Rüyalarımızı zazaca görmekToplumu anlamanın yollarlından biri, o toplumun oluşturduğu kültürel algı dünyasını kavrayabilmektir. Toplumların kültürel algı dünyasının biçimlenmesinde ise, farklı iç ve dış dinamikler rol oynar. Her toplumun kendi özeli olan bu dinamikler, toplumdaki sosyal ilişki ağlarını biçimlendirerek, topluma ait sosyal değer algılarının oluşmasını sağlar. İşte bu çerçevede, topluma mensubiyetin birey açısından önemi de kendiliğinden açığa çıkmaktadır. Birey, toplumla var olduğuna göre, toplumun düşünce dünyasına da ancak toplumun kullandığı dil üzerinden vakıf olabilir. Eğer birey, toplumunun dili ile kendisini ifade edebiliyorsa, topluma ait değer algılarını kavraması kolaylaşır. Birey toplumunun dili ile kendisini ifade edemiyorsa, o zaman birey açısından yabancılaşma süreci ve çeşitli sorunlar başlamıştır. Bireyin, toplumun dilini kullanabiliyor olması, o toplumun geleceği açısından bir teminatın da ifadesidir. Ancak toplum bireylerine kendi dilini aktaramıyorsa, o toplumun tüm değerleriyle yok oluş sürecine girdiğinin kanıtıdır bu durum. Bu çerçevede UNESCO, dünya üzerinde yok olma tehlikesi altında bulunan dilleri sıralarken bunlar arasında Zazaca'nın da yer aldığını belirlemiştir. Zazaca'nın yok oluş sürecine girdiği günümüzde buna şahit olmak elbette bir Zaza olarak benim açımdan kabullenilebilmesi zor bir durumdur. Çünkü ben on yaşında ilkokula başladığımda, Zazaca'dan başka herhangi bir dile ait tek kelime bilmiyor ve anlayamıyordum. Hatta Solhan Yatılı Bölge İlköğretim Okulu'nda ikinci sınıfta okurken, sınıflar arası düzenlenen bilgi yarışmasında sınıf sözcülüğünü üstlenmiş ve sorulan bir soruya da Zazaca cevap vermiştim. O bilgi yarışmasında “Yazın ne tür elbiseler giyeriz…” şeklindeki soruya Sözcü olarak grup arkadaşlarımın fikrini alma ihtiyacı bile duymadan, kendimden emin bir şekilde ayağa kalkarak “Tenık elbiseler giyeriz…” cevabını vermiştim. Oysa bu yıl, doğduğum ve on yaşına kadar yaşayıp başka bir dile ait tek kelime öğrenme şansına sahip olamadığım köyüme gittiğimde, henüz ilkokul çağına bile gelmemiş çocukların Zazaca konuşulanları anlamadığına şahit olmuştum. İşte o gün UNESCO'nun yayınladığı “gelecek yüzyılda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diller” listesinde Zazaca'nın neden yer aldığını anlayabilmiştim. On yaşından sonra öğrendiğim bir dille öğrencilerimle Felsefe yapmaya çalışırken, hala konular üzerinde Zazaca düşündüğümü fark ediyorum. On yıl başka dil bilmemiş olmak bana rüyalarımı zazaca görme şansını vermiş, çocuklarımın da rüyalarını Zazaca görmeleri için çabalamak durumunda olduğumu da düşünmüyor değilim. Zazaca açısından durumun bu aşamaya geldiği bir ortamda hararetle tartışılan “dil mi, lehçe mi? “ konusu elbette öncelikli konu değildir. Lakin bir dilin filolojik kökeni de, o dili kullanan toplum açısından önemlidir. Ancak şuan çözülmesi gereken temel sorun ise, mevcut yok oluş sürecinin bir şekilde sekteye uğratılarak, toplum için gelecek teminatının oluşturulmasıdır. Bu süreç için gerekli önlemler alındıktan sonra, filolojik kökenin belirlenmesine çalışılırsa, konuyu daha anlaşılır bir hale getirebilir. Köyümdeki durumu gördükten bu yana, konuyla ilgili bir şeylerin acilen yapılması gerektiği düşüncesinden hareketle: ü Genel anlamda her insanın mensup olduğu toplumun ana dilini mutlaka öğrenmesi ve içselleştirmesi için gerekenler yapılmalıdır. ü Özel anlamda ise, Zaza olarak bizlerin sahip olduğu bu dili, gelecek nesillere aktarma yollarını belirleyerek onların, bu dili ve kültürü içselleştirmelerini sağlayacak koşullar oluşturulmalıdır. Bunun için; ü Zaza olan her bireyin, Zazaca'yı kendi ailesi içersinde en azından günlük yaşamda kullanması elzemdir. ü Resmi olarak MEB'in yaşayan diller çerçevesinde okutulacak dersler içersine aldığı Zazaca'nın mutlaka konuşulduğu yörelerde seçmeli ders olarak seçilip okutulması gereklidir. ü Zazaca'nın konuşulduğu illerdeki üniversitelerin yaşayan diller çerçevesinde almış olduğu yüksek lisan öğrencilerini donanımlı bir şekilde yetiştirmeleri ve onlara bu konuda görevler yükleyerek Zaza Dili'ne yönelik çalışmalar yaptırmalıdırlar. ü Bu çerçevede üniversiteler acilen konuya yönelik çalışmalar başlatarak, Zazaca‘nın kullanıldığı şive/lehçeleri bir araya getirerek, dilde ortak kullanımı sağlayacak yazılı bir ders kitabının hazırlanmasına katkılar sunmalılar ve Zazaca'yı eğitim dili haline getirmelidirler. ü Dil-lehçe tartışmasında, dilin yok oluş süreci dikkate alınıp öncelikli hedef haline getirildikten sonra, filolojik kökenin belirlenmesine çalışılmalı ve bu çerçeve içerisinde tüm şive-lehçeler birbiriyle buluşturulmalıdır. Böylece gelecek nesillere bu dilin aktarılma şansını artırarak, dilin yok oluş sürecini bir şekilde durdurmuş oluruz. Dolayısıyla da ALLAH'IN ayetlerinden birisinin de yok oluş sürecini engellemiş oluruz… YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Ocak 2016 Istilacı bozkır türkleri ve varlığını koruyan kürdler11 Ocak 2016 Kürdistan'daki çatışmalı ortam neyi amaçlamaktadır?05 Ocak 2016 Islam ve islamcılık29 Aralık 2015 Islamcıların yanılgısı
|