KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
15 Haziran 2026 Pazartesi
°C
Yusuf Ziya Doger
yziyadoger@hotmail.com

Insani olan…

04 MART 2013 PAZARTESİ 19:51
0
2145
0
AA aa

İnsanın evrene ait bütünün sadece parçası olduğunun bilincinde olması onun için yeterli mi? Bence bunu bilmektir asıl olan.

Bilmek ise sorumluluğun farkına varmaktır. Sorumluluk ancak bütün parça ilişkisiyle anlam kazanır. Dolayısıyla bilmek işlev yerine getirmektir.

Şark insani erdemleri yaşam içinde üretmiş bilginin ve erdemin anavatandır. Ama şark insanının özünde, talihinde ve fiziki dünyasında ise yalpalamak vardır.

Antik Yunan, şarkın yaşamdan üretilen erdemlerini kavrayamayınca zihinsel olana yönelmek zorunda kaldı. Her şeyi reel olanın dışında aradı. Denilebilir ki reel olanın dışında kalanların ise reele götüren kırıntılar olduğunu fark edenlerde onlardı.

Evet, burası doğru…

Ama erdem üretmek için yetersiz.

Bakın Helenistik dönem bir erdem arayışıdır.

Ama kıvılcımlarını Mezopotamya ve Hind'den (şarktan) alarak…

Dolayısıyla insanı çevreleyen değerlerin önemsenmesi, onu şekillendiren çevrenin onda bıraktığı izler tarafından biçimlendiğini kavramaktır.

Erdem; dağarcığınızın, ilkelerinizin ve tecrübelerinizin kapsamlı bir biçimde çevrece kutsanmasıdır.

İnsanın erdemlerce üretilen kutsallığı kendisinden mi, yoksa bütünlük içindeki anlamından mıdır?

Ne var ki bunun mutlak bir deterministik bakışla ele alınması tabi ki doğru değil. Bu noktada birey önemsenmeli bunun için eğitilmeli ve ona güven duygusu aşılanmalıdır.

Kutsallık, insanın bizatihi kendisindedir. İnsanı var eden güç ona tamamlayabilme özelliği ile kutsallık atfetmiş. İnsanın bütüne ait parça olduğunu ve bütünü tamamladığını fark etmesi kutsallığı için yeterlidir.

Ucu açıkta olsa bence bunun üzerinden düşünülmeli. Ve bu noktadan üretilen şüpheci bakış ise bize insanı konuştuklarıyla değil yaşadıklarıyla ele alma fırsatı sunar.

Şüphe, mutlaklığa gidiştir. İnsanın her şeye rağmen eksikliğinin farkına varmasıdır. Şüphe tamamlayıcı öğenin kıvılcımıdır, kavramaya gidiştir. Sorgulamadığın hiçbir bilgi ya da öğreti sana ait değildir ve olmayacaktır da…

Bu sonuca giden başlangıçtır.

Ben ve öteki aynı kefeye nasıl koyuluruz anlayışına yönelik verilebilecek cevap bu olsa gerek…

Evet, bu nedenle Rahman'ın yanında Rahim vardır. Yaratıcının sadece Müslümanların değil, yarattığı her şeyin Rahim'i olduğunu bilmedir.

Allah Çinlilerin de, Vietnamlıların da, Kızılderililerin de, Türklerin de, Farsların da, Kürtlerin de Allah'ıdır.  Ama öyle değil mi?

O halde nedir bu sadece kendini merkeze yerleştirme çabası. Ötekinin kendi kendine merkez olma çabasını önleme niyeti. Ancak benimle var olabilirsin ama çizdiğim çerçevede…

Gelenekselleşmiş din anlayışı pragmalar üzerine kurulur, oysa sorumluluk anlayışı üzerine bina edilseydi eminim ki bu konudaki algılamalar daha farklı olurdu. Asla Allah insanları bana inananlar ve inanmayanlar şeklinde ikiye ayırmaz diye inanıyorum ve buna inancımda son derece güçlüdür.

Ama mutlaklık karşısındaki tavrına bakar, pragmalar üzerinden mi ona yaklaşıyor…

Yoksa sorumluluk üzerinden mi ona yaklaşıyor? Burayı düşünmeliyiz. Yoksa diğer kısımlara yönelmek bence kaçışa yönelmektir. Ben şahsen bu sonuca bakıldığı inancını taşımaktayım.

Pragmalar üzerinden yönelimlerde bulunmak ise gücün kendimize ait olmayışıdır. Başkasından ödünç alınan ortaklıktır. Kendisinden bihaber yaşayanların, kendisini aldatan sentetik dindarların, gafillerin en kolay yola doğru kaçış yönelmeleridir.

Bu en zor olandan kolay olana yönelmektir…

Karar vermek gerek, ben tamamlayıcı görevi yerine getirmeli miyim yoksa kendimden de kaçmalı mıyım?

Asıl olan bunu başarmaktır.

Ya kaçmak ya da üstüne gitmek tılsım buradadır tamamıyla.

O halde bilgi neyi bilmektir?

Bunun her şeyle bütünleşmiş her şeyle yoğunlaştırılmış ve senkronize olarak tasavvur edilmesi gerekir. Kendini, kaderi, yaşamsal kaotik döngüyü; Tanrıyı, yaşamayı ve tekrar doğmayı bilmeye yönelmek.

İşte bu, bütün ve parça, parça bütünlük içerisinde nereye monte edileceğini ve nereye ait olduğunu düşünmeye başlıyorsa yola koyulmuş demektir.

Yol kudreti kavramaya yönelip, kudret karşındaki konumunu düşünmektir. Sorgulamak yetiyor bunun için. Bunları bilmek için gerçekten çok iyi bir donanıma sahip olmak da gerekmiyor. Tıpkı oyunu bir partiye vermek için iyi bir siyasetçi olmak gerekmediği gibi…

Oda mutlak gücün varlığını kavramaya götürür, ama tanımlamalar farklı algılar üzerinden oluştuğu için anlamlandırma farklı olabilir.

Zaten bilgi yığıldıkça soru türevselleşmeye, mutatlaşmaya, çeşitlenmeye ve derinleşmeye başlıyor. Gerçi bu durumda denilebilir ki, bu güç yetirebilme konusu ile alakalı…

Bakınız âcizane felsefe ile uğraşan biri olarak, şunu gördüm:

Gelmiş geçmiş aklı başında tüm filozof ve insanlar bir noktada buluşuyor. Bu durum hem felsefenin bulduğu cevapla hem de düştüğü çukurun, girdiği belanın boyutunu gösterir. Buda ortak kaynaktan beslenmenin olduğuna işarettir bence.

Mesela, yanılmışım Tanrı varmış…

Noktasına gelmek…

Evet, kesin bir tespitle her şeyin bir mimarı, bir yaratıcısı, üstün akıl sahibi bir varlığa kilitlenmiyor mu? Bu ise beşeri bir dille Tanrı gerçekten varmış demektir.

Ama hangi Tanrı…

Bu insanın algısal esirlikten, çevresel bakıştan ve pragmalara takılıp kalmasından dolayı çıkmayı bir türlü başaramadığı yere gelmesidir.

Eğer bu güç varsa onun dahli her şeyde olmalıdır.

O zaman insani bilgi, köken olarak aynı noktadan fışkıran bir kaynatan gelmektedir. Ama tecrübe onun anlamlandıran asıl unsurdur.

 

Bakınız mucize denilen şey de tecrübe etmektir…

 

Dolayısıyla akıl ve tecrübe ortaklığı biraz daha baskın…

 

Mutlak güç…

 

Ona yüzümüzü dönmek onu tanımak için yeterli. Yani bir mutlak güç varsa bu güç bizim ritüelimize muhtaç değil. Layık olduğu için ritüellerde bulunulmalıyız. Çünkü ritüellere pragmatik anlam üzerinden bakılıyor. Oysa ritüeller sorumluluk bilinciyle gerçekleştirilmeli.

 

Pragmalar üzerinden sınamaya sığınmak, işte bu, mutlak olan gücü tam da işlevsizleştirmektir. Sınama cevabı dayanılmaz derecede gayri ciddi ve doyumsuzluktur. Doğrusu yaşam varsa sonrasının da olacağına inanmak zorunluluğu var.

 

Yaşam uykusundan irkilerek uyandığımızda bizi hangi Tanrı'nın karşılayacağından asla emin olamayız ama mutlak gücün orada olacağına kesinlikle inanıyorum. 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın