Yeni dünya algısı ve anadoluTarihçiler ve Sosyologlar, ticaretle uğraşan toplumların oluşturdukları “toplumsal yapı” için; ekonomik anlamda zenginleşme ve gelişmeye yol açarak aynı ve farklı toplumlar içinde birbirlerine karşı hoşgörüye sahip olan bireyler ortaya çıkaracağını ileri sürmektedirler. Ticaret bireylerin; farklı insan, farklı inanç ve farklı geleneklerle karşılaşıp onlarla aralarındaki mevcut farklılıklara aldırmadan birbirleriyle hoşgörü temeli üzerinden geliştirdikleri bir etkileşim sürecidir. Bu durum, ilk etapta toplumlar açısından basit bir menfaat ilişkisi gibi görünebilir. Evet, bu davranış biçimi aynı zamanda karşılıklı menfaatin temel ölçüsüdür. Ama ilerleyen zaman dilimlerinde bunun toplumlarda oluşturacağı, hoşgörü ve ortak yaşam anlayışını geliştirmeye yönelik oluşan katkılarını gözden kaçırmamak gerekir. Hal böyle olunca, Anadolu'nun 150 yıllık tarihi ele alındığında, bu tarihi sürecin toplumda bu gün yaşananlara yönelik bazı temel veriler taşıdığı açıkça görülebilir… Yakın tarihsel süreçte yaşanan Ermeni Tehcirinin Anadolu özelinde ortaya çıkardığı sonuçlar bunun en güzel örneğidir. Ermeni Tehciriyle birlikte, Anadolu'da daha önceki dönemlerde saat misali işleyen zanaat faaliyetlerinin sekteye uğraması da bu çerçevede ele alınabilir. Üretim alanında kullanılan alet ve edevatın yapımını üstlenmiş Ermeni ustalarının ortamdan çekilmesi, zorunlu bir sonuç olarak üretim faaliyetinin de sekteye uğramasına yol açmıştır. Günümüzdeki şartlar aynı olmasa da Anadolu'da benzer bir durum yüzyıllardır belli algılar üzerimden kardeşçe yaşamış Kürt ve Türkler arasında yaşatılmaya çalışılıyor. “Hadi Ermeniler başka dinin mensubuydu da bu iş bir başımıza çorap misali örüldü.” diye düşünenler olabilir içimizde. Ya Türklerle Kürtler öyle mi? Ortam 150 yıldır sürekli bir biçimde ötekileştirme duygusunu önceleyen zihniyet üzerinden inşa edilmeye devam ediliyor. Anadolu'da halkların birbirlerini boğazlamaya yeltendiği türden eylemlerin ön plan çıktığı 150 yıllık tarihi döneme bakıldığında, temel sebebin yeniden şekillenen dünya algılarının toplumlara empoze etmeye çalıştığı “ben sensiz” kendi kendime yetebilirim düşüncesi midir acaba bizi bu sonuca getiren? “Ben, sensiz” dar kalıplı dünyamda daha iyi ve mutlu olurum anlayışının yerleştirilmeye başlanmasıyla yüzlerce yıldır Anadolu'da bir arada yaşamış farklı din ve ırklardan olan halklar arasında da “burası ikimize birden dar anlayışıyla” çatışmaların ve ayrışmaların başlamasının miheng taşlarından biri değil mi? Dolayısıyla yeniden şekillenen dünya algısıyla toplumların kendi kedisine biçmiş olduğu bu dar kalıplı yaşam dünyalarına sığmak zorunda kalmaları, belki de farkında olmadan kendi ekonomik ve kültürel çöküşlerini de beraberinde getirmiştir. İşte bu anlayış ve tutum biçimi zaman içersinde Anadolu'da üretimin durgunlaşmasına, ticari faaliyetlerin de sekteye uğramasına neden olmuştur. Bu tarihi dönemeçte toplumun temel dinamikleri olan tacir ve zanaatkârlar bir biçimde ortadan kaldırılarak etkisizleştirildikleri için doğal olarak ortada ticaretini yapılabilecek bir ticari metâmız da kalmamıştır. Anadolu topraklarındaki bu ticari ve üretimsel boşluk uzun yıllar yeri doldurulamayacak ve yeni sorunların da filizlenmesine temel teşkil edecektir. Bölgenin ihtiyaç duyduğu üretim araç ve gereçlerinin yapımı gerçekleştirilemeyince, ortaya üretimde durağanlaşma ve gerileme kaçınılmaz olarak çıkmıştır. Bunun sonucu olarak da, Anadolu'da giderek fakirleşen, birbirlerini anlamakta zorlanan ve hoşgörüden uzak halk kitlelerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Dünyanın çalkalandığı bir tarihsel dönemde oluşan bu toplumsal yapı anlayışı, Anadolu'da estetikten tutun kültürel ve mimari yapı öğelerinin bile var olan düzeyden daha geriye doğru gitmesine yol açmıştır. Endişe odur ki bu tarihsel veriler, bugün yaşananları daha da derinleştirecek daha dar ölçekli toplumsal farklılıkların önemsenmesine yol açacağıdır. Genel ölçekli diye düşünülen bu türden olayların dar bir alandaki yerel yansıması elbette topluma yeni acılar yaşatacaktır. Belki son kırk/elli yıldır bölgede meydana gelen duruma, bu pencereden bakılınca çözüm verilerinin ne kadar da kolay olduğu ama bazılarının sürekli bunları heder ederek topluma yeni acılar yaşattıkları da gün gibi aşikârdır. Böyle bir ortamda bireylerde oluşan karmaşık zihinsel kirlilik duygusu doğal olarak topluma aidiyet duygusunda da çarpıklılara yol açacaktır. Bu durumun bireyde oluşturduğu ezilmişlik duygusuna dayalı bilincin perçinlenerek gün yüzüne çıkarmasına katkı sunmaktan başka ne işe yaradığını söyleyebiliriz ki? Birlikte yaşamanın ve birbirimize muhtaç olduğumuz bilincine sahip olmadığımızdan, etrafımızı düşman çemberiyle örmekten başka ne yapmış oluruz ki? Anadolu Halklarının birlikte yaşamalarına zemin oluşturan ve birbirlerine karşı hoşgörüyü temel alan “okunacak en büyük kitap insandır” algısı yerine, bizi tekrar önceki dönemlerin bakışına dayanan “dört bir tarafının düşmanlarla çevrili” olduğu bilinciyle yetiştirmek isteyen dünya algısına sahip bir nesilden ne beklenebilir ki… Oysa bugünlerde yaşanan mevcut durum bizi ileriye yönelik yeni umutlar beslemeye itiyor. Yoksa birçok siyasal ve sivil anlayışların dayatmasıyla oluşturulan “sıfır sorundan, sıfır komşuya doğru gidiş” gibi toplum olarak da “sıfır farklılığa” doğru yelken açmış bir toplum olmaktan başka ne oluruz ki? Keşke yazı içersinde anlatılanlar “sıfır farklılık” anlayışını teyid eden veriler taşımasaydı. İşte ticaret bir toplumun hayatında bu denli önemlidir. Nasıl olmasın ki insanlar bilmediklerinin ve tanımadıklarının düşmanıdır. Şimdi tanış olma zamanıdır… YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Ocak 2016 Istilacı bozkır türkleri ve varlığını koruyan kürdler11 Ocak 2016 Kürdistan'daki çatışmalı ortam neyi amaçlamaktadır?05 Ocak 2016 Islam ve islamcılık29 Aralık 2015 Islamcıların yanılgısı
|