Ötekini anlamakÇevremizde olup biten olayları anlamaya çalışırken nereden, nasıl bakılmalı ve bunlara nasıl bir anlam yüklenilmesi gerektiği konusunda dağınık bir kafa yapısına sahip insanlar olduğumuz da kolaylıkla fark edilir. Çünkü toplumsallaşma sürecinde bizler, öncelikle kendi mahallemize ait olan algı ve bakışlardan payımıza düşeni kâfi derecede alırız. Ancak yaşam alanlarıyla birlikte genişleyen sosyal çevremizden dolayı, olup bitenleri anlamlandırma sürecinde yüzergezer tutum, tavır ve davranışlar sergileriz. İnsanın kutsal olduğu inanç ve anlayışına sahip bir toplumun üyeleri olarak: "İnsanın eşref-i mahlûkat olduğu" algısına hemen hemen toplumumuzun tüm üyeleri olarak buna “evet” deriz. Ama kendi mahalle ve düşünce dünyamızdan olmayanlar için ise, bir düşünme payı bırakarak dudak üstünden: “evet” deriz. İnsanın kendisini “eşref-i mahlûkat” anlayışına layık biri olarak algılamasına elbette evet demek gerekir. Yani kendisini konumlandırdığı yer ile olup biteni anlamlandırma biçimine ait tercihlerini de saygıyla yaklaşmak gerekir. Bu da onun tercihidir. Ancak birey olarak oluşturduğumuz konumlandırma ve anlamlandırma "Kültürel Aktarım" dan devşirilen algısal bir durumdur. Çünkü sosyal çevre, bize kendi değer yargılarına ait olan algıları zerk eder gibi belli bir perspektiften bakmaya zorlar. Dolayısıyla bizden istenilen ve bizim için oluşturulan algısal dünyaya ait zihinsel şemalara uygun fonksiyonlar gerçekleştirmemizi ister. Şimdi vurgulayalım: İnsanların yaşam ve yaşama dair olan felsefi nitelikteki dünya görüşü genellikle kendisini siyah ve beyaz kadar net çizgilerle birbirinden ayrışmış fanatik bakışlı bir biçimde dış yansımalarla görünür kılar. Yüzyıl öncesinin Anadolusuna baktığımızda, o dönemin tüm olumsuz koşullarına rağmen fiziki anlamda ayrışmış mahalleler hariç insanlar arasında zihinsel bir ayrışmanın bugünkü kadar net bir biçim göstermediğine şahit oluruz. Çünkü yüzyıl ve öncesinde farklı mahallelere mensup insanların zihinsel şeması daha çok eşref-i mahlûkat anlayışıyla işlemekteydi ve diğerlerini ötekileştirmekten kaçınan bir yapı sergilemekteydi. Dolayısıyla kendi doğrusuyla ötekinin doğrusuna ilişkin algılar konusunda tüm toplumsal kesimler için ayrıştırma değil bütünleştirme ön plana alınır ve siyah beyaz benzeri çizgisel ayrımlardan kaçınılırdı. Oysa bugün, toplumun algı dünyasında bir şekilde oluşturulan zihinsel ayrışmanın giderek yaygınlaştığını müşahede etmekteyiz. Tarihsel süreçte aynı mahalle mensubu olan bireylerin bile, fiziksel olmasa da nerdeyse kesin çizgilerle birbirinden ayrılan zihinsel bir ayrışma yaşamaktadırlar. Gördüğüm kadarıyla tarihsel olarak aynı zihinsel mahallenin mensubu olan bu günkü Anadolu toplumu, sürekli olarak iki düzlem üzerinden yoğunlaşarak, kendi varoluşlarını temellendirme çabasındadır. Tıpkı Anadolu'da Kürt ve Türk ayrışmasının bir şekilde oluşturularak çeşitli yönleriyle aynı mahalleye mensup olan insanların duygusal ve zihinsel ayrışmanın da ötesine geçerek sürekli olarak birbirinden uzaklaştırılarak olaylara sadece kendi mahallelerinden tepkiler vermeleri fiziki ayrışmaya yol açabilecek zihinsel ayrışmanın ne kadar derinleştiğinin göstergesi olarak alınabilir. Şimdi benzeri bir zihinsel ayrıştırma bölgede Kurmanç ve Zazalar arasında sahnelenmektedir. Konu, önceleri İnsanların evlerinin bir köşesinde çaylarını yudumlarken; “Acaba bu iş böyle mi?” denilebilecek bir çerçevede ele alınarak ön zihinsel yapı oluşturulmuş, süreç içersinde çeşitli vesileler üzerinden konu gündeme taşınarak bir zihinsel kafa karışıklığı oluşturma çabalarına şahitlik ediyoruz. Bölgede Zaza ve Kurmançlar arasında oluşturulması amaçlanan zihinsel ayrıştırmanın gündemde tutularak zamanla da ayrıştırılmış fiziki mahallelere dönüştürülme amacını taşıdığı kolayca hissedilebilir. Günümüzde insanlarımız arasında oluşturulan bu ayrışma sonucunda, her mahallede “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının öne çıktığı ve dolayısıyla da hangi mahallenin yarasına dokunuluyorsa sadece onun bağırdığının görüldüğü bir ortam oluşmuştur. İşte bu nedenle günümüzün Türkiye'sinde olaylara kendi mahallemizden değil, ortak mahalleden veya karşı mahalleden bakmak, oluşabilecek her türlü sorunumuzun çözümüne katkı sunan bir tavır olduğundan, bu yaklaşım biçimi daha doğru olacaktır. Ancak böyle bir algılamayla bakınca, olup bitenler karşısında dağınık olan kafa yapımızın düzenli ve sağlıklı bir şekilde işlemesine yardımcı oluruz. Sonuç olarak, aynı havayı teneffüs ettiğimizi özümsemek gerekir ki, eşref-i mahlûkat olduğumuz anlayışı yerini bulsun. Doğru mahalleden bakıp düşünmesini bilene…
YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Ocak 2016 Istilacı bozkır türkleri ve varlığını koruyan kürdler11 Ocak 2016 Kürdistan'daki çatışmalı ortam neyi amaçlamaktadır?05 Ocak 2016 Islam ve islamcılık29 Aralık 2015 Islamcıların yanılgısı
|