarılmıştı. Yasaya itiraz edenler ise darağaçlarına gönderildi. * Tarihsel süreç içerisinde birbiri ardına çıkarılan kanunlar, ortaya çıkan sorunları çözmeye yetmedi. 1921 Anayasası ve 1924 Anayasası halkın sorunlarına çözüm olamadığı gibi, sözde daha fazla Demokrasi getireceğine inanılan 1961 ve 1982 Anayasaları da ortaya çıkan açıkları hiçbir zaman kapatamadı. 2007 ve 2010 yıllarında yapılan Anayasa Referandum Paketleri ile birlikte tam 17 defa değiştirilen 1982 Anayasası, Adaleti tesis edemediği gibi, toplumdaki yeni bir Anayasa taleplerini dindiremedi. “Yeni Anayasa” her dönemde halkın en büyük talepleri arasında yer alırken, “Nasıl bir anayasa?” sorusu ise hep yanıtsız kaldı. Meclis'te grubu bulunan partiler tarafından kurulan Anayasa komisyonları, ya masaya oturmadan, yâda henüz birkaç madde görüşülmeye başlanmışken sonlandı. * Toplumun mutabakatta varacağı bir Anayasa hayalden öteye geçmez. Buna itirazı olan varsa halkın egemenliğine dayalı bir Anayasa hazırlanmasındaki kıstası açıklayabilir mi? Halkın seçtiği vekiller Meclis'te birbirinin boğazını sıkarak mı adaleti tesis edecekler? Güldürmeyin insanı! Yeni Anayasa çalışması olsa dahi her zaman olduğu gibi birkaç Anayasa Profesörü oturup halkın yerine kendi fikirlerini kanun taslağı diye sunacak, halkımızda her zaman olduğu gibi kendi partisinin görüşüne uyarak sandığa gidecek. Buna da halkın egemenliği denecek. Tabi, yerseniz. * Türkiye'nin tarihsel sürecine bakıldığında beşeri anayasaların halkın taleplerini hiçbir zaman karşılayamadığı su götürmez bir gerçektir. Zaten bir partinin özgürlük saydığını bir parti gericilik, bölücülük kabul ediyor. Bu durumda toplumsal mutabakat imkânsızdan öteye geçmiyor/geçemiyor. Madem Yeni Anayasa tartışmaları hala sürüyor, Meclis dâhil birçok sivil toplum kuruluşu öneri alıyorsa bende düşünce özgürlüğü bağlamında kendi önerimi sunuyorum: Yeni Anayasa Yusuf Suresi 40. Ayet ekseninde hazırlanmalı ve kanun koyucu olarak yalnız ve yalnız Allah kabul edilmelidir.
YORUM YAZIN
|