Islamcı mahallede kürtler...Sosyal çevre, her koşulda insandan kendi sosyal değerlerine uygun algı ve düşünceler ortaya koymasını bekler. Birey ne zamanki bu değer ve düşüncelere uymayan bir eylem veya algı sergileyecek olursa, sosyal çevre hemen buna karşı saldırı pozisyonu alarak onun günah çıkarmasını isteyen tutum ve tavırlar sergiler. Türkiye'de ister İslamcı (ümmetçi) dünya görüşüne ait algı ve değerlerle yetişmiş, isterse Solcu dünya görüşüne ait algı ve değerlerle yetişmiş olsun. Kürt olmak, bununla karşı karşıya kalmaktan başka bir seçeneği olmamaktır. Çünkü bu mahallede insanın "Müstazaf olma" hakkı var. Ama bu hakkı kullanabilmek için ise yaşadığınız yerin ülkenin sınırları dışında olması kaçınılmazdı. Ve tabii ki ülkenin milli duygularına bir şekilde halel getirebileceği düşünülebilir nitelikteki tasarı ve düşünceler orada külliyen yasaktı. Bu tür bir davranış zaten mahallenin kırmızıçizgilerine saldırı olarak algılanır, dolayısıyla hiç kimse bu kırmızıçizgileri ihlal edemezdi. Tıpkı hikâyede anlatıldığı gibi atandığı Anadolu köyünde ilk Ezanını okuyan imamın sesini duyan yaşlının nedir bu? “namaz vaktini” bildirmek için okunduğu cevabına, bunun bizim davarımıza ve işimize bir zararı olur mu? “hayır” cevabını alınca “bırakın istediği kadar okusun…” demesi gibi. Rejimin Kürtlere uyguladığı baskının İslamcılarda oluşturduğu vicdani sorumluluğun etkisi, onları ''Cihad romantizmi'' ne başvurarak duygularını tatmin etme zorunda bırakmıştır. Bu çerçevede İslamcılar, bakışlarını Müslümanlar açısından sorunlu ve sorunu olan bölgelere, Çeçenistan (Kardeşi burada 13 yıl mücadele etmiş ve bu uğurda dünya hayatını tamamlamış biri olarak bunu ileri sürüyorum.), Afganistan, Doğu Türkistan, Bosna, Filistin, Gazze, Arakan vb. yerlere yönelttiler. Buralara bakmayı kendi içlerindeki Kürtlere bakmaktan daha önemli ve ehven gördüler/görmektedirler. Aslında, İslamcı algılara sahip Türklerin, Türkiye Cumhuriyeti sokaklarına bakmaları bu romantizm için yeterli veriler taşıyordu. Oysa Kürtler, Müslüman bir halktır ve İslam coğrafyasındaki herhangi bir mazlum milletten bu konuda zerre farkları yoktur algısını benimsemek ve savunmak bu insanlar için hep zor olmuştur/olagelmiştir. Ve bunu kabullenmek de onlar açısından tabi ki bölücülük unsuru taşıyan bir algılanma olmaya devam edile gelmiştir. Bu algı ise onlara göre kabul edilemez de… Keşke bu vicdani sorumluluğa İslamcılar gerçekten kulak kabartabilselerdi… Doğaldır ki birey, kendi varoluşunu gerçekleştirebilmek için yaşadığı dönemsel koşullara uygun düşünsel bir ünsiyet oluşturma çabası ortaya koyar ve koyması da gereklidir. İşte bu nedenle Türkiye'de Kürt olmak, taraf seçmek zorunda olmaktır. Yani İslamcılar tutumlarıyla, Kürt gençlerini tarihsel, kültürel ve dinsel değerlerine uymayan düşüncelere bir nevi taraf olmaya zorladılar. Bunun yerine tek taraflı bir mantalite üzerinden geliştirilen dinsel kardeşlik vurgusu ortaya konuldu. Dolayısıyla konumlandırılmış ön koşul ve sınırları çizilmiş bir mantığa dayalı olan bu kardeşliğin günün birinde taşıdığı sorunlar nedeniyle patlak vereceği elbette aşikârdı. Şimdi “biz binyıldır bu topraklarda kardeşiz…” söylemi bu nedenle yerini bulmuyor artık. Yafta ise en ucuzundan ve en basitinden, milliyetçilik ve bölücülük… Fakat Kürtlerin bu zulmü katmerli bir şekilde yaşadığı, İslamcı mahallenin hiçte dikkatini celp edememiştir. Zaten bunu hiçbir zaman dert etmediler ki, bu onlar için bir dert de değildi. Onlara göre Osmanlı bakiyesi olan Anadolu yeni bir tefrikayı kaldırabilecek koşullara sahip değil algısı ileri sürülerek, mahalledeki Kürtlere ise, böyle bir davranışa girişmenin Ümmeti İslam-ı bölme ile eşdeğer bir tutum olduğu fikri benimsetilmeye çalışıldı. Sonuçta İslamcı algılara sahip olanlar bu tezleriyle Kürt sorununu ne doğru biçimde okuyabildiler ne de anlayabildiler. Dolayısıyla Kürt sorununa hiçbir zaman sağlıklı bir bakış oluşturamadıkları kanaati hem Kürtlerde hem de toplumda oluşmuştur/oluşmaktadır. Çünkü yüzyıldır bu mahallede sorunlar milli hassasiyetler üzerinden anlamlandırılmıştır. İslamcıların da olup biteni kavrama mantalitesi ise kendilerine yakın olana değil uzak olana odaklanarak çalıştırıldı. Oysa bedel ödemenin istendiği bu sorun yerine, bedel zorunluluğunun olmadığı diyarlarda romantik zihinsel duygularla dolanmak daha rahat ve kolaydı. Oysa bu dinin Peygamberi sahabe ifadesiyle "neredeyse komşuyu komşuya varis kılacaktı zannettik…" algısına Türkiyeli Müslümanlar henüz ulaşamayan bir topluluktur. YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Ocak 2016 Istilacı bozkır türkleri ve varlığını koruyan kürdler11 Ocak 2016 Kürdistan'daki çatışmalı ortam neyi amaçlamaktadır?05 Ocak 2016 Islam ve islamcılık29 Aralık 2015 Islamcıların yanılgısı
|