Olup bitenleri almaya çalışırken, sizin bahçenizden geçmekte olanların hain bir pusuya düştükleri acı gerçeğiyle karşılaşırsınız.
O toz duman içinde:
Aman Allah'ım neler Oluyor deyip,
İbrahimler için yakılmış ve alev alev yükselen ateşi söndürmek için uçan bir kuş olmak istersiniz.
Durun, yapamayın… demeden göğsünüzde son nefesini veren bir can…
Az ötede başından akan kanın zikzaklar çizerek gelip sizi ıslattığı bir can daha…
Biraz daha beride sevdiklerinden yana,
Onun yanında ana babadan yana,
Onun da az uzağında nişanlısından yana,
Onun da yanı başında yarım kalmış birçok şeyden yana son bir bakışla yok mu beni kurtaran diyenlerin çığlıkları içinde çaresizce yüreğinizdeki yangının verdiği dehşetle yığılıp kalırsınız o kanlı tezgâhın ortasında…
Hayır,
Biz yapmadık…
Biz değiliz…
Biz masumuz,
Olayın bahçemizde gerçekleşmesinin dışında hiçbir suçumuz yoktur, diyememenin oluşturduğu kumpastın sizi nasıl sıkıştırıp sıkıştırıp bıraktığına tanık olursunuz.
Son bir gayretle tüm olup bitenleri bir çırpıda haykırmak için bir hamle daha yaparsınız ama bu defa da sizi dinleyenin olmadığının çaresizliği içinde köşenize çekilirsiniz.
Hem gencecik ciğerini kaybeden, nasıl dinlesin ki sizi…
Elbette ateş düştüğü yeri yakmıştır.
Ama herkes bilsin ki Bingöllülerin yüreğine iki kez ateş düşmüştür.
Birincisi, gencecik insanların şehadetine tanık olmalarıdır.
Üstelik otuz üç er olayı daha hafızalarda tazeliğini korurken…
İkincisi, bu vahşetin Bingöl'ün kendi il sınırı içinde olmasının getirdiği üzüntüdür.
Örgüt yanlısı gazetelerin daha birkaç gün önce “eylemlerin Şemdinli, Beytuşebap'ta yapılması, PKK ya kısmen destek veren çevrelerin operasyonlardan dolayı nefes almamasına neden olmakta, mesela bu eylemler örgütün destek görmediği illere kaydırılması daha doğru olmaz mıydı” türünden köşe yazıları ve analizleri neden son günlerde Bingöl'ün seçildiğinin göstergesidir.
Sekiz polisin şahadetini, Elazığ'da BDP il başkanına yapılan saldırıyı da bu perspektifte okumak gerekir.
Ayrıca Bingöl'deki gerek askeri gerek polis teşkilatındaki görev değişikliğinden kaynaklanan bir istihbarat zaafını da akla getirmiyor değil.
Bu arada,
1. Sizce bu olayı tasvip eden insan kendi evinin köşesinde mayın patlamasını ister mi?
2. Kendi evinin arkasına roket atar kurar mı?
Yoksa tam tersi olarak?
Eylemi buralarda gerçekleştirenler, bu hayın tezgâhı bir türlü emellerine alet edemediği insanların üzerine yıkmanın kokusu size de gelmiyor mu?
3. İstanbul vb. kalabalık yerlerde arkasında hiçbir iz bırakmayan birçok eylemin faailleri 24 saat geçmeden yakalarken gündüz ortasında bu hunharca saldırıyı gerçekleştiren iki ayaklı canavarlar kanatlanıp uçtular mı?
4. Balyoz davasının arifesinde bu olayların Bingöl gibi sağduyulu bir ilde olması perdenin arkasını göstermeye yetmiyor mu?
Buna benzer sorular aklımızı kemire dursun,
Bu kirli oyunun oynanması için bizim bahçemizin seçildiğinin şaşkınlığı içende kıvranıp duruyoruz…
Adı “barış”la başlayan bir partinin Bingöl'deki temsilcileri ve onun destekleyicilerinin galiba Bingöl'e en büyük hizmeti, doksanlı yılların karanlık oyunlarının içine Bingöl'ü yeniden çekmesi olacaktır…
Sakın bana özgürlük mücadelesi hikayelerinden söz etmeyin, çok komik oluyorsunuz.
Tek geçimi hayvancılık olan o yöredeki insanları çatışmaların ortasından bezdirip evine mahkum etmek mi özgürlüktür. Hadi oradan…
Unutmayınız ki Kürtlerin İttihat Terakki'den günümüze kadar gelen bazı haklı sıkıntılarının dile getirmenin önünde en büyük engel PKK ve BDP'in kanlı politikalarıdır.
Ciğerine ateş düşen tüm ailelere Allah sabır versin.
Mehmet Maşuk USLU