KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
15 Haziran 2026 Pazartesi
°C
Yusuf Ziya Doger
yziyadoger@hotmail.com

Islamcı mahallede kürtler...

20 OCAK 2013 PAZAR 17:49
0
1989
1
AA aa

Sosyal çevre, her koşulda insandan kendi sosyal değerlerine uygun algı ve düşünceler ortaya koymasını bekler. Birey ne zamanki bu değer ve düşüncelere uymayan bir eylem veya algı sergileyecek olursa, sosyal çevre hemen buna karşı saldırı pozisyonu alarak onun günah çıkarmasını isteyen tutum ve tavırlar sergiler.

Türkiye'de ister İslamcı (ümmetçi) dünya görüşüne ait algı ve değerlerle yetişmiş, isterse Solcu dünya görüşüne ait algı ve değerlerle yetişmiş olsun. Kürt olmak, bununla karşı karşıya kalmaktan başka bir seçeneği olmamaktır.
Kendi adıma ünsiyet oluşturarak yetiştiğim mahalleye ait değerlerin ve algıların hangi temel dayanaklarla oluştuğunu hiçbir zaman tam olarak kavrayamadığımı itiraf etmeliyim.

Çünkü bu mahallede insanın "Müstazaf olma" hakkı var. Ama bu hakkı kullanabilmek için ise yaşadığınız yerin ülkenin sınırları dışında olması kaçınılmazdı.

Ve tabii ki ülkenin milli duygularına bir şekilde halel getirebileceği düşünülebilir nitelikteki tasarı ve düşünceler orada külliyen yasaktı. Bu tür bir davranış zaten mahallenin kırmızıçizgilerine saldırı olarak algılanır, dolayısıyla hiç kimse bu kırmızıçizgileri ihlal edemezdi.

Tıpkı hikâyede anlatıldığı gibi atandığı Anadolu köyünde ilk Ezanını okuyan imamın sesini duyan yaşlının nedir bu? “namaz vaktini” bildirmek için okunduğu cevabına, bunun bizim davarımıza ve işimize bir zararı olur mu? “hayır” cevabını alınca “bırakın istediği kadar okusun…” demesi gibi.

Tam da bunun gibi bu mahallede “Müstazaf olma” hakkı var ama her zaman mahallenin uzağındakine yani milli sınırlar dışında olana…

İleri sürdüğünüz argümanlar, Türkiye'deki İslamcıların ümmetçi olduğu ileri sürülen düşünsel ve eylemsel algılarına yöneltilmemiş ise sorun yok. Eğer argümanlarınız milli algılarını etkileyecek bir niteliğe sahip değilse titizlikle ele alınır acilen gündeme de oturtulur anlayışı hep hakimdi.

İşte bu nedenle İslamcılar aslında farkında oldukları ama kendilerine bile itiraf edemedikleri Kürtler üzerindeki zulmü yüzyıldır görmezden geldiler/gelmektedirler.

Rejimin Kürtlere uyguladığı baskının İslamcılarda oluşturduğu vicdani sorumluluğun etkisi, onları ''Cihad romantizmi'' ne başvurarak duygularını tatmin etme zorunda bırakmıştır.

Bu çerçevede İslamcılar, bakışlarını Müslümanlar açısından sorunlu ve sorunu olan bölgelere, Çeçenistan (Kardeşi burada 13 yıl mücadele etmiş ve bu uğurda dünya hayatını tamamlamış biri olarak bunu ileri sürüyorum.), Afganistan, Doğu Türkistan, Bosna, Filistin, Gazze, Arakan vb. yerlere yönelttiler. Buralara bakmayı kendi içlerindeki Kürtlere bakmaktan daha önemli ve ehven gördüler/görmektedirler.

Aslında, İslamcı algılara sahip Türklerin, Türkiye Cumhuriyeti sokaklarına bakmaları bu romantizm için yeterli veriler taşıyordu. Oysa Kürtler, Müslüman bir halktır ve İslam coğrafyasındaki herhangi bir mazlum milletten bu konuda zerre farkları yoktur algısını benimsemek ve savunmak bu insanlar için hep zor olmuştur/olagelmiştir.

Ve bunu kabullenmek de onlar açısından tabi ki bölücülük unsuru taşıyan bir algılanma olmaya devam edile gelmiştir. Bu algı ise onlara göre kabul edilemez de…

Keşke bu vicdani sorumluluğa İslamcılar gerçekten kulak kabartabilselerdi…

İslamcıların dışlayıcı tutum ve tavırları ile vicdani sorumluluğu yerine getirmekten kaçınmaları ise ülkede sorunun devam ede geldiği süreç içerisinde birçok Kürt gencinin ters kimlik geliştirmesine yol açmıştır.

Bu nedenle de Kürt gençleri arasında sol düşünce dünyasına ait değer ve algılara sahip bir neslin yetişmesine vesile oldular.

Doğaldır ki birey, kendi varoluşunu gerçekleştirebilmek için yaşadığı dönemsel koşullara uygun düşünsel bir ünsiyet oluşturma çabası ortaya koyar ve koyması da gereklidir.

İşte bu nedenle Türkiye'de Kürt olmak, taraf seçmek zorunda olmaktır. Yani İslamcılar tutumlarıyla, Kürt gençlerini tarihsel, kültürel ve dinsel değerlerine uymayan düşüncelere bir nevi taraf olmaya zorladılar.

Oysa İslamcılardan burada beklenilen kendi algılarına ait değerlere uysun veya uymasın Kürtleri de en azından dünyanın herhangi bir yerinde zulme uğramış Müslümanlar kadar olmasa da onların çeyreği kadar önemsemiş olmalarıydı.
Ama bu önemsenme, hep milliyetçi refleksler üzerinden ötekileştirilme ile geçiştirildi.

Bunun yerine tek taraflı bir mantalite üzerinden geliştirilen dinsel kardeşlik vurgusu ortaya konuldu. Dolayısıyla konumlandırılmış ön koşul ve sınırları çizilmiş bir mantığa dayalı olan bu kardeşliğin günün birinde taşıdığı sorunlar nedeniyle patlak vereceği elbette aşikârdı. Şimdi “biz binyıldır bu topraklarda kardeşiz…” söylemi bu nedenle yerini bulmuyor artık.

Evet, bu ülkede yüzyıldır Kürt olmak hep arada kalmaktı…

Yetiştiğim şemalarla söylersem "arafta" olmaktı. Eğer günün birinde Kürt olduğunuzu ve ait olduğunuz yeri belirleme ihtiyacını duyarsanız, işte o güne kadar düşünsel ve algısal ünsiyet oluşturduğunuz mahalle ile öteki algı dünyalarına ait mahalleler hemencecik aralarında söz birliği etmişçesine birleşerek yaftayı ağzınıza yapıştırır verirler.

Yafta ise en ucuzundan ve en basitinden, milliyetçilik ve bölücülük…

Evet, Anadolu topraklarında Müslümanlar ayrımsız biçimde Cumhuriyet buldozerleri altında inim inim inlediler.

Fakat Kürtlerin bu zulmü katmerli bir şekilde yaşadığı, İslamcı mahallenin hiçte dikkatini celp edememiştir. Zaten bunu hiçbir zaman dert etmediler ki, bu onlar için bir dert de değildi.

Onlara göre Osmanlı bakiyesi olan Anadolu yeni bir tefrikayı kaldırabilecek koşullara sahip değil algısı ileri sürülerek, mahalledeki Kürtlere ise, böyle bir davranışa girişmenin Ümmeti İslam-ı bölme ile eşdeğer bir tutum olduğu fikri benimsetilmeye çalışıldı.

Sonuçta İslamcı algılara sahip olanlar bu tezleriyle Kürt sorununu ne doğru biçimde okuyabildiler ne de anlayabildiler. Dolayısıyla Kürt sorununa hiçbir zaman sağlıklı bir bakış oluşturamadıkları kanaati hem Kürtlerde hem de toplumda oluşmuştur/oluşmaktadır.

Çünkü yüzyıldır bu mahallede sorunlar milli hassasiyetler üzerinden anlamlandırılmıştır. İslamcıların da olup biteni kavrama mantalitesi ise kendilerine yakın olana değil uzak olana odaklanarak çalıştırıldı.
Çünkü yakın olan her zaman ve her halükarda insandan bedel istemektedir.

Oysa bedel ödemenin istendiği bu sorun yerine, bedel zorunluluğunun olmadığı diyarlarda romantik zihinsel duygularla dolanmak daha rahat ve kolaydı.

Oysa bu dinin Peygamberi sahabe ifadesiyle "neredeyse komşuyu komşuya varis kılacaktı zannettik…" algısına Türkiyeli Müslümanlar henüz ulaşamayan bir topluluktur.
 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
muslum karlı (@Misafir_11777)
24 Ocak 2013 Perşembe 16:30
evet yusuf hocamcok guzel degınmiş fakat bunu istismar eden cogunlukda oldugu için bir turlu aşınamadı ne yazıki helbete kurtler buyuk bir mazlumet yaşadılar fakat bunu fırsat bilen din duşmanları kurt genclerının bir kısmını ne yazıkı inandıgı dine duşman hala getırmeyi başarmişlar sanki inandıkları din yuzunden mazlumdurlar aslına bakarsan eger kurandaki din hakim olmuş olsaydi hiç kimse zulme ogramazdı herkesın hakı verılırdı muslum
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın