KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
22 Temmuz 2026 Çarşamba
°C

Bir Saz, Bir Gurbet, Bir Ömür

Mehmet Boğatekin'in hikâyesi, Bingöl'de bir dut ağacının dallarında başlayan türkülerle, yıllar sonra ahırda gizlice çalınan bir sazın izinde gurbete uzanıyor. 40 yıl boyunca memleket hasretini türkülerine taşıyan Boğatekin, bugün kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan Zazaca'nın ve kültürel hafızanın yaşatılması için ses veriyor.

Bir Saz, Bir Gurbet, Bir Ömür
22 TEMMUZ 2026 ÇARŞAMBA 02:18
0
127
0
AA aa

Bingöl Online Özel Röportaj Serisi...

BİR HAYAT, BİR HİKÂYE

Mehmet Boğatekin ile Özel Röportaj

Bazı hikâyeler bir sahnede başlamaz.

Kimi zaman bir mahallenin dar sokaklarında, kimi zaman bir dut ağacının dalları arasında, kimi zaman da kimsenin görmediği bir yerde saklanan sazın tellerinde başlar.

Mehmet Boğatekin'in hikâyesi de böyle başlıyor.

3 Şubat 1963'te Bingöl Merkez Bahçelievler Mahallesi'nde dünyaya gelen Boğatekin, küçük yaşta annesini kaybetmenin bıraktığı derin boşlukla büyüdü. Çocukluğu, bir yandan eksiklik duygusunun gölgesinde geçerken, diğer yandan türkülerle şekillendi.

Mahalle mahalle dolaşan seyyar satıcıların hoparlörlerden trajik olayları anlattığı günlerde, mahalledeki kadınlar bu anlatıları satın alır ve küçük Mehmet'e okuturlardı. O da okudukça ağlayan kadınları izlerdi.

Bir de bahçelerindeki büyük dut ağacı vardı.

Yaz aylarında ağacın üst dallarına çıkar, yanık türküler söylerdi. Sesi mahalleye yayıldıkça komşular kapılara ve balkonlara çıkar, onu dinlerdi.

Henüz çocuk yaşta, farkında olmadan kendi sahnesini kurmuştu.

İlkokullar arası bir yarışmada söylediği “Dert Bir Değil Elvan” türküsüyle birinci olduğunda ise mahalle büyükleri onu omuzlarına alarak taşımıştı.

Belki de o gün, bir çocuğun hayatında müziğin yalnızca bir heves olmadığını gösteren ilk işaretlerden biriydi.

Yıllar sonra hayat onu doğduğu topraklardan uzaklaştıracak, 1986 yılında Almanya'ya götürecekti. Gurbette geçen yıllar, memleket hasretini ve müziği hayatının merkezine daha da yerleştirecekti.

Ancak onun sazla kurduğu bağın hikâyesi çok daha önce başlamıştı.

Bir zamanlar evde istenmeyen, hatta yasaklanan saz; yıllar sonra onun en sadık yol arkadaşına dönüşecekti.

Mehmet Boğatekin'in hikâyesi; çocuklukta başlayan bir müzik sevdasının, gurbetle büyüyen bir özlemin ve kaybolmakta olan bir dilin hafızasına ses verme çabasının hikâyesi.

 

ÇOCUKLUĞUN BİNGÖL'ÜNDEN GURBETE

Bizi biraz çocukluğunuzdaki Bingöl'e götürür müsünüz? Nasıl bir aile ortamında büyüdünüz? O yıllardan bugün hâlâ yüreğinizde taşıdığınız en özel hatıra nedir?

03.02.1963 Bingöl Merkez Bahçelievler Mahallesi doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Bingöl'de tamamladım. Orta halli diyebileceğim bir aile ortamında büyüdüm. Küçük yaşta annemi kaybetmemden dolayı çocukluğum çok eziklik duygusu içinde geçti.

Hiç unutamadığım anılarımdan biri, eskiler bilir, çocukluğumuzda mahallelere “Delal”lar gelirdi. Seyyar satıcılar gibi mahalle mahalle gezerek herhangi bir bölgede yaşanmış trajik olayları yazıp hoparlörlerden anons eder, sonra da satarlardı. Mahallenin kadınları bunları satın alıp bana okuturlardı. Ben de okuyunca hüngür hüngür ağlıyorlardı.

Bir de bahçemizde büyük bir dut ağacımız vardı. Yaz aylarında üst dallara çıkıp oradan yanık türküler okurdum. Konu komşu, duyan kapıya ve balkona çıkar, beni dinlerdi.

Unutmadığım bir başka olay da ilkokullar arası yarışmalardı. Atatürk İlkokulu olarak Halk Eğitim Merkezi'nde yapılan bir yarışmada “Dert Bir Değil Elvan” adlı türküyü söyleyip birinci olmuştuk. O akşam mahallemizin abileri tezahürat yaparak beni omuzlarında taşımıştı.

 

1986 yılında Almanya'ya gitme kararı aldınız. Gurbete çıkmanıza sebep olan şartlar nelerdi? Memleketten ayrıldığınız gün hissettiklerinizi bugün hâlâ hatırlıyor musunuz?

Lise sonrası 12 Eylül darbesi ve akabinde askerlik, askerlik sonrası özellikle gençlik üzerindeki umutsuzluk, belirsizlik, gelecek endişesi, istikrarsızlık ve siyasi olaylar nedeniyle ülkeden yurt dışına büyük bir göç dalgası yaşanmıştı.

Biz de 1986 yılında yurt dışına çıkmak zorunda kaldık. Gurbete çıkış, çaresizliğin çaresi gibi görünse de içimdeki boşluğu hiçbir şekilde dolduramadım.

 

SAZLA BAŞLAYAN SEVDA

Müzikle ve özellikle sazla tanışmanız nasıl oldu? Saza olan bu büyük sevdanın arkasında bir hikâye, bir insan ya da sizi etkileyen bir olay var mı?

Aslında müzik aşkının bir nevi aileden bana geçtiğine inanıyorum. Rahmetli babam sürekli Erivan ve Bağdat radyolarında Kürtçe dinlerdi. Kulağımızın buradan müziğe aşina olduğunu sanıyorum.

Küçükken tahta üzerine çiviler çakar, tel bağlardım. Oradan gelen sesleri saz çalıyormuş gibi türkü okuyarak eşlik ederdim.

1978 yılında Deniz Astsubaylığı imtihanlarına girmek için İzmir'e gitmiştim. Orada ikamet eden birkaç kişi, çeşitli gerekçeler öne sürerek beni imtihanlara girmekten caydırdı. Ben de İzmir'de kalmaya karar verdim.

Bir süre sonra abim, babamın tavsiyesi üzerine beni almaya geldi. Ben de tek şartla gelirim dedim: “Bana bir saz alırsan ancak öyle gelirim.”

Neyse ki sazı aldım ve büyük bir sevinçle Bingöl'e döndük. Zaman zaman zevk olsun diye tıngırdatıyor, kolay melodileri öğrenmeye çalışıyordum.

Bir gün aşırı derecede dindar olan dayım bize geldi. Henüz kapıdan içeri girer girmez duvarda asılı olan sazımı gördü ve olduğu yerde donup kaldı.

Babamla Zazaca konuşarak sazın ne olduğunu sordu. Babam da durumu açıklamaya çalıştı. Bunun üzerine dayım, sazın evde bulunmasından rahatsız olduğunu söyledi.

Babam da çok sinirlendi. Bana dönerek sazı alıp gitmemi söyledi.

Ben de sazın sadece bir parça tahta ve birkaç telden ibaret olduğunu, bunun kimseye zarar vermeyeceğini anlatmaya çalıştım.

Ama artık o günden sonra saz yasaklı olmuştu.

Babam işe gidince ahırda saklı olan sazı çıkarıp çalıyor, babamın gelmesine yakın tekrar götürüp saklıyordum.

Bu olay, sazla olan muhabbetimin güzel bir anısı olarak hafızamda kaldı.

Türkülerinizde dinleyenlerin hemen hissettiği bir özlem ve içtenlik var. Gurbette yaşamanın yalnızlığı ve memleket hasreti eserlerinize ne kadar yansıdı? Söylerken sizi en çok duygulandıran türküler hangileri oluyor?

Türkülerimde ağırlıklı olarak memleket hasreti, ayrılık ve özlem öne çıkıyor gibi görünse de aslında bir bütünlük içerisinde bakıldığında hemen hemen her konuyu türkülerimde işlemişimdir.

Genel gidişat, eski ile yeni arasındaki dejenere olmuş ilişkiler, aşk, ayrılık, kültürel yozlaşma… Hepsi var.

Beni en çok etkileyenler ise eskiye özlem, ayrılık ve hasret şarkılarıdır.

 

İlk albümünüzü hazırladığınız döneme dönersek; o günkü Mehmet Boğatekin ile bugünkü Mehmet Boğatekin arasında nasıl farklar var? İlk albümünüz çıktığında yaşadığınız unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

İlk albümü yaparken büyük bir heyecan ve şevk ile yapmıştım.

Stüdyo ve değişik enstrümanlarla birlikte bu alanda profesyonel olmuş müzik adamlarını tanımak, beraber çalışmak ve birçok şeyi bir arada tanımak pek alışık olduğum bir durum değildi. İlkler hep böyledir.

Gerçi bilgi sonsuzdur. Ama bugün birçok konuda daha tecrübe edindiğimi ifade edebilirim. O bakımdan bugünkü Mehmet Boğatekin biraz daha tecrübe sahibi oldu diyebilirim.

ZAZACA'YA UZANAN YOL

Zazaca ve Kürtçe eserler üretmeyi özellikle tercih ettiniz. Bu tercihinizin arkasında kültürel bir sorumluluk duygusu mu vardı, yoksa çocukluğunuzdan gelen bir gönül bağı mı?

Geçmişte daha çok Türkçe türküler ve özellikle arabesk müziği dinlerdim.

Zazaca'ya ilk olarak 1987 yılında, rahmetli ozanımız Rençber Aziz ile birlikte bir Newroz kutlamasında kendime ait 4-5 Zazaca eserle katılarak yöneldim.

Daha sonra 2000'li yıllarda sanatçı dostum Avni Polat'a Zazaca albümü için dört eser verdim.

2017 yılında ise özellikle dostum Cahit Balat'ın teşvikiyle elimdeki eserleri bir albümde toplamaya yönelik bir çalışma yaptık.

Bu tamamen kaybolmakta olan Zazacamıza katkı amaçlı kültürel bir çalışmaydı.

Netice itibarıyla bugüne kadar 60'a yakın eser okumaları yapılmıştır.

 

Bugün geldiğimiz noktada Zazaca'nın ve Zazaca müziğin hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz? Sizce bu dilin ve kültürün yaşatılması adına neler yapılmalı?

Geldiğimiz son aşamada Zazaca müziğin gereken ilgi ve desteği gördüğüne inanmıyorum.

Mevcut dernek ve sivil toplum kuruluşlarının birleştirici ve toparlayıcı rolünü oynamaktan çok uzak olduklarını söyleyebilirim.

Bu dilin yaşatılmasının yegâne çözümü anadilde eğitimdir. Ayrıca aile içinde konuşularak mümkün mertebede sokağa yayılmalıdır.

Sanat, kültür ve edebiyat alanındaki faaliyetler; şarkı, şiir, roman ve tiyatro Zazaca yapılarak dilin gelişimine katkı sağlanmalıdır.

Zazaca eser sayısının hâlâ sınırlı olması hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeni kuşakların Zazaca türkülere yeterince ilgi gösterdiğine inanıyor musunuz?

Zazaca eserlerin sınırlı olmasının sebebini sanatın toplum için değil, daha çok bireysel menfaatler için yapılmasına bağlıyorum.

İşi ticarete döktüğünüz zaman, üreten olmaktan çıkıp tüketici bir tüccara dönüşürsünüz.

Ben kimse para kazanmasın demiyorum. Demek istediğim, bu sektörden para kazananlar en azından kazancının bir bölümünü bu sektöre aktarmalıdır. Bu, kendisi için aynı zamanda bir yatırımdır.

Ama bunu yapmayıp “Rabbena hep bana” derseniz, siz bu işin tüketicisi durumuna düşersiniz.

Netice itibarıyla dilencilik kültürüyle hareket ederseniz, hep birilerinin bastonu durumuna düşersiniz. Çektiği anda yerlerdesiniz.

Hal böyle olunca sanatçı kimliğinizin saygınlığını kaybedersiniz.

Zazaca eserlerin rağbet görmediğine inanmıyorum. Tam aksine halka, toplumsal sorunlara, kültürel değerlere ve toplumun duygularıyla örtüşen eserlere halkın hafızasında çabuk karşılık bulunuyor. Bu eserler nesilden nesile kadar gider.

Eserleriniz yıllardır geniş bir dinleyici kitlesine ulaşıyor. Sizi en çok şaşırtan veya duygulandıran dinleyici geri dönüşü neydi? Bugün eserlerinize gösterilen ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şöyle diyeyim: Bir eserin muhatabı halktır. Eğer siz onların yaşamına, sevincine, hüznüne ve duygularına tercüman olabilirseniz kesinlikle karşılık bulur.

Bu arada tabii ki eserin melodisi, duygusu, tınısı, sanatçının kendi yorumu ve esere uygun enstrümanların kullanımı da belirleyicidir.

Ben geri dönüşümü kaliteli eserler ve profesyonel çalışmaya bağlıyorum. Bu anlamda eserlerimize gösterilen ilgiyi abartı bulmuyorum.

SANATIN ANLAMI VE SANATÇININ SORUMLULUĞU

Sanat denildiğinde çoğu zaman sadece eğlence ve sahne tarafı görülüyor. Oysa sanatın emek, kültür ve toplumsal hafıza yönü de var. Sizce toplumumuz sanatçılara ve sanata hak ettiği değeri veriyor mu?

Evet, haklısınız. Maalesef bizde sanat eğlence yerlerinden ibaret görülüyor.

Bu yerler genellikle içkili mekânlar. Halkın büyük kesimi bu tür yerlere gitmiyor. Dolayısıyla halk konserleri dışında halka ulaşma imkânı olmuyor.

Halkımız elbette sanatını sanat gibi yapan, kişilik sahibi, halkına ve değerlerine bağlı sanatçılara büyük önem vermektedir.

 

Sahnedeki Mehmet Boğatekin'i tanıyoruz. Peki evindeki, dost meclisindeki Mehmet Boğatekin nasıldır? Hobileriniz, tutkularınız ve sevenlerinizin pek bilmediği yönleriniz nelerdir?

İnanın sahnedeki, sokaktaki Mehmet Boğatekin ile evdeki ve işyerindeki Mehmet Boğatekin aynıdır. Pek değişkenlik arz etmez.

En büyük tutkum ağaca, ormana, yani yeşile olan bağlılığımdır. Aşırı bir doğa hayranıyım.

Her şeyin doğal ve sade olanını severim. Yapmacık olanı da sevmem.

Bilinmeyen yanım ise çabuk sinirlenirim. Ama aşırı duygusal ve yufka yürekliyim.

 

Aileniz bu uzun sanat yolculuğunda size nasıl destek oldu? Eşinizin ve çocuklarınızın sanat hayatınızdaki yeri nedir?

Sanat yolculuğumda iş profesyonelliğe dönüşmeyene kadar iyiydi. Ondan sonrası için pek destek olduklarını söyleyemem.

 

ESERLER, HAYALLER VE GENÇ SANATÇILAR

Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz çalışmalar arasında “İyi ki yapmışım” dediğiniz eser veya proje hangisi oldu? İçinizde kalan, henüz gerçekleştiremediğiniz bir hayaliniz var mı?

Kızlarım için yaptığım “Gule Gule” ve “Qaremi” eserleri çocuklarıma güzel birer hatıra olarak kalacak. Ayrıca “Avdo Lavo”, “Lele Cane”, “Bye Zer Nıben” gibi eserler de benim için önemli çalışmalar.

Müzikal anlamda son olarak elimdeki eserleri güzel bir albümde bir araya getirip, dostlarımın katılımıyla bu işi noktalamak istiyorum.

Genç sanatçılar için imkânların arttığı ama kalıcılığın zorlaştığı bir dönemdeyiz. Zazaca ve Kürtçe müzik yapmak isteyen gençlere hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Bu işe gönül vermiş genç arkadaşlara tavsiyem, kötü alışkanlıklardan kesinlikle uzak durmalarıdır.

Toplumun değerlerine saygılı, örf ve adetlerine uygun yaşasınlar.

Müziği en iyi şekilde işin ehlinden öğrensinler.

Özellikle Zazaca veya Kurmanci eser yapmak isteyenler dengbêjleri ve usta sanatçıları dinlesinler.

Köylere gidip oralardan güzel malzemeler elde edebilirler. Bu imkânlar mevcuttur.

KIRK YIL SONRA GERİYE BAKMAK

Son olarak; yıllardır gurbette yaşayan, kültürüne sahip çıkan bir sanatçı olarak geriye dönüp baktığınızda kendinizle gurur duyduğunuz şey nedir? Ve Mehmet Boğatekin'in önümüzdeki yıllar için en büyük hedefi nedir?

Tabii ki 40 yıldır gurbette yaşayan biri olarak gurur duyduğum şeylerin başında; kişiliğimizden, karakterimizden, insanlığımızdan, inancımızdan taviz vermeden halkıma, memleketime, örf ve adetlerimize olan bağlılığım geliyor.

Bununla iftihar ediyorum.

Müzikal anlamda ise elimdeki eserleri güzel bir albümde bir araya getirip, dostlarımın katılımıyla bu işi noktalamak istiyorum.

 

Mehmet Boğatekin'in hikâyesi, bir çocuğun dut ağacının dallarında söylediği türkülerden başlayıp kırk yıllık bir gurbet yolculuğuna uzanıyor.

Bir zamanlar ahırda saklanan bir saz, yıllar sonra bir ömrün en sadık yol arkadaşına dönüşüyor.

Bir çocukluk tutkusu, bir memleket özlemiyle büyüyor

Ve bir sanatçı, yıllar boyunca yalnızca türkü söylemiyor; aynı zamanda hafızasını, dilini ve kültürünü de yaşatmaya çalışıyor.

Bir hayat. Bir hikâye. Ve o hikâyenin içinden hiç susmadan geçen türküler…

MEHMET BOĞATEKİN'İN BAZI ESERLERİ...

 

 

 

 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
22.07.2026
02:17
Bingöl`ün afet risk haritası yeniden şekilleniyor
Bingöl'ün afet risk haritası yeniden şekilleniyor
Bingöl'de 2027-2031 İl Afet Risk Azaltma Planı için hazırlıklar başladı. Vali Cahit Çelik, başta Yedisu fay segmenti olmak üzere kentin afet risklerine karşı daha dirençli hale getirilmesi için yapı stokunun güçlendirilmesi ve riskli yapıların dönüşümünün önemine dikkat çekti.
22.07.2026
02:16
Bingöl`de iki otomobil çarpıştı: 2 yaralı
Bingöl'de iki otomobil çarpıştı: 2 yaralı
Bingöl-Elâzığ karayolu Adliye karşısında iki otomobilin çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 2 kişi yaralandı.
22.07.2026
02:15
Yeşilay Bingöl`den semt pazarlarında bağımlılıkla mücadele çalışması
Yeşilay Bingöl'den semt pazarlarında bağımlılıkla mücadele çalışması
Yeşilay Bingöl Şubesi, bağımlılıkla mücadele kapsamında semt pazarlarında vatandaşlarla bir araya gelerek farkındalık çalışması gerçekleştirdi.
22.07.2026
02:14
Gökçekanat`ın içme suyu sorunu Meclis gündeminde
Gökçekanat'ın içme suyu sorunu Meclis gündeminde
Bingöl Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Ömer Faruk Hülakü, Gökçekanat köyünde yıllardır devam ettiği belirtilen içme suyu sorununu İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye yönelttiği yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
22.07.2026
02:13
Çapakçur Köprüsü`nde zincirleme kaza
Çapakçur Köprüsü'nde zincirleme kaza
Bingöl'de 4 aracın karıştığı zincirleme trafik kazası maddi hasarla atlatıldı.
22.07.2026
02:12
Bingöl`de bahçe yangını korkuttu!
Bingöl'de bahçe yangını korkuttu!
Bingöl'ün Genç ilçesinde bahçelik alanda çıkan yangın, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle büyümeden kontrol altına alınarak söndürüldü.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın