Yokoluşu engellemekKürdler Nasıl Kürd Olarak Kalabilir İnsan dünyaya geldiği andan itibaren varlığıyla vücut bulmaya çalıştığı toplumsal çevre tarafından belli bir aidiyet duygusuyla şekillendirilmeye çalışılır. Oluşturulmak istenilen aidiyet duygusunun gerçeklik kazanması için de onu çeşitli şekillerde biçimlendirecek uyarıcılara tabi tutulur. Tarihsel süreç içerisinde oluşturduğu değerlere ait uyarıcılarla bireylerde ünsiyete dayanan aidiyet duygusu geliştirme amaçlanır. Dünyaya tek başına gelen insanın tek başına yaşamını sürdürme olanağının olmaması onu bu anlamda toplumsal çevreye muhtaç kılar. İnsanın bu ihtiyaca sahip olması onu zorunlu olarak birlikte yaşama serüvenine iter. Böylece yaşadığı topluma ait değerleri içselleştirmesini sağlayacak manipülasyonlarla karşı karşıya kalır. Ancak süreç içerisinde ait olduğu toplumun kültürel değerleriyle diğer toplumlardan aktarılan değerler arasında zaman zaman bocalama durumunda kalabilir.
Bu satırların yazarı on yaşında kendi köyünden kopup bir yatılı okula başladığında ana dili/Zazaki dışında tek kelime bilmemekteydi. Oysa mensup olduğu köyde günümüzde on yaşın altındaki çocukların Türkçe dışında tek kelime bilmemelerini ancak bu durumla açıklayabiliriz. Eğer toplum kendisini hızlı değişim ve dönüşümlere karşı koruyacak veriler üretmekten aciz ise sorunu ona katılan bireylerde aramak abes ile iştigaldir. Öyleyse şunu ileri sürmek mümkün hale gelmektedir. Bu etki altındaki toplumlar kendi varlığını önemsememektedirler ki varlıklarını kaim kılacak tedbirleri göz ardı etmektedirler. Ki Diaspora Kürdlerinin önemli bir kısmının tüm iletişim ve tazyiklere rağmen evlerinde ana dilleriyle konuşmayı öncelemeleri yeni kuşaklarına kendi toplumsal değerlerini ve yerel kültürlerini kolaylıkla benimsetmelerini sağlamaktadır. Ancak çoğumuz değerler ve kültürel miras açısından ana kaynakta bulunmamıza rağmen bu hassasiyeti göz ardı ettiğimiz için yeni kuşakları temel değerleri ve kültür açısından kaybetme noktasına getirmiş bulunmaktayız. SONUÇ: Oysa biz Bakur Kürdleri kendi köyümüzün ve milletimizin çocuğu olmak yerine ya ümmetin çocuğu ya da enternasyonalistlerin çocuğu olmaya çalıştık. Böylece ideolojik ünsiyetlerimizi daha fazla önemsemek durumunda kaldığımız için toplum olarak kaybettiklerimizin farkına bile varamadık. Gark olduğumuz bu mantıkla parçalandıkça parçalandık. Çünkü kendimize ait değerler yerine enjekte edilen ithal değerlere önem atfettik. Dolayısıyla birbirimizi kucaklamaya yarayan ortak söylem dilinden, düşünceden ve kültürel değerlerden arındırıldık. Geldiğimiz noktada dedelerimizi katlettik ve onlardan bir nebze da olsa kırıntılar taşıyan babalarımızı gömmekle meşgulüz. Ki binlerce yıllın birikimine dayanan kendi toplumumuza ait kültürel değerlerin katili haline geldik. Tercihlere sahip insanın toplumsal değerler skalasını içselleştirmesi veya red edip yenilerine yönelmesi birlikte yaşam zorunluluğunun sonucudur. Ancak birey için toplumsal yaşam zorunluluğu ne kadar ön plana çıksa da belirleyicilik yine bireyin kendisinde dayanmaktadır. O halde her birimiz yeniden silkinmek zorundayız ki kaybettiklerimizi telafi edebilelim. YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Ocak 2016 Istilacı bozkır türkleri ve varlığını koruyan kürdler11 Ocak 2016 Kürdistan'daki çatışmalı ortam neyi amaçlamaktadır?05 Ocak 2016 Islam ve islamcılık29 Aralık 2015 Islamcıların yanılgısı
|