Yoksa zazaca o değil mi?Basında, altında Bingöl Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Varol imzalı bir yazı ile karşılaşınca bunun bilimsel bir makale olduğu düşüncesiyle oturup ciddi biçimde okudum. Nereden başlasam acaba, başlıktan mı, yoksa içerikten mi veya bilimsel tutarsızlıklardan mı? Öğretim görevlisi olduğunu belirten akademisyen yazarın mutlaka malumudur. Harvard Üniversitesi öğrencileri üzerinde 1970 ve 1981 yıllında William Perry tarafından Epistemolojik sorular sorularak gerçekleştirilen yetişkinlerde bilişsel gelişimin seyrinin belirlenmesine yönelik araştırmasında W.Perry‘nin sonuçlarına göre “yetişkinlerde düşünsel gelişim için” Temel ikilemcilik (Dualizm); Birey için mutlak doğru ve mutlak yanlışların olduğu aşamadır. Doğru ya da yanlış siyah-beyaz kadar belirgindir. Ancak doğru uzmanlar tarafından bilinebilir anlayışı öncelenmektedir ki, diğer bireylere ait düşünceler önemsenmez bu aşamada. Çoğulculuk (Multipolitcity); Her bireyin kendince bir doğrusu var anlayışı benimsenir ve birey başkalarının bakış açısını henüz kavrayamadığı aşamadır. Görelilik (Rölativizm); Bireyin herkesin farklı doğrularının olabileceğini kavradığı aşamadır. Bunlardan hangisinin daha doğru olduğu ise kıyaslamalara başvurularak belirlenebilir. Görelilikte Kalıcılık; Dördüncü aşama da ise birey bazı fikirlerin bazı noktalarda diğer fikirlere göre üstünlükleri söz konusu olabilir görüşüne ulaşır ki bu en üst aşamadır. ü Akademisyen yazarımız tarafından kaleme alınan “Zazaca nedir, ne değildir?” yazısının tümü dikkatlice okunduğunda “Temel İkilemcilik” mantığıyla kaleme alındığı rahatlıkla görülebilir. Ki, bu aşama yetişkinler açısından bilişsel gelişimin en alt basmağıdır. ü Çünkü Akademisyen yazarımız yazısına kullandığı argümanları sanki fiziki doğadaki bir nesne ile ilgili verileri sıralar gibi konuyu ele almaktadır. Bu da Doğa Bilimlerine ait net nesnellik taşıyan veriler üzerinden hareket ediyormuş izlenimi uyandırmaktadır. Oysa Sosyal Bilimlere ait konularda araştırma yapılırken mutlaka kıyaslamalar ortaya koyan karşılaştırmalara başvurularak konu ele alınmalıdır. Bu ilkeler baştan göz ardı edilerek konu kaleme alınmıştır. ü Bilim Felsefecisi Karl Poper bilimde doğrulama kavramını ele alırken şöyle bir açıklama getirir. “Bilimde doğrulama mümkün değil ise yanlışlama mümkündür.” Akademisyen yazarımız yazısına başlarken önce yargı ortaya koymakta, sonra ise yargısını temellendirmeye girişmektedir. Bilimsel verilerde önce konuya ilişkin temellendirmeler yapılır. Sonra bu temellendirmeler üzerinden sonuç niteliğindeki yargılara varılır. ü Akademisyen yazarımız, yazısına başlarken konuya nereden baktığını ilan ediyor. “Zazaca konusundaki akademik görüş de son derece nettir, Zazaca ayrı bir dildir.” yargısını birinci paragrafta ilan ediyor ki bu onun bilim adamı kimliğini baştan tartışmalı hale getirmekte ve bilim adamı olma vasfını kaybettiğini göstermektedir. Bilim dilinde bu tarzdaki toptancılığa popüler etimoloji denilir ki, eskilerin deyimiyle halk iştiyakıdır. Dolayısıyla bilimsel dil analizi açısından bir geçerliliği de yoktur. ü Aynı cümlenin hemen öncesinde ise diller arasındaki farklılığa temel olarak şunu ileri sürmektedir. “Eğer bu iki topluluk anlaşamıyorsa ve iletişimsel bakımdan ortada çok ciddi bir ayırım söz konusu ise bu iki topluluğun ayrı dilleri konuştuğu kabul edilmektedir.” ü Dillerin ait olduğu toplumların tarihsel kökeninden ve kültürel sosyolojik verilerinden soyutlanmış dayanaksız bir bu bakış. Ve dilbilgisine ait veriler kullanmaksızın sadece bireylerin birbirini anlama ve anlamama üzerine kurulan bir mantıkla dil ayrımına gidilmiştir. Eğer Akademisyenimiz Zaza ise kendisine şunu sorsun “acaba Dersim Zazacasını, Siverek Zazacasını veya Mutki Zazacasını bir Bingöllü ne kadar anlayabiliyor?” Yani lehçelerin birbirini anlaması dil açısından mutlak şart değildir. ü Çünkü Akademisyen yazarımızın temellendirme olarak kullandığı Peter Lerch'in esir Zazalar üzerinden gerçekleştirdiği araştırmayı delil olarak sunması anlaşılabilir bir durum değil. Soranice'yi de özelikle Serhat bölgesinde yaşayan bir Kumanç veya Zaza hemen hemen hiç anlamaz. Bu Sorani lehçesinin Kürtçe olmadığı anlamına mı gelir? Bu lehçe Kürdistan bölgesel yönetimince resmi dil olarak kullanılmaktadır. ü Akademisyen yazarımız Ahmedi Xasi'nin eseri ile ilgili basım izninden hareketle konuyu bir başka yerden temellendirmeye çalışmış ama onun kendi mevlidine “Kırdki” dediğini de göz ardı etmiştir. Oysa cümlesine “Dilin veya lehçenin ilk telif eserlerinde kullanılan argümanlar son derece sağlıklı fikirler vermektedir.” başladığı halde eserin içeriğinden hiçbir şekilde söz etmemektedir. Bunu nereye koyalım… ü İsimlendirme (Nominalcılık) üzerinden filolojik köken tespitini eminim ilk kez akademisyenimiz başarmıştır. Türkçe, Kazakça ve Kırgızca üzerinden hareketle Kurmanci ile Zazaki arasında bunu kurgulamıştır. Aslında bunun da temeline birbirini anlamayı koymuş. ü Zazaca konusunda 20. yüzyılın başında gelişen ideolojik ve milliyetçi kaygılarla yapılan çalışmaları sadece bir yönden temel veri olarak almış ama buna karşı geliştirilen karşıt fikirlerden hiçbir şekilde bahsetmemiştir. Sonuç; okuyucu nerede durduğumu sorabilir. Ben hala ‘konu Zazaca ise gerisi teferruat' diyorum… Ama şunu eklemeden geçmemeliyim bugün Kürtçe denilen temel çatı unutulmasın ki Kırdi kelimesinin dönüştürülmesinden türemiştir. Eğer akademisyenimiz temellendirmesini bunun üzerine kursaydı belki daha inandırıcı olurdu… Önce bilimsel araştırma, ama Sosyolojik, Antropolojik ve Tarihsel veriler ışığında filolojik kökenin belirlenmesine dair. Öncelik Zazaca'nın korunmasıdır… YORUM YAZIN
|
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ 25 Ocak 2016 Istilacı bozkır türkleri ve varlığını koruyan kürdler11 Ocak 2016 Kürdistan'daki çatışmalı ortam neyi amaçlamaktadır?05 Ocak 2016 Islam ve islamcılık29 Aralık 2015 Islamcıların yanılgısı
|