|
Devenin kendi hörgücündeki eğrileri görememesiBir üniversitenin yönetimi ne ile övünebilir? Akademik birimleri ile mi, öğrenci sayısı ile mi, ulusal ve uluslararası bilimsel yayın ve araştırmaları ile mi, projeleri ile mi? Elbette bunların hepsi ayrı ayrı ve toplamda birer ölçüttür. Şimdi bakalım şehrimizde bulunan üniversitenin genel durumuna ve onu eleştiren bir üniversitenin rektör yardımcısının üniversitesine… Bingöl Üniversitesi 2007 yılında bir meslek yüksekokulu ile kuruldu. Bugün 7 fakültesi, 4 enstitüsü, 3 yüksekokulu ve 5 meslek yüksekokulu var. Bunun yanında 11 bin 61 öğrencisi, 484 akademik personeli, 291 idari personeli ve bunun yanında 28 daimi işçi, 63 özel güvenlik görevlisi, 3 geçici personeli ve 1 tane de sözleşmeli personeli var. Tam olarak 12 bin 3 kişilik bir aile. Şehir nüfusunun yüzde 12'sine tekabül eden bir yükseköğrenim kurumu. Yaptığı uluslararası kongre, konferans ve sempozyumlarla şehrin ve ülkenin tanıtımına katkıda bulunuyor. Diğer kurumlarla işbirliği yapıyor, şehrin ekonomik ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunuyor. Tahsis ettiği yer ile bünyesinde kurulan “çağrı merkezi” yüzlerce insana istihdam olanağı sağlıyor. *** *** *** Bilim insanlığın faydasına olduğu gibi zararına da olabilir. Yani anti-bilimci olmak da olasıdır. Teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırabilir, ama, toplu katliamlara da sebep olabilir. Bilim insanları da ideolojik saplantıları ön sıraya koyarlarsa toplumu gerebilir ve kaotik durumlara da sebep olabilirler. 2007 yılında kurulmuş bir üniversitenin birkaç yıl boyunca rektör yardımcılığını yapmış “prof” ünvanlı bir akademisyenin Bingöl Üniversitesi hakkında söyledikleri “devenin kendi hörgücündeki eğrileri görememesi” gibi bir şey. Bu akademisyenimiz Mart ayında Bingöl'e geliyor ve gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Bingöl Üniversitesi'ne ithafen “aklınızı başınıza alın, sistemin oyununa gelmeyin, eğer bunun hesabını sorulmayacağını düşünüyorsanız çok yakında yanıldığınızı göreceksiniz” diyor. Kısaca tehdit ediyor. Daha ilginç ve de bilinen bilgiler paylaşalım: Bu profesör bir ilimizde bir siyasal partinin milletvekili adayı oluyor. Hakkında adli yargılama olayı devam ediyor. Bir süre tutuklu kalıyor ama, şu anda serbest. Acaba, hangi sistemden bahsediyor, “sistemin oyununa gelmeyin” derken. Kendileri başka bir sistemin hukukuyla mı yaşıyor, siyaset yapıyor. “Yakında yanıldığınızı göreceksiniz” derken ne ile tehditler savuruyor. *** *** **** Şimdi bu zatın üniversitesi ile Bingöl Üniversitesini kısaca karşılaştıralım: 2014-2015 yılında tıp fakültesi olmayan üniversitelerin puan sıralamasında Bingöl üniversitesi 63 üniversite arasında 32. sırada yer alırken, kendi üniversiteleri son sırada. Yine aynı dönemin verilerine göre Bingöl üniversitesi toplam 127 üniversite arasında öğretim üyesi başına düşen öğrenci sıralamasında 24. sırada yer alırken, kendi üniversiteleri 91. sırada. Yine 98 devlet üniversiteleri sıralamasında Bingöl Üniversitesi 72. Sırada iken, kendi üniversiteleri yerini kaybetmiyor ve yine sondaki yerini koruyor. Yani her ölçütte hemen hemen son sıradaki yerini kaybetmiyor. Ayrıca bu şahsın, “Bingöl Üniversitesi Kürt Dili ve edebiyatı Bölümüne kayıt için öğrencilerden sabıka kaydı istendi” saikini de ispatlaması gerekmez mi? Bir akademisyen sıradan konuşmalı mı, yoksa söylemlerine kanıtlara mı dayandırmalı? Bilimde, “bilim etiği” diye bir kavram var. Etik, kısaca bir şeyin doğru veya yanlış olduğuna kişinin kendi vicdanında kara vermesi demektir. Bu vicdan muhasebesini herkes yapmalı ve başına yastığa koyduğunda rahat uyuyabiliyorsa kişi vicdani bir sorun yoktur.
Seyyit Rıza'nın “senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu” söylemini bir de kişinin kendi yalanları ve dolanları ilişkilendirmek lazım. Yani bir de tersten okuma yapmak gerek. Not: sayısal veriler http://tr.urapcenter.org/2014/ sitesinden alınmıştır. Alıntı tarihi: 06.05.2015. YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ
|