KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
15 Haziran 2026 Pazartesi
°C
Yusuf Ziya Doger
yziyadoger@hotmail.com

Ötekini anlamak

24 ARALIK 2012 PAZARTESİ 13:09
0
2148
2
AA aa

Çevremizde olup biten olayları anlamaya çalışırken nereden, nasıl bakılmalı ve bunlara nasıl bir anlam yüklenilmesi gerektiği konusunda dağınık bir kafa yapısına sahip insanlar olduğumuz da kolaylıkla fark edilir.

Çünkü toplumsallaşma sürecinde bizler, öncelikle kendi mahallemize ait olan algı ve bakışlardan payımıza düşeni kâfi derecede alırız. Ancak yaşam alanlarıyla birlikte genişleyen sosyal çevremizden dolayı, olup bitenleri anlamlandırma sürecinde yüzergezer tutum, tavır ve davranışlar sergileriz.

İnsanın kutsal olduğu inanç ve anlayışına sahip bir toplumun üyeleri olarak: "İnsanın eşref-i mahlûkat olduğu" algısına hemen hemen toplumumuzun tüm üyeleri olarak buna “evet” deriz. Ama kendi mahalle ve düşünce dünyamızdan olmayanlar için ise, bir düşünme payı bırakarak dudak üstünden: “evet” deriz.

İnsanın kendisini “eşref-i mahlûkat” anlayışına layık biri olarak algılamasına elbette evet demek gerekir. Yani kendisini konumlandırdığı yer ile olup biteni anlamlandırma biçimine ait tercihlerini de saygıyla yaklaşmak gerekir. Bu da onun tercihidir.

Ancak birey olarak oluşturduğumuz konumlandırma ve anlamlandırma "Kültürel Aktarım" dan devşirilen algısal bir durumdur. Çünkü sosyal çevre, bize kendi değer yargılarına ait olan algıları zerk eder gibi belli bir perspektiften bakmaya zorlar. Dolayısıyla bizden istenilen ve bizim için oluşturulan algısal dünyaya ait zihinsel şemalara uygun fonksiyonlar gerçekleştirmemizi ister.

Şimdi vurgulayalım: İnsanların yaşam ve yaşama dair olan felsefi nitelikteki dünya görüşü genellikle kendisini siyah ve beyaz kadar net çizgilerle birbirinden ayrışmış fanatik bakışlı bir biçimde dış yansımalarla görünür kılar.
Bu görünürlük herhangi bir şekilde bizi ötekine yönelik algılamada hakkaniyet ölçülerinden uzaklaştırabilir. Bu nedenle karşı mahalleden olanı anlama çabası ortaya koyan tutum ve davranışlar sergilemeliyiz. Olur ya, bizimle aynı pencereden bakmayan ve aynı dünya algısına sahip olmayan kişileri de ötekileştirmekten kaçınmış oluruz.

Yüzyıl öncesinin Anadolusuna baktığımızda, o dönemin tüm olumsuz koşullarına rağmen fiziki anlamda ayrışmış mahalleler hariç insanlar arasında zihinsel bir ayrışmanın bugünkü kadar net bir biçim göstermediğine şahit oluruz. Çünkü yüzyıl ve öncesinde farklı mahallelere mensup insanların zihinsel şeması daha çok eşref-i mahlûkat anlayışıyla işlemekteydi ve diğerlerini ötekileştirmekten kaçınan bir yapı sergilemekteydi.

Dolayısıyla kendi doğrusuyla ötekinin doğrusuna ilişkin algılar konusunda tüm toplumsal kesimler için ayrıştırma değil bütünleştirme ön plana alınır ve siyah beyaz benzeri çizgisel ayrımlardan kaçınılırdı.

Oysa bugün, toplumun algı dünyasında bir şekilde oluşturulan zihinsel ayrışmanın giderek yaygınlaştığını müşahede etmekteyiz. Tarihsel süreçte aynı mahalle mensubu olan bireylerin bile, fiziksel olmasa da nerdeyse kesin çizgilerle birbirinden ayrılan zihinsel bir ayrışma yaşamaktadırlar.

Gördüğüm kadarıyla tarihsel olarak aynı zihinsel mahallenin mensubu olan bu günkü Anadolu toplumu, sürekli olarak iki düzlem üzerinden yoğunlaşarak, kendi varoluşlarını temellendirme çabasındadır.

Tıpkı Anadolu'da Kürt ve Türk ayrışmasının bir şekilde oluşturularak çeşitli yönleriyle aynı mahalleye mensup olan insanların duygusal ve zihinsel ayrışmanın da ötesine geçerek sürekli olarak birbirinden uzaklaştırılarak olaylara sadece kendi mahallelerinden tepkiler vermeleri fiziki ayrışmaya yol açabilecek zihinsel ayrışmanın ne kadar derinleştiğinin göstergesi olarak alınabilir.

Şimdi benzeri bir zihinsel ayrıştırma bölgede Kurmanç ve Zazalar arasında sahnelenmektedir. Konu, önceleri İnsanların evlerinin bir köşesinde çaylarını yudumlarken; “Acaba bu iş böyle mi?” denilebilecek bir çerçevede ele alınarak ön zihinsel yapı oluşturulmuş, süreç içersinde çeşitli vesileler üzerinden konu gündeme taşınarak bir zihinsel kafa karışıklığı oluşturma çabalarına şahitlik ediyoruz.

Bölgede Zaza ve Kurmançlar arasında oluşturulması amaçlanan zihinsel ayrıştırmanın gündemde tutularak zamanla da ayrıştırılmış fiziki mahallelere dönüştürülme amacını taşıdığı kolayca hissedilebilir.

Bilim insanlarımız öncelikle bu konuda oluşan kafa karışıklığının ortadan kalkması için çaba harcamalı. Yoksa zihinsel olarak bir kesimde başlayan bu ayrışma ileriye dönük süreç içinde, “Allah korusun” toplumu içinden çıkılmaz virajlara sürükleyebilir.

Velhasıl-ı kelam, konu derin ama söylenebilecek anlaşılabilir bir durum da var ortada.

Günümüzde insanlarımız arasında oluşturulan bu ayrışma sonucunda, her mahallede “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının öne çıktığı ve dolayısıyla da hangi mahallenin yarasına dokunuluyorsa sadece onun bağırdığının görüldüğü bir ortam oluşmuştur.

İşte bu nedenle günümüzün Türkiye'sinde olaylara kendi mahallemizden değil, ortak mahalleden veya karşı mahalleden bakmak, oluşabilecek her türlü sorunumuzun çözümüne katkı sunan bir tavır olduğundan, bu yaklaşım biçimi daha doğru olacaktır.

Ancak böyle bir algılamayla bakınca, olup bitenler karşısında dağınık olan kafa yapımızın düzenli ve sağlıklı bir şekilde işlemesine yardımcı oluruz.

Sonuç olarak, aynı havayı teneffüs ettiğimizi özümsemek gerekir ki, eşref-i mahlûkat olduğumuz anlayışı yerini bulsun.

Doğru mahalleden bakıp düşünmesini bilene…

 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Zafer ÖZTÜRK (@Misafir_11261)
28 Aralık 2012 Cuma 00:10
Çok değil, orta vadede sosyologların ve siyaet insanlarının üzerinde daha sık çalışmak zorunda kalacakalrı, geleceğin potansiye bir 'preblem'ine -ki esasen bir problem olduğunu düşünmüyorum veya probleme dönüştürülmesini doğru bulmuyorum- şimdiden dikkat çeken başarılı bir makale, tebrik ve teşekkür ederim ...
Zahir Çetin (@Misafir_11209)
26 Aralık 2012 Çarşamba 00:37
Doğru mahalleden doğru bakılmalı ki doğru düşünülebilsin.İnsanlardan birinin diğerini sömürmediği bir dünyada refah oluşur.Esasında kendimiz için istediğimizi diğeri için de istersek hayat daha anlamlı olur ve sorunlar o ölçüde çözülür.Varlığımızı bir başkasının yokluğuna bağladığımız sürece hayat zehir olur.
bu anlamda Türkler; Türkçe dışındaki dillerin gelişmesini kendi dilleri için tehdit olarak algılamamalıdır.
Her dilin yaşaması ve gelişmesi için çaba harcamalıyız.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın