Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
06 Temmuz 2022 Çarşamba
22 °C Açık

Çapakçurlu Bazı Müderris ve Meşayih, Şeyh Said Harekâtına Katılanlar

Araştırmacı Yazar Abdullah Demir, Detay Dergisi'nde yayımlanan Bingöl'den Şeyh Said Harekâtına katılanlarla ilgili yazısında önemli noktalara dikkat çekti. Yazısının bu bölümde Çan Şeyhleri ile ilgili kısımları ana konu olarak öne çıkaran ve Kiğı Cephesi ile Az Aşiretine de değinen Demir, Şeyh Said Harekâtı'na katılan diğer aileler, bölgeler ve detayları da daha sonra irdeleyecek.

Çapakçurlu Bazı Müderris ve Meşayih, Şeyh Said Harekâtına Katılanlar
25 MAYIS 2022 ÇARŞAMBA 13:37
19
5403
10
AA aa

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi Osmanlı Devleti'ne iltihak edilmeden önce birçok eğitim kurumu bulunmaktaydı. Bunlar; medrese, tekye ve zaviye adı altında faaliyetlerini yürütüyorlardı. Medreselerde talebeler müderrislerden eğitim almaktaydı ve eğitimini ikmal edenler dini hizmetlerde bulunuyorlardı. Bu eğitim kurumları emirlikler halinde yaşayan Kürt ümerasının maiyetinde kendi adlarına kurmuş oldukları vakıflar sayesinde iaşeleri sağlanıyor ve medresede eğitimi veren müderrise maaş veriliyordu. Aynı zamanda ilim tahsil eden talebelerin iaşe masrafları yerel beylerin kendi mallarından vakfettikleri gayr-ı menkul arazi ve ticari gelirlerinden karşılanıyordu. Medrese talebeleri eğitim gördükleri derslerden (12 ilim dalından) ulema heyeti tarafından imtihana tabi tutulduktan sonra mezuniyet belgesi dediğimiz icazetnameleri (diplomaları) veriliyordu. Bu medreselerde mahalli lisanlarla eğitim veriliyordu. Diğer bir ifadeyle Kürtçe ve Zazaca eğitim dili olarak medreselerde ders olarak okutuluyordu.

Kürdistan bölgesi Çaldıran seferinden sonra Yavuz Sultan Selim döneminde 1515 yılında Osmanlı Devleti'ne iltihak edildikten sonra da aynı minval üzere medrese eğitimleri devam etmiş, birçok ulema, bu medreselerde yetişerek topluma (bölge halkına) katkıda bulunmuştur.

Tanzimat'tan sonra merkezileşme süreciyle birlikte yerel emirlerin ve özerk hükümetlerin hakimiyetlerine son verilmesiyle Kürdistan'da var olan medreseler de gerilemeye başlamışlardır. Çünkü yerel emirlerin miras olarak bırakmış oldukları vakıflar müsadere edilmiş, medreseleri ayakta tutan ve yaşatan gelirleri inkiraza uğramış, müderrisler maaşlarını alamamaya başlamışlardır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi, eğitim yönünden fetret dönemi yaşamıştır. Maarifin gecikmesi okur-yazar oranında hayli gerilemelere sebebiyet vermiştir. Daha sonra ibtidai ve rüştiye mekteplerin açılmasıyla eğitim bir nebze bölgede canlanmıştır.

Osmanlı döneminde medrese mezunları icazetnâme aldıktan sonra müftülük imtihanına girebiliyor ve imtihanı geçenler müftülük görevine gelebiliyordu. Örneğin, Molla Şahabeddin'in ölümünden sonra boşalan Çapakçur Müftülüğü'ne yöre alimlerinden yaklaşık on beş kişi müracaat etmiştir. Bunlar içerisinde en yüksek puanı alan Şeyh İbrahim, Çapakçur Müftülüğü'ne seçilerek Meşihat İderesince ataması yapılımştır.

Aşağıda, Çapakçur medreselerinde yetişmiş olan bazı alimlerin biyografilerini ve Şeyh Said harekatına katılıp idam edilen şahıslarla ilgili bazı bilgileri belgeler ışığına aktarmaya çalışacağız.

Meşihat Arşivinden alınan belgede Çapakçur ulemasından müftülük sınavına müracaat edip katılanların isimleri şöyledir:

1-Çevlik Kasabasında Müftü-i sabık Molla Şehabeddin Efendi zâde Ulemadan Yusuf Efendi.

2-Köslü Molla Muhammed zâde Ulemadan Abdülaziz Efendi.

3-Perhangüklü Molla Hacı Ahmed zâde Ulemadan Abdülhamid Efendi.

4-Çanlı olup Palo'nun Vinderin Karyesinde sâkin Ulemadan Süleyman Efendi. Molla Süleyman-ı Bezar lakabıyla halk arasında şöhret kazanmış ve Çan Medresesi'nde uzun süre müderrislik yapmıştır. Çan köyünde medfundur.

5-Çanlı Şeyh Halid Efendi zâde Ulemadan Şeyh İbrahim Efendi.

6- Çanlı Şeyh Ahmed Efendi zâde Ulemadan Şeyh Mustafa Efendi.

MOLLA ŞAHABEDDİN VE OĞLU MOLLA YUSUF

Molla Şahabeddin'in oğlu (Molla Muhammed'in torunu) Molla Yusuf, Çapakçur kazası Çevlik kasabasında İsfahan Bey Medresesi'nde uzun süre müdderislik yapmış, “Seyda zâdeler” lakabıyla halk arasında tanınmıştır. Molla Yusuf'un dedesi Molla Muhammed, Genc Livası, Zıkte Naheyesi'ne bağlı Şin Köyü medreselerinde tahsilini bitirdikten sonra Çevlik'e gelerek İsfahan Bey Medresesi'nde uzun süre müderrislik yapmıştır. Molla Muhammed'in 14 Nisan 1896 tarihinde vefat etmesi sonucu oğlu Molla Şahabeddin, aynı medresede ders vermeye başlamıştır. Meşihat Arşivi'nde bulunan kayıtlara göre Molla Şahabeddin Efendi, 17 Eylül 1861 tarihinde Çapakçur Kazası, Çevlik kasabasının merkezinde doğmuştur. Müderris Molla Muhammed Efendi'nin oğludur. Annesi Ayşe Hanım'dır. Molla Şahabeddin Efendi müderris bir aileden gelmektedir. Seyda-zâde Molla Şahabeddin lakabıyla meşhurdur.1

Molla Şahebeddin, ilk tahsilini İsfahan Bey Medresesi Müderrisi olan babası Molla Muhammed'in yanında almıştır. Kuran-ı Kerim'i hıfzettikten sonra medrese geleneğindeki Sarf, Nahiv, Mantık, Münazara, Kelam, Maani, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Usul ilimlerini tahsil ederek icezet almıştır.

Molla Şahabeddin bir dönem fahri olarak İsfahan Bey Camii ve Medresesi'de göreve başlar. Daha sonra Çevlik Kasabası'nın merkezinde bulunan İsfahan Bey Camii ve Medresesi Mütevellisi tarafından kendisine 600 kuruş maaşla imam ve hatiplik görevi verilir ve burada bir süre hizmet verir.

Daha sonra 12 Nisan 1910 tarihinde Çapakçur Kazası'nın ileri gelen umera, meşayih ve ahalinin isteği üzerine “Meşihat Dairesi'ne” dilekçe yazılarak Molla Şahabeddin'in, fazıl, kamil ve müttaki bir zat olduğu, Çapakçur Müftülüğü'nü en güzel şekilde idare edeceğinden bahisle Çapakçur Müftülüğü'ne tayin edilmesi talebinde bulunurlar. Halkın talebi doğrultusunda Meşihat Dairesi de Menşuru yani göreve başlama beratını yazarak Çapakçur Müftülüğüne tayinini yapılmış olur.

Molla Şahabeddin'in Çapakçur Müftülüğüne ataması için halkın ileri gelenlerin gönderdiği arzuhalin (dilekçenin) aslı aşağıda verilmiştir.

“Çapakçur Kazâsı Kaymakamlığı Huzûr-ı Âlîsi'ne”

Münhal bulunan kaza müftülüğü için Nakşibendî sülâlesine mensup bulunan âlimü'l-meâmil el-fâzıl, el-kâmil, el-muttakî Hoca Muhammed Efendi-zâde Şehabeddin Efendi iktidâr-ı ilmiyyesi kâfi ve müntehi ve pederinin medresesinde fahrî müderris, hâlen ve ilmen şâyân ve lâyık bulunmuş olmasına nazaran mûmâ- ileyh, mezkûr müftülüğe bu kere intihâb edilmiş olduğundan işe mübâşeret ve Meşîhat-penâhice menşûresinin gönderilmesi için keyfiyetin meşîhat-ı müşârun- ileyhâya arz-ı inhâsı zımnında işbu mazbata ve intihâbnâmemiz temhîren i‘ta kılındı. 29 Nisan 1326/12 Mayıs 1910”

Çapakçur halkından yaklaşık 49 kişinin imzası ve talebi üzerine Molla Şahabeddin Efendi Müftülüğe seçilerek yaklaşık 13 sene müftülük görevini deruhte eder.

Molla Yusuf Efendi, Molla Şahabeddin'in oğlu olup uzun süre İsfahan Bey Medresesi'nde babası Molla Şahabedin'in tedrisat-ı ilmiyesinde yetişmiş meşhur ulemalardan biridir. Molla Yusuf, uzun süre İsfahan Bey Camisinde imam ve hatiplik yapmış aynı zamanda İsfahan Bey Medresesi'nde de müderrislik görevine devam etşmiştir. Babasının vefat etmesi sonucu 26 Mart 1923'te münhal kalan yani boşalan Çapakçur Müftülüğü'nede müracaat ederek sınava girmiştir. Molla Yusuf sınav komisyonundan altı oy alarak müftülük sınavını kaybeder. Babasından boşalan Müftülük makamına en fazla oy alan Çan Şeyhlerinden Şeyh İbrahim sekiz oy alarak Müftülük sınavını kazanmış ve tayini yapılmıştır.

Yukarıda Seydazâdeler olarak zikrettiğimiz ailenin “Aydar” soyismini almıştır. Sıddık Aydar, Mehmet Aydar ve Selahattin Aydar bu aileye mensupturlar.

Seydazâdeler hakkında kısa bilgi verdikten sonra aşağıda Çan Şeyhlerinden Çapakçur Müftüsü Şeyh İbrahim Efendi'nin biyoğrafisini ve ailesi hakkında kısa bir bilgiyi aktarmaya çalışacağız.

ÇAPAKÇUR'UN ÇAN ŞEYHLERİ

Çan Şeyhleri olarak bilinen ailenin Bağdat yöresinden Silvan bölgesine gelerek bir müddet burada yaşamlarını sürdükten sonra ailenin bir kısmı buradan göç ederek Bitlis Vilayeti Çapakçur Kazası'nın Tüyerek köyünde ikamet ettiği rivayet edilmektedir. Daha sonra sonra Şeyh Tahir'in oğlu Şeyh İbrahim, Çan köyüne göç eder. Çan'da medrese açarak ders vermeye başlar.3 Çan meşayihinden II. Şeyh Ahmed el-Çani, Palo bölgesine gelen ve Mevlana Halid-i Bağdadi'nin Nakşi kolunun halifesi olan Şeyh Ali Septi Palevi'nin rahle-i tedrisinde bir müddet ders aldıktan sonra kendisine Nakşi tarikatına ait halifelik icazeti verilir. Şeyh Ahmed halifelik icazetini aldıktan sonra irşat faaliyetlerine başlar. Çan köyünde tekye ve zaviyenin yanı sıra medrese eğitimine çok önem verir. Bir taraftan çevreden gelen müritleri irşat ederken diğer taraftan da atalarından intikal edegelen medrese eğitimini de ihmal etmez. Çan köyünde inşa ettiği medrese sayesinde birçok talebenin okumasına ve müderrislerin yetişmesine öncülük eder.

Çan Şeyhleri, salabet-i diniye ile muttasıf zühd ve takvalarıyla halk arasında nâm salmış, şiar-ı islamiyenin ihyasını hedef ve gaye edinmiş, mü'amelat-ı diniyeyi kendilerine yaşam tarzı kabul etmiş, ilimleriyle amil, peygamberin ahlakıyla ahlaklanmış, Kur'an ve sünneti rehber edinmiş, bölgemizin medar-ı iftaharları olarak görülmüşlerdir. Çan Şeyhleri uzun süre bölgemizde irşat görevini yürütmüş aynı zamanda Çan Köyü'nde açtıkları medrese sayesinde birçok alimin yetişmesine vesile olmuş, bölgemizin ilim ve irfanına, halkın irşadına büyük katkılar sağlamışlardır. Bölgemizde aşiretler arasında meydana gelen kavga ve çatışmaların önüne geçerek meydana gelen kanlı davaları sulh yoluyla çözmeye çalışmış, halk arasında meydana gelen husumet, münâferet ve düşmanlıkları bertaraf etmeye gayret etmişlerdir. Ayrıca kendi toplumlarında meydana gelen birçok çatışma ve münazaaya müdahil olmaları için merkezi hükümet onları aracı kılarak çözüme kavuşturmuştur.

Osmanlı Devleti bölgede bulunan beylerin ve meşayihin nüfuzlarından istifade ederek bölgede meydana gelebilecek muhtemel birçok isyan hareketini önlemeye çalışmıştır. Netice itibariyle bölge halkının güvenini kazanan ve halk üzerinde büyük bir manevi güce sahip olan meşayih, halkın üzerine her daim etkili olmuşlardır. Nitekim 1925'te Şeyh Said'in telkiniyle binlerce insan, kıyam harekatına katılarak kendisine destek vermişlerdir.

Çan şeyhleriyle ilgili yukarıda kısaca bir bilgi verdikten sonra asıl konumuz olan Çan Şeylerinden Şeyh İbrahim bin Şeyh Halid'in biyografisini ve 13 Şuba 1925'te Şeyh Said harekatının başlamasıyla harekâta nasıl destek verdiğini, ayrıca Çan Şeyhlerinin komutasında bulunan Az, Gökdere, Sekaran, Yamaç Aşiretleri ile Çevlik Aşiret halkından oluşan askeri birliklerin Kiğı Cephesi'nde nelerle karşılaştıkları ve kimlerle savaştıklarını Şeyh İbrahim'in gönderdiği mektuplar sayesinde öğrenmeye çalışacağız.

ÇAN ŞEYHLERİNDEN ÇAPAKÇUR MÜFTÜSÜ ŞEYH İBRAHİM EFENDİ

Şeyh İbrahim Efendi, alim fazıl müttaki ilmiyle amil Çan meşayih-i kiramındandır. Şeyh İbrahim Efendi, Şeyh Halid'in oğlu olup 1868 tarihinde Çapakçur kazasının Çan köyünde doğmuştur. Şeyh İbrahim Efendi bir süre ailesinin yanında tedrisat gördükten sonra Genc Livası, Göynük Kazası'nın Hacan köyündeki Melekanlı Şeyh Abdullah'ın Halifesi Molla Feyzullah Efendi Medresesinde bir müddet okuduktan sonra bir yıl Muş'ta bulunan Müftiyün Medresesinde, altı yıl Hınıs kazasında bulunan Şeyh Said Efendi Medresesinde, iki yıl Hınıs kazasının Hırbe Sor köyünde bulunan Abdullah Efendi Medresesinde, bir yıl Polu meşayihinden Şeyh Hasan Efendi Medresesinde ilim tahsil etmiştir. Şeyh İbrahim Efendi'nin Meşihat İdaresi'ne verdiği sicil-i ahval kaydında Arapça, Türkçe, Kürtçe ve Zazaca bildiğini ifade emiştir.4

Meşihat Dairesi tarafından Genç Mutasarrıflığı'na gönderilen yazıda, Çapakçur Müftülüğü seçiminde en fazla oyu alan Şeyh İbrahim müftülüğe tercihan tayin edilmiştir. Aynı zamanda Müftülük vazifesine 8 Temmuz 1923'te başlamak üzere Meşihat tarafından menşuru (göreve başlama beratı) gönderilerek Çapakçur'da “vazife-i iftaya,” yani Müftülük görevine başlamıştır.5

Şeyh İbrahim okumasını ikmal ettikten sonra ilmi icazetnâmesini “Şeyh Muhammed Said ibn-i Şeyh Mahmud el-Feyzi Mevlana eş-Şeyh Ali'yü's-Septi el-Halidi el-Palevi Kuddise sırrahuma'dan” alır. İcazetnâme besmele ve Allah'a hamd ve peygamberimize salavatla başlar. İlmi icazetnâme alan ulemenın müteselsil isimleri, lakapları ve faziletleri hakında ayrıntılı bilgiye yer verilmiştir. İcazeti veren Şeyh Said isminden sonra şu bilgiye yer verilmiştir: “el-Mevla eş-Şeyh İbrahim ibn-i eş-Şeyh Halid kuddise sırrahu ibn-i eş-Şeyh Ahmed el-Veliyü'l-Kâmil el-Halidi el-Çani el-Çapakçuri kuddise sırrahu.” Şeyh Said Efendi tarafından hazırlanan icazetin altına “el-Mümeyyiz el-Abdü'l-Za'if Muhammed Said Ufiye Anhü” imzasını atarak Şeyh İbrahim Efendi'nin hak etmiş olduğu icazetnâmesini yani diplomasını vermiş olur. Şeyh İbrahim Efendi icazetini aldıktan sonra bir süre Çan Medresesi'nde ders vermeye başlar. Daha sonra Çapakçur Kazası'nda boşalan Müftülük kadrosuna müracaat eder. Çapakçur merkez Müftülüğü kardrosuna yerel ulemadan yaklaşık on beş kişi müracaatta bulunur. Vilayet meclisi idaresinden dört ve belediye meclisi azalarından beş Genc kadısı ve Çapakçur kaymakamı nezareti altında müftülük kadrosuna müracaat eden ulema sınava tabi tutularak en fazla puanı alan Şeyh İbrahim Efendi Çapakçur Müftülüğünü kazanmış olur.

Müftülük sınavına muracaat edip gelemeyenler olduğu gibi sınava girip kazanamayanların isimleri şöyledir: İsfahan Bey Medresesi Müderrisi ve eski Çapakçur Müftüsü Molla Şahabeddin'in oğlu Molla Yusuf Efendi, Köslü Molla Muhammed-zâde, Ulemadan Abdülaziz Efendi, Parhangüklü Hacı Ahmed-zâde, Ulemadan Abdülhamid Efendi, Çanlı Şeyh Ahmed Efendi-zâde, Ulemadan Şeyh Mustafa Efendi, Çanlı Şeyh Halid Efendi-zâde, Ulemadan Şeyh İbrahim Efendi ve Çanlı olup Palo'nun Vinderin karyesinde sakin Ulemadan Süleyman Efendi, (Çanlı Molla Abdülmüttalib Selimoğlu'nun dedesidir.) Çapakçur Müftülük sınavına girerek belli derecede puan almışlardır. Fakat Çapakçur Müftülük sınavına girenlerden en yüksek puanı alan Şeyh İbrahim komisyon heyeti tarafından Çapakçur Müftülüğüne seçilerek tayin edilir.6

Çapakçur Müftülüğü vazifesinde iken Çapakçur ve çevresinde Şeyh Said hadisesi meydana gelir. Şeyh İbrahim de çevrede patlak veren Şeyh Said harekatına bizzat katılarak destek verir. Dolayısıyla Şeyh İbrahim bu desteğinden dolayı 28 Haziran 1925 tarihinde Şark İstiklar Mahkemesi tarafından 47 arkadaşıyla birlikte idama mahkum edilir (Diyarbakır, 29 Haziran 1925).

Şeyh İbrahim idam edilmeden evvel mahkeme heyetine sunduğu savunmada Birinci Dünya Harbi'nde 28 Temmuz 1914-15'te Çapakçur cephesinde Ruslara karşı milis kuvvetleri komutanı olarak savaşa katıldıklarını ve Çapakçur halkıyla birlikte cansiperane bir şekilde (bölgenin Rus istilasına uğramaması için) savaştıklarını ifade eder. Buna benzer birçok gerekçeleri ileri sürerek berat talebinde bulunduysa da mahkeme heyeti hiçbir şeyi nazar-ı itabara almayarak idamına karar verir.

Şimdi Şeyh Said hadisesinin nasıl başladığını kısaca anlattıktan sonra Şeyh İbrahim ile Faki Hasan arasındaki mektupları ve Çan Şeyhlerinin komuta ettikleri Kiğı cephesinde neler yaşandığını gönderilen mektuplar ışığında izah etmeye çalışacağız.

ŞEYH İBRAHİM EFENDİ'NİN ŞEYH SAİD HAREKÂTINA KATILMASI

Şeyh Said, 11 Şubat 1925 tarihinde Piran'a geldikten sonra onu takibe memur edilen jandarma kuvvetleri 13 Şubat'ta buraya intikal ederek misafir bulunduğu eve gidiyorlar. Beraberinde bulunduğu söylenen birkaç firari askeri Şeyh Said'den istiyorlar. Ancak o, bahsi geçen gençlerin firari olduklarını bilmediğini, ertesi gün Piran'dan ayrıldıktan sonra onları alıp götürmelerini talep ediyor. Bunun üzerine müfreze komutanı “Kesinlikle şimdi isterim” diyor. Şeyh Said de, “Bak nerede ise alabilirsen al götür” diye cevap veriyor. Subay dışarıya çıkıyor. Bu karşılıklı konuşmalardan haberdar olan asker kaçakları ve birkaç silahlı kişiler jandarmalara karşı çatışmaya girişiyorlar. Jandarmadan 4 kişi öldürülüyor, bir subay ve beraberinde bulunan askerler, ellerinden silahları alınarak tutsak ediliyorlar.

Piran'da meydana gelen bu hadise üzerine Şeyh Said hazırlıksız bir şekilde ve istemeyerek 14 Şubat 1925 tarihinde Piran'ı zapt ederek hareketi başlatmış oluyor. Kendisinin de ifadesiyle “Kaderi ilahi bizi bu işin içine soktu, gayri ihtiyari kendimizi bu hareketin içinde bulduk…”

Şeyh Said'in asıl amacı Elâzığ, Bitlis, Siirt, Muş, Van, Erzurum, Dersim, Şırnak, Viranşehir, Mardin, Midyat Cizre ve Diyarbekir bölgelerini dolaştıktan ve destek sözünü aldıktan sonra geniş kapsamlı bir hareketi başlatmak olacaktı. Haliyle Piran'da olayın patlak vermesi bu hareketin erken başlamasına sebep oldu. Böylece Şeyh Said gezisini iptal ederek Piran'da beraberinde olan bölgenin ileri gelenlerinden 350 kişi ile birlikte Genç'e doğru hareket eder. Şeyh Said Çımeyeni'ye ulaştığında bu olayı duyan halk Genç kazasını işgal eder. Şeyh Said Genc'e ulaştıktan sonra hareketi organize ederek ve her cepheye bir komutan atayarak geniş çaplı bir harekatı başlatmış olur. Çapakçur, Şeyh Şerif ve Çan Şeyhleri tarafından elde edildikten sonra Çapakçur Kaymakamlığı'na Şeyh İbrahim Efendi atanır. Şeyh Şerif'i Palu ve Elazığ'a; Çan Şeyhlerinden Şeyh Hasan'ı Kiğı, Sancak ve Dersim'e; Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Solhan, Varto, Hınıs ve Muş'a; Şeyh Said de Lice, Hani, Siverek ve Diyarbakır cephesi komutanlıklarına ayrılarak her birisi kendi cephelerinde savaş vermeye başlarlar.8

ÇAPAKÇUR KAYMAKAMI ŞEYH İBRAHİM'İN FAKİ HASAN'A GÖNDERDİĞİ BAZI MEKTUPLAR VE KİĞI CEPHESİ

Çan meşayihinden Şeyh Ahmed Efendi-zâde, oğlu Hasan Efendi, 26 Şubat 1925'te Şeyh Ali Rıza Efendi ile Cibranlı Halid Bey'in oğlu Kamil Bey'e gönderdiği mektupta, Kiğı'ya doğru hareket ilerlediğinde yüz nefer silahlı askerin Göynük cephesinden gönderilmesini talep eder. Mektupta, “Kiğı meselesini şimdilik aramızda müzakere etmekteyiz. İnşaallah en yakın zamanda Kiğı meselesini savaşmadan barış yoluyla haletmeye çalışacağız” denmektedir.7

Daha sonra Şeyh Hasan Efendi komutasında toplanmış bulunan aşiret reisleri ve Çapakçur halkı Kiğı tarafına doğru harekete geçerler. Bunu duyan Kiğı halkı büyük bir direniş göstererek Kiğı'ya doğru harekete geçen Şeyh Said kuvvetlerine karşı savaşarak Kiğı merkezine girmelerine engel olurlar.

Şeyh İbrahim'e Kiğı cephesinden 28 Şubat 1925'te gelen ilk haberlere göre, Şeyh Hasan Efendi komutasında bulunan kuvvetler Kiğı'yı zapt etmeğe giderken geceleyin etrafları sarılarak muhasara ve abluka altına alındıkları bildirirler. Saldırıda bulunanların askerler mi yoksa Kiğı Aşiret halkı mıdır bu hususta henüz net bir bilgiye ulaşmadığını Genç mıntıka komutanı sorumlusu Faki Hasan'a bilgi vermek için bir telgraf gönderir.

Şeyh İbrahim'e Kiğı cephesinden 28 Şubat 1925'te gelen yeni bir bilgiye göre Kiğı üzerine giden Şeyh Said kuvvetleri Temran bölgesi cıvarında istirahata çekildiği sırada geceleyin Kiğı aşiret halkı tarafından etrafları sarılmış, ardından meydana gelen saldırı ve çatışmada kendilerinden bir ölü dört yaralı ve saldırganlardan da sekiz ölü yedi yaralı olduğunu bildirir. Kiğı aşiret halkı tarafından saldırıya uğrayan kuvvetler mecburen Sancak Nahiyesi'ne dönmek zurunda kalmışlardır. Bunun üzerine Şey İbrahim, Faki Hasan'a gönderdiği mektupta, Kiğı cephesinde büyük sıkıntının var olduğu ve acilen yardım gönderilmesi gerektiği belirtilir. Ayrıca, “Çevlik ve diğer yerlerden cüz'i bir miktar yardım gönderilse de yeteri miktarda mukavemet edemeyecekleri aşikardır. Hatta Kiğı bölgesinde biraderim Şeyh Abdullah Efendi'nin ailesi dahi esir kalmışlardır. Şayet Kiğı bölgesine herhangi bir yardım gönderilmezse bütün kuvvetlerin Çevlik'e geri dönecekleri ve burada da büyük sıkıntılar ve vuku'atlar meydana geleceği kat'i ve kesindir” ifadelerine yer verilir. 9

Kiğı cephesinde sıkışan kuvvetlere destek vermek üzere Şeyh İbrahim Yamaç, Nahiyesi'nin ileri gelen ağa ve eşrafına gönderdiği mektupta şu hususlar yer alır: “Kiğı cephesinde savaşan kuvvetlerimizin az miktarda olduğu, köylerinizde mevcut olan bütün silahlı efradınızla Kiğı'da bulunan İslam kardeşlerinize iltihak edip yardım ediniz, Kiğı cephesinde birleşerek yekvücut halinde mücadele ve mücahede ediniz. Ayrıca Arif Bey'i Yamaç tarafına yeteri miktar asker toplayarak Kiğı cephesine göndermesi hususunda görevlendirdik.”10 Ayrıca, Kiğı'nın Çan nehiyesinde 23 Şubat 1925'te yirmi silah ve yirmi asker esir alındığını, bunlara da iyi davranılmasını ve gerekli hürmet gösterilerek bir yere yerleştirilmesini talep eder.11

Şeyh Said taraftarları Kiğı cephesinde çok sıkıştıkları için Şeyh İbrahim, Dareheni'de bulunan Faki Hasan'dan cephane ve asker göndermesini talep eder. Konuyla ilgili Kiğı cephesinden Rüştü Bey'in 1 Nisan 1925'te gönderdiği yazıda şu hususlar yer almaktadır: “Kiğı'nın bütün aşiret halkı yanlarına aldıkları mühim bir askeri kuvvetle birlikte Sancak köylerinde bulunan kuvvetlerimize taarruz ederek çatışmaya başlamışlardır. Başköy-i Kebir ve Mağber'deki mevcut kuvvetlerimizin etrafını sararak kimisini esir almış kimisini de katletmişlerdir. Hatta mevcut mücahit kuvvetlerimizin elinde bir mermi bile kalmadığı gibi ekserisi de silahsızdır. Gerek cephane, gerekse silah ve gerekse ek kuvvetin ulaştırılmaması halinde çoğu esir alınacaktır. Kiğı cephesindeki mücahitlerimizi zapt ettikten sonra Çapakçur'a kadar taarruz edecekleri muhakkakdır. Hatta Karir Nahiyesi'nde bulunan mevcut kuvvet de Kiğı'dan gelen kuvvete iltihak edip üzerimize yürüyecekleri kuvvetle muhtemeldir. Bunları tamamen def etmek ve yakalamak için gerekli silah, cephane ve kuvvetin biran evvel ulaştırılması hususunda Şeyh İbrahim Faki Hasan'dan talep etmektedir. Çapakçur'daki bakî kalan kuvvetlerimizi toplayıp bölgeye ulaştırılması için gerekli teşebbüsat icra edilmişdir.

Kiğı cephesini tahkim etmek için daha önce elinize geçirmiş ve kullanılmaya elverişli top ve mitralyoz silahlarınız varsa onların da bu cepheye gönderilmesini himmetinizden beklemekteyiz. Ayrıca Kiğı cephesinde yaşanan olayları Şeyh Said Efendi'ye de rapor halinde arzedilmesini talep ederiz. Palo'dan Gökdere'den Çapakçur'un Müsyan Nahiyesi'nden yeteri kadar kuvvetin ulaştırılması için ayrıca tarafınızdan dahi posta irsalini istirham eder, bununla birlikte gece gündüz aramızdaki muhabereyi sağlamak için postahaneden ayrılmamanız icab eder ki bir dakika te'ahhürü ve gecikmesi caiz değildir cümleniz Cenab-ı Hak'ka emanet olunuz.”12

Şeyh İbrahim, haliyle bir taraftan aşiretleri ikna edip Kiğı cephesine sevkederken diğer taraftan daha önce aşiretler arasında meydana gelmiş husumet ve düşmanlığı bertaraf etmek için aralarını bulmaya ve barışı sağlamaya uğraşıyordu. Nitekim Faki Hasan'ın Şeyh İbrahim'e 15 Mart 1925'te gönderdiği risalede; Şeyh Said'in kıyam hareketine başladığı bu nazik zamanda Az Aşireti ile Çevliklerin arasındaki nefret ve düşmanlık, aynı zamanda Nimetgiller yani Vusfan Aşireti ile Began'lar arasında meydana gelen düşmanlığın bir an önce ortadan kaldırılması için gerekli teşebbüsün yapılmasını ve aralarında daha önce meydana gelen husumetten dolayı birbirlerine karşı besledikleri kin ve nefreti bitirip tarafları bir araya getirerek barıştırması talebinde bulunur.

Şeyh İbrahim, Faki Hasan'ın bu talebi üzerine, sulh ve barışı te'sis etmek için aşiret reisleriyle birer birer görüşerek böyle basit ve kıymeti bulunmayan mesele ve bahenelerle birbirlerine kin beslememelerini ve biribirlerinden nefret etmemelerini belirterek onları ikna etmeye çalışır. Ona göre, İslamın temel esası, barıştır ve bir kardeşin diğer kardeşin elinden, dilinden ve fitnesinde emin olmasıdır. Menfaatini başkasının zararında görmemesidir. Nefsi için istediği şeyi kardeşi için de istemesidir. Faki Hasan risalesinde şu hususlara da yer verir:

Şayet Beganla, Nimet'in yani Vusfanlıların arasındaki düşmanlık bir at ve iki öküzden dolayı ise atımı ve iki öküzümü onlara vermeyi taahhüt ederim. Azlılarlar ile Çevlikliler'in ve Began'la Nimetigiller'in arasında daha önce meydana gelen düşmanlıkları bertaraf ederek yerine sulh ve barışı en güzel bir şekilde sağlayınız. Aralarındaki barışın sağlanması her neye bağlıysa ve ne icab ediyorsa derhal yerine getirilmesini ve tarafları bir araya getirerek barıştırmanızı hasseten sizden istirham ederim.13

ŞEYH SAİD HAREKÂTI'NDA AZ AŞİRETİ

Az Aşireti Musul ve Bohtan bölgesinden (M. 792-93) yıllarında hicret edip Hançuk bölgesine yerleştikleri ve aslen Bermeki soyuna dayandığını Şerefnâmede yer almaktadır. Az Aşireti, Pueğ Nahiyesiʹne bağlı Az Köyü yerleşkesinden ismini almaktadır. Adı geçen aşiret Hançuk bölgesinden göç ederek Çapakçur bölgesine yerleşmişlerdir. Hançuk bölgesinde yerleşmiş olan Az Aşireti kendi aralarında birçok kabile aşiret ve boylara ayırlmaktadırlar. Mıstan, Botyan ve Mürtezan Az Aşiretiyle akrabalık bağları olup halen Hançuk bölgesinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Çapakçurʹa yerleşenler ise Az Aşireti ismiyle tarihi kayıtlara geçmişlerdir. Az Aşiretiʹnin birbiriyle olan bağlılıklarından dolayı Çapakçur bölgesinde diğer aşiretler üzerinde büyük bir nüfuz elde etmiş şecaʻat ve cesaretleriyle nâm salmışlardır. Az Aşireti halkı Şeyh Said harekâtına büyük bir destek vermiş bir kısmı Çan Şeyhleriyle birlikte Kiğı Cephesinde savaş verirken diğer bir kısmı da Şeyh Şerif Eendi ile birlikte Palu ve Elazığ cephesine katılarak harekâta can ve mallarıyla desteklerini esirgememişler. Şeyh Said harekâtının sona ermesi sonucu Şark İstiklal Mahkemesi tarafından harekâta katılan Azlıların bir kısmı idama mahkûm edilmişlerdir. Kiğı cephesinde savaşan Az Aşireti Reisi Süleyman bin Ömer, Genç ağalarına göndermiş olduğu mektubu aşağıda yer verilmiştir.

Az Aşireti eşrafından Süleyman, Dareheni'de bulunan Yusuf Ağa ve Hasan Ağa'ya 27 Şubat 1925 tarihinde gönderdiği mektupta şu hususlara dikkat çekmektedir. “Kiğı tarafında bulunan üç yüz kişilik kuvvetimiz (Eski Kiğı mutasarrıflığı yapan yazıcıların meskûn olduğu Temran bölgesinde) Kiğı aşiretleri tarafından abluka ve muhasara altına alınmış ve bundan ötürü bizden acilen yardım ve kuvvet talep etmektedirler. Bizim bulunduğumuz mevkide mevcudumuz sadece kırk kişidir ve hiçbirinin elinde silahı yoktur. Bir an önce silah ve cephane bulma imkânını ve esbabını araştırıp te'min ediniz ve yeteri miktar silah, cephane ve kuvveti tedarik edip Kiğı cephesinde zor durumda kalan kuvvetlerimize gönderiniz. Yamaç ve diğer yerlerden henüz herhangi bir kuvvet imdadımıza gelmediği bilgisini arz eder.”14

AZ AŞİRETİ'NDEN İDAMA MAHKÛM EDİLENLER HAKKINDA HAZIRLANAN FEZLEKE.

Müdde-i Umumi tarafından Azlı Süleyman bin Mahmud ve Azlı Ali bin Hacı Muhammed hakkında hazırlanan fezlekede: Müstakil bir “Kürdistan” teşkil etmek, Şark vilayetlerinin bir kısmını ana vatan dan tefrik etmek maksadıyla isyana biʹl-fiil silahlı olarak iştirak etmek, Kiğı Kazasıʹnın Hosnek ve Çapakçur kazasıʹnın Çan Nahiyelerini işgal etmek ve hükümete bağlı memurları esir etmek, Şeyh Said ile birlikte Dareheniyi ve daha sonra Çapakçurʹu işgal ederek isyancı çetelere silahlı olarak iştirak edip reislik eylemek suçlarından dolayı idama mahküm edilmişler.15

Azlı Süleyman bin Ömer hakkında hazırlanan fezlekede şu suçlar isnad edilmiştir. Kiğı cephesinde aşiret halkıyla birlikte savaşa katılmak Çapakçur'a gelen askeri fırkaya karşı çatışmaya girişmek, isyana iştirak etmeyan halkı korkutarak ve tehdit ederek savaşa tahrik ve teşvik etmek, Türkiye Cumhuriyeti yerine “şeyhlik hükümetini” yani halifelik hükümetini kuracağına dair alenen halk arasında propoganda yaparak hükümeti tezyif ve tahkir etmek, Şeyh Şerif ile birlikte Genc hükümetini ve daha sonra Çapakçur hükümetini düşürerek işgal etmek Defalarca aşiret halkıyla birlikte Kiğı cephesinde askerlere karşı savaşmak, Diyarbakır'dan Genc merkezine doğru gelen askeri birliklere karşı Kurneyil (Lice) boğazında silahlı çatışmaya girişmek, Devlete ait olan bir katıra binerek isyancılara reislik yapmak ve devletin aleyhinde birçok tahkirat ve tehdidatta bulunmak suçlarından dolayı Şark İstikla Mahkemesi heyeti tarafından yukarıda isimleri geçen her üç şahsın Kanun-ı mülkiyenin 45. Maddesine istinaden idamlarına oy birliği ile karar verilmiştir.16

Çanlı Şeyh Abdullah bin Şeyh Halid ile birlikte Azlı Süleyman bin Muhmud ve Azlı Ali bin Hacı Muhammed 18 Haziran 1925 tarihinde idam edilmişlerdir. Azlı Süleyman bin Ömerʹde Şeyh Said ile birlikte dosyaları birleştirildiği için 29 Haziran 1925 tarihinde idamları infaz edilmiştir.

Devamda, isimleri ve hangi maddeye istinaden idam edildikleri tablo halinde verilmiştir.

KİĞI CEPHESİ'NDEN AZ AŞİRETİ REİSİ SÜLEYMAN'IN MEKTUBU.

Az Aşireti eşrafından Süleyman, Dareheni'de bulunan Yusuf Ağa ve Hasan Ağa'ya 27 Şubat 1925 tarihinde gönderdiği mektupta şu hususlara yer verir: “Kiğı tarafında bulunan üç yüz kişilik kuvvetimiz (Eski Kiğı mutasarrıflığı yapan yazıcıların meskûn olduğu Temran bölgesinde) Kiğı aşiretleri tarafından abluka ve muhasara altına alınmış ve bundan ötürü bizden acilen yardım ve kuvvet talep etmektedirler. Bizim bulunduğumuz mevkide mevcudumuz sadece kırk kişidir ve hiçbirinin elinde silahı yoktur. Bir an önce silah ve cephane bulma imkânını ve esbabını araştırıp te'min ediniz ve yeteri miktar silah, cephane ve kuvveti tedarik edip Kiğı cephesinde zor durumda kalan kuvvetlerimize gönderiniz. Yamaç ve diğer yerlerden henüz herhangi bir kuvvet imdadımıza gelmediği bilgisini arz eder.”19

AZLILARIN MÜTEVELLİLERE SALDIRISI

Şeyh İbrahim Efendi 1 Mart 1341'de Dareheni'de Molla Hasan Efendi'ye gönderdiği mektupta şu hususlara yer vermektedir: “Kiğı cephesinde Az Aşireti'ne mensup adamlardan öldürülen ve yaralananlar çok olduğundan bu olayın tesirinde kalmış olduklarından Mütevellizâdelerden Tayyib Âlî'nin akrabalarına gece veyahut gündüz kesinlikle saldırı düzenleyerek öldürme teşebbüsünde bulunacakları, gelen istihbarat bilgilerinden anlaşılmaktadır. Bu maksatla Çevlik'e gelen Azlılar mütevelizadelere saldırmamak için epey nasihatte bulunduk zor bela ikna ederek engel olmaya çalıştık. Halen Azlıların hiddet ve kızgınlıkları dinmemiş, ancak her an tekrar saldırıya geçme ihtimali vardır bu saldırıyı bertaraf etmek maksadıyla Genç ağalarından ya Yusuf Ağa veyahut Mehmed Ağa'nın acilen buraya gelmesini katʻi bir şekilde talep ediyorum.”20

Diğer bir mektubunda ise “Mütevellilere karşı herhangi bir saldırı düzenlenmemesi için hanelerinden alarak Çevlik'te güvenli bir yere taşımış olduk. Yaptığım araştırma sonucu hakikaten bu ailenin masum olduğuna kanaat getirdim. Bunlara olacak herhangi bir zulüm ve hakaret şeriatın hilafına olacağı şübhe yoktur” demektedir.

Ayrıca, “Binaenaleyh gayemiz ve davamız Şeriat-ı Garranın ahkamını mevki-i icraya koymak ve adaleti sağlamaktır. Bu halde gayemizin zıddına ve hilafına hareket etmiş oluruz. Bununla birlikte bu tür haksız saldırılardan kesinlikle uzak durmamız elzemdir. Mütevelizade İsmail Efendi'ye ait gasbedilen eşyalarını ve ailesini sağ salim olarak getirip teslim ediniz. Yoksa Çapakçur ahalisi bu ailenin masum olduklarını çok iyi bilmektedir. Bu yüzden aranızda büyük bir ihtilaf ve husumet meydana gelecektir. Şeyh Said Efendi dahi böyle şeriata muhalif olan harekete hiçbir şekilde rıza gösteremez. Ailenin verilmemesi herkesin nefretini celb ettiği gibi aynı zamanda bu mesele garaz-ı şahsiyye hamledilir. Bu gibi zemedilecek hallere meydan verilmemesini cümlenizden rica ederim” ifadelerine yer vermektedir.21

Şeyh İbrahim'in gönderdiği mektuplardan bir kısmını yukarıda zikrettikten sonra Şeyh İbrahim, Şeyh Celal ve Şeyh Ali ile Şeyh Hasan Efendilerin Çapakçur'da teslim olmaları ve Diyarbakır'da sorgulamaları yapıldıktan sonra idamları hakkında bir nebze bahsedeceğiz.

ÇAN ŞEYHLERİNİN ÇAPAKÇUR'A GELEREK TESLİM OLMALARI

Çan Şeyhleri bir müddet teslim olmayıp firari olarak dolaşmaya başladılar. Şeyh Said ve arkadaşları Cibranlı Kasım'ın desteği ve ihbarı üzerine Varto karakoluna (15 Nisan 1925'te) teslim olduktan ve Varto'da sorgulamaları bittikten sonra Diyarbakır'a sevk edildiler. Ardından Çan Şeyheleri de ikna edilerek 7 Mayıs 1925 tarihinde Çapakçur Jandarma Kumandanlığı karakoluna kendiliğinden gelip teslim oldular. Şeyh Said harekâtının Çapakçur ve Kiğı bölgesini sevk ve idare edip komuta eden Şeyh Celal b. Şeyh Halid, Şeyh Ali b. Şeyh Halid, Şeyh İbrahim b. Şeyh Halid Efendiler ile Şayh Hasan b. Şeyh Ahmed Çapakçur'da nezaret altında kaldığı süre içeresinde Şark İstiklal Mahmekesi Müddeî-i Umumiliği, bütün resmi kurumlardan ve görgü tanıklarından adı geçen meşayih hakkında bilgi toplamaya çalışır. Çapakçur Jandarma Kumandanı, Emniyet Müdürlüğü Üçüncü Şube, Çapakçur Kaymakamı Hasan Hilmi, Eski Varto Kaymakamı Abdülmecid, Çapakçur Kazası Hakimliği, Çapakçur Mal Müdürlüğü, Çapakçur Posta ve Telgraf Müdürlüğü adı geçen meşayih hakkında ayrıntılı bir şekilde raporlar yazarak “Heyet-i Tahkikiye Riyasetine” gönderirler.

(Çan Şeyhleriyle ilgili gönderilen raporların özetini aşağıda zikretmeye çalışacağız).22

ÇAPAKÇUR JANDARMA KOMUTANLIĞI TARAFINDAN HEYET-İ TAHKİKİYE RİYASETİ'NE GÖNDERİLEN YAZI (7 MAYIS 1925)

1-Şeyh Said harekatında Çan Şeyhlerinin halkı teşvik ve tahrik etmesi soncu Çapakçur işgal edilmiştir. Eğer çan şeyhleri kabul etmemiş olsaydı Çapakçur'a müdahale edilemezdi.

2-Şeyh Said hadisesinde Şeyh Celal Kiğı, Şeyh Hasan Kiğı ve Palu, Şeyh Ali Kiğı, Palu, El-Aziz ve Kurneyil yani Lice cephelerine giderek savaşmışlardır. Çapakçur Müftüsü Şeyh İbrahim Çapakçur merkezi Kaymakamı sıfatıyla cephe komutanları arasındaki haberleşmeyi sağlamıştır.

3-Genc vilayetinin 14 Şubat 1925'de Şeyh Said tarafından zaptedilmesi sonucu Şeyh İbrahim Çapakçur kazasına gelerek bir daha dönmemiştir. Şeyh İbrahim'in emri üzerine 14-15 Şubat gecesi Palo merkezine şifre yazıldığı telgrafhanenin telleri kesildiği, Telgraf Çavuşu Mahmud dahi bu olayın şahidi olduğu ifade edilmiştir. Şeyh İbrahim memurlara fenalık yapılması taraftarı değildi. Müteka'id Kaymakam Mecid ve bendenizi (Çapakçur Jandarma Komutanı) merkez vilayette korumak üzere göndermişti.

4-Şeyh Said'in muzafferiyetini şükür secdesine kapanarak kutluyor ve herhangi bir şehir zaptedildiğinde Çapakçur kaza merkezinde bir dellal vasıtasıyla halka duyuruyordu. “el-Hayrü fima-vaka'a” (Meydana gelen harekâtta hayır vardır) cümlesini her daim tekrarlıyordu. Cumhuriyet hükümeti aleyhine çok tesirli propagandalarda bulunuyordu. Ayrıca Şeyh Hasan, Şeyh Ali, Şeyh Celal gibi Şeyh İbrahim de köylere mektuplar yazarak ahaliyi cephelere gönderiyordu. Şeyh Ali “el-Aziz” cephesinde savaşıyordu. Elazığ dan Şeyh Said taraftarları tard edildikten sonra Çapakçur'a döndü. “El-Aziz”den ganimet olarak bir at bir silah ve valiye ait makamında unuttuğu bir kamçı da elinde bulunuyordu. Bu kamçının Şeyh Ali'nin eline geçmesindeki işaret Şeyh Ali'nin vali olacağının bir delili olduğunu ve Şeyh İbrahim sürekli bunu kemal-i iftirahla söylüyordu.

5-Şeyh Hasan, Şeyh Ali ve Şeyh Celal ve Şeyh Abdullah köyleri bizzat dolaşarak taraftar topluyorlardı, fakat Şeyh İbrahim köylere gitmediği gibi cephelere de savaşa katılmamıştır. Vazifesi kaza merkezindeki işleri yürütmekti. Diğerleri köylere giderek adamalar topladıkları gibi aynı zamanda Çapakçur aşiret halkıyla birlikte savaşa katılmış ve mevcut kuvvetlere de kumandanlık vazifesini ifa etmişlerdir.23

6-Heyet-i Tahkikiye Riyaseti tarafından toplatılan deliller sonucu Diyarbakır Şark İstiklal...

Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucu Şeyh Said ile birlikte 47 kişinin idamına karar verilir. Mahkemece idama mahküm edilenler arasında aşağıda isimlerini verdiğimiz Çan Şeyhleri de mevcut olup 29 Haziran 1925 tarihinde Diyarbakır'da idam edilmişlerdir. Şeyh Said harekatına katıplıp idam edilenler şu fani dünyadan ebedi alem olan dar-ı ukbaya rihlet etmişlerdir. Mazlumların, zalimlerden hesap soracağı ve intikamlarının alınacağı günü bekliyorlar.

Çan Şeyhlerinden Şeyh Abdullah bin Şeyh Halid Efend'inin dosyası Şeyh Said dosyasıyla birleştirilmeyip Az Aşiretinden Süleyman bin Mahmud ve Ali bin Hacı Muhammed dosyalarıyla birleştirilerek Şark İstiklal Mahkemesi heyeti tarafından 18 Haziran 1925 tarihinde üç biraderinden önce Diyarbekir'de idam edilmiştir.

Her ne kadar Mahkeme heyeti tarafından ileri sürülen suçlamada: “Güya dini ve şer'î fakat her halde müstakil bin Kürdistan Hükümeti teşkil ve te'sis eylemek emel ve maksadıyla hükümet-i Cumhuriye aleyhine fi'ilen ve müsallahan kiyam etme iddiasında bulunarak suçlanmışlarsa da adı geçen meşayih bu suçlamayı kabul etmemişlerdir.24 Gayelerinin ilayı kelimetullahı yüceltmek, ahkam-ı şerʻiyyenin icradan kaldırılmasına engel olmak, hilafet-i islamiyyenin devamını sağlamak, meşru olmayan menhiyatı ortadan kaldırmak amaç ve maksadıyla böyle bir harekatı başlattıklarını ileri sürerek mahkemenin her safhasında ifade etmişlerdir.

İDAM EDİLEN ÇAN ŞEYHLERİNİN FOTOĞRAFLARI

Çan Şeyhlerinden Şeyh Said hadisesinden dolayı teslim olmayıp firarda bulunan Şeyh Muhammed Atik b. Şeyh Hasan Fahranda, Şeyh Abdülkadir b. Şeyh Mahmud Genc'in Göv Köyü karşısında Murat kıyısında, Şeyh Nusreddin b. Şeyh Mustafa Tekman'ın Kulikan Köyü'nde, Şeyh Hüseyin b. Şeyh Ahmed Karkoç Köyü'nde jandarmalarla giriştikleri çatışma sonucu öldürülmüşlerdir. Şeyh Niyazi b. Şeyh Mustafa firarda iken Suriye'de hastalanarak vefat etmiştir.29

ZAZALARIN BATI İLLERİNE SÜRGÜNÜ

Şeyh Said harekâtı sırasında birçok şahıslar 1925 yılında idam edildi. Daha sonra bölgede yapılan arama ve tarama faaliyetlerinde firarda bulunan birçok kişi de değişik yerlerde infaz edilerek hayatlarına son verildi. Bölgenin ileri gelen meşayih, ağa, eşrafı ve halkın üzerinde nüfuzu bulan ileri gelenler jandarma kuvvetleri tarafından yakalanarak memleketlerinden uzak olan batı illerine sürgüne tabi tutuldular.

Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından kaleme alınan 14.12.1926 tarihli bir belgede: Zaza ailelerinden oluşan yaklaşık 500 kişinin toplama merkezi olan Adana'ya sevk edildikleri ve buradan da batı illerine mecburi iskâna tabi tutulmak üzere götürüldüklerini ve sevk esnasında bazılarının da firar ettiklerini beyan etmektedir.

İskân Müdüriyet-i Umiyesi'ne gönderilen yazıda: Zazaların batı illerinde iskana tabi tutulması Başvekilin emri olduğunu Yani dönemin Başbakanı Mustafa Kemalin emri olduğunu bildirir.

İskan Müdüriyet-i Umumiyesi Cânib-i Alisine

Şark isyanındaki vaziyetleri dolayısıyla berâyı ikâmet Adana'ya alınan ve miktarı beş yüze (500) bâliğ olan Zazaların münâsib vilaytelere iskanı, emr-i vekâletpenâhi iktizasındandır.

Bunlardan bir kısmı firar ettiklerinden dolayı bu babda ki icra vekilleri heyeti kararı mucibince garp vilayetlerine alınmıştı. Halen burdurda bunlardan on beş kişi mevcuttur. İşbu eşhastan el-yevm Adana'da miktarı mevcut olduğu ve kaçının halen hangi vilayetlerde bulunduğu Adana vilayetinden sorulmuştur. Alınacak cevap bi'l-ahare arzedilmek üzere- Burdur'da mevcut on beş şahsa münasip bir mahal-i iskân iraesini ve keyfiyetin icâp edenlere emr ve tebliğ buyurulmasını ve neticenin inbasını rica ederim efendim. 14 12 1926

Umum Jandarma Kumandanı Miralayı

İmza

KUES MEDRESESİ MÜDERRİSİ MOLLA ABDÜLAZİZ

Molla Abdülaziz, Çapakçur'un en meşhur ulemasından olup ilmiyle amil, alim, fazıl, müttaki bir kişiliğe sahiptir. Molla Abdülaziz, Bediuzzaman'ın muassırı olup defalarca kendisiyle görüştüğünü ve ilminin çoğunu ondan ilham olarak aldığını ifade etimiştir.

Molla Abdülaziz Efendi, Molla Muhammed-zâdenin oğludur. Yukarı Parhangük ağalarından Seyidhan Ağa ile aynı soya mensup olup uzun süre Kös'te imam ve hatiplik yapmıştır. Kös Köyü'nde inşa ettirdiği medresede uzun süre ders vermiş birçok talebe yetiştirmiştir. Molla Rahim Asutay, uzun süre Molla Abdülaziz Efendi'nin yanında okmuş ve rahle-i tedrisinden geçmiştir. Çapakçur'da yetişen birçok medrese talebesi onun yanında okumuştur. Ayrıca, Sekaran Nahiyesi'nde ilim ve irşadıyla birçok talebenin yetişmesine vesile olmuştur.31 Meşihat Arşivi kaydında geçen Molla Muhammed-zâde tabiri bu ailenin kahir ekseriyetinin ulema olarak yetişmiş olduğunu, babadan oğla bütün çocukların okutulduğunu göstermektedir. Molla Abdülaziz-zâde Efendi vefat edince Kues köyü imam ve hatipliğine oğlu Molla Muhammed (Hacı Muhammed) geçerek uzun süre görev yaptıktan sonra buradan da emekli olmuştur.

Molla Abdülaziz Efendi, Çapakçur'da 28 Mart 1923'te açılan müftülük sınavına girmesine rağmen geçerli not alamaz. Molla Abdülaziz, Fahran Nahiyesi'ne bağlı Kues köyünde ömrünün nihayetine kadar terdisatla meşgul olup talebe yetiştirir ve ecel-i mevudesiyle burada vefat eder.32

ÇAPAKÇUR ULEMASINDAN MOLLA ABDÜLHAMİD

Molla Abdülhamid aslen Genç Sancağı'nın Yeğık köyündendir. Babası Molla Hacı Ahmed-zâde olup tanınmış ulemadandır. Babası, hocalık yapmak üzere Yukarı Parhahgük Köyüne yerleşerek orada imam ve hatiplik ile müderrislik görevini ifa eder. Molla Abdülhamid, bir dönem babasının yanında okuduktan sonra Göynük kazasının Kargapazar ve Hacan köyünde, Molla Feyzullah Efendi'nin yanında ders alarak tahsilini tamamlar. Genc sancağında bir dönem Genc Müftülüğünü vekaleten yürütür ve Müftü Müsevvidi olarak uzun süre görevine devam eder. Çapakçur'da açılan Müftülük sınavına da girerek yeteri miktar oy alamadığından Çapakçur Müftülüğü'ne ataması yapılmaz. Molla Abdülhamid, 1874 doğumlu olup Parhangük'te dünyaya gelir. Uzun süre muhtelif yerlerde müderrislik görevini yaparak hayatını sürdürür. Molla Abdülhamid, ömrünün sonuna kadar talebe yetiştirir ve eceliyle (1926) yılında Parhangük karyesinde vefat eder.

Münhal bulunan kazamız müftülüğünün intihabı için me'murin-i şer'iyye nizamnamesinin birinci ve ikinci maddeleri mucibince Meclis-i İdare'nin müntahab dört a'zası ile belediyenin beş a'zası ve bi'z-zat tedrisde bulunan ulemayı mahalliyeden âtî zâtkî cem'an on beş zât mah-ı hâlin yirmi altıncı Pazartesi günü kaza meclisi idaresi huzurunda hâzır bulunmaları kendilerine tebliğ edilmiş. Ve yevm-i mezkûrda Ulemadan Şeyh Mustafa Efendi ile Abdülhamid Efendiler berâyı tedris kaza haricinde bulundukları anlaşılmış. Ve Şeyh İbrahim Efendi ile Molla Abdülaziz ve Molla Süleyman ve Meclis-i İdare Azasından İsmail Efendiler tebliğ olunduğu halde hazır bulunmamışlardır. Ve mütebaki beş Belediye üç Meclis-i İdare müntahab a'zalarıyla ulemayı mahalliyeden Müftü Vekili Molla Yusuf Efendiler ki cem'an dokuz zâtın Meclis-i İdare huzurunda icra eyledikleri intihabatda ber-vechi bâlâ Ulemadan Çanlı Şeyh İbrahim Efendi sekiz Şeyh Mustafa Efendi sekiz ve Müftü Vekili Çevlikli Yusuf Efendi altı Molla Süleyman üç Molla Abdülaziz bir Molla Abdülhamid bir re'y aldıkları ve bunlardan Şeyh İbrahim, Şeyh Mustafa ve Yusuf Efendiler ihrâz-ı ekseriyet eylemiş olduklarını mübeyyen işbu tasnif ârâ mazbatamız bi't-tanzim huzur-ı âlî-i mutasarrıf-ı ekremiye takdîm kılındı ol-babda. 26 Mart sene 1339/28 Mart 1923

HEYET-İ TAHKİKİYE REİSİ KAYMAKAMLIĞINCA HAZIRLANAN FEZLEKE. (Çan Şeyhleri İçin Hazırlanan Fezleke)

Fırka kumandanlığının fi 7 5 1341 tarih ve 3/439 numaralı tahriratıyla haklarında icrayı tahkikat olunması emr olunan Çapakçur'un Çan karyesinde mütemekkin Şeyh İbrahim ve Şeyh Hasan ve Şeyh Ali ve Şehyh Celal haklarında cereyan eden işbu evrak-ı tahkikiye ile teferru'atı mutala'a ve tedkik kılındı.

Merkumun geçen Şubat zarfında ilk Genç vilayetinde başlayan ve Şeyh Said ile Şeyh Şerif tarafından vuku'a getirilen isyan harekatının Çapakçur kazasına da sirayetini müte'akib bunlardan Şeyh İbrahim'in kaza kaymakamlığı vazifesini Şeyh Şerif'in emri ve tensibiyle deruhde ederek harekat-ı isyaniyeye aid muhaberat ve sevkiyatı idare ve halkı teşci' ve Hükümet-i Cumhuriyet aleyhine teşvik ve terğib ve bazı asılsız havadisler icad ve i'lân etdiği ve biraderleri Şeyh Ali ve Şeyh Celal ile akrabasından Şeyh Hasan bin Şeyh Ahmed dahi ussatla (isyancılarla) ve Şeyh Şerif refakatiyle mühtelif cephelere giderek muharebata fi'ilen iştirak ettikleri ve nüfuzları itibariyle yaptıkları propaganda, isyanın tevessu'una (genişlemesine) sebebiyet verdiği kendilerinin sârih bir şekilde vâki' beyanatları me'murin-i kazadan alınan ma'lumatı nâtık ve yekdiğerine merbut varakalar münderecatı ve istihbarat müdürünün varaka-i merbutası ile gerek Şeyh İbrahim'in ve gerek diğerleri imzalarını hâvi muhabere evrakları münderecatıyla tezahür etmiş ve ancak bunlardan Şeyh İbrahim kaza me'muriyetiyle üsera, zabıtan ve me'murin-i askeriyenin hayatlarına vuku'u tasavvur edilen sû-i kasdın önüne geçerek vuku'una meydan vermeyerek hayatlarını kurtardığı ve dosya arasında mevcudlu 1 Mart 1341 tarihli mu'tariza içinde darb işaretli telgrafla bura telgraf müdüriyetine cevaben alınan tezkire-i cevabiyede Daraheni ussat telgraf idare memuru Faki Hasan'ın telgrafına aksi suretde cevab vermesi ve kendileriyle alakaları kalmayub gelecek kıta'at-ı askeriye teslim-i nefs edeceğini ve asileri de teslim için iknâ' etmiş ise de muvaffak olamaması gibi ma'lumat kısmen ifadatını mü'eyyed ve şayan-ı te'emmül ise de bunun da takdiri mahkemeye aid yine râci' bulunduğu cihetle merkumla Şeyh Ali ve Hasan ve Celal'in harekat-ı isyaniyede bi'l-fiil müşareketleri anlaşıldığından haklarında ki icabat-ı kanuniyenin tatbik ve ifası için merci'-i a'idiyete sevkleri ve işbu evrakın Fırka Kumandanlığı'na takdimi tensib kılınmıştır.

7 5 1341/7 5 1925

Aza Mülazim-i Evvel,                           İmza

Aza Yüzbaşı Mehmetali,                     İmza

Heyet-i Tahkikiye Reisi Kaymakamı. İmza

Şeyh Said Dosyasıyla birleştirilip Şark İstiklal Mahkemesi tarafından 1925'te yargılananların isimleri yaşları,  hüviyetleri, idam ve berat kararları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Kodu: TBMM. ŞİM._T12_K010_D069-5_G055_0014

TARİHİ: 26 Mayıs 1341

Yevmi mezkurda teşekkül eden hey'et-i hâkime-i sabıkada müddei-i umumi Süreyya Beyefendi hazır oldukları halde maznunun aleyh Reisü'l-Ussat Şeyh Said ve rüfekası ve yine celse-i sabıkada tevhiden muhakemelerinin icra ve davaya idhalleri karargir olub ale'd-derecat isyanla alakadarlık fiilinden maznun bulunan

Maznun-ı aleyhimin isim ve hüviyetleri mübeyyen varakadır.

 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92755)
31 Mayıs 2022 Salı 04:29
Isvec'te Norvec'te Japonya'da veya herhangi gelismis bir ulkede boyle seyh murit dervis duydunuz mu? neden muslumanlar bu ulkelere kacmak istiyor?neden yakin zamana kadar dinin yine en iyi yasandigi ulke laik Turkiye'ydi? musluman Afganistan'da Pakistan'da nasil yasantilar var haberiniz var mi? Ya da arap ulkelerinde, Iran'da? Neden bunlarda bile Turkiye reformlari ornek alinmaya calisildi? Gecin bu bos isleri, isyan etmislermis. Az bile yapilmis, bunlara destek veren hepsi asilsaydi bugun biz de o yukarda sayilan huzurlu ulkelerden biriydik.
Beğendim (1) Beğenmedim (1)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92634)
26 Mayıs 2022 Perşembe 16:58
Alevi kürtlerin isyana katılması için çalışmalarda olmuş.
Daha detaylı bilgi için ; Karerli Mehmet Efendinin Yazılmayan Tarih Hatıralarım kitabı
Mahmut Akyüreklinin Binbaşı Kasımın Hatıraları adlı kitapları okuyabilirler.
Beğendim (2) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92633)
26 Mayıs 2022 Perşembe 16:54
Şark İstiklal Mahkemesi 435 kişiyi idam etti.
Abdullah beyin yazdıkları belgelere dayanmaktadır. Ama bunlar resmi belgelerdirler. Resmi belgeler tabiki resmi ideolojinin çıkarına göre düzenlenir. Kığı bölgesinde Şeyh Sait İsyanına karşı savaşanlar 1. dünya savaşında Kığıya yerleşen kafkasyalılar ve türklerdirler ve bunların örgütlediği kişilerdirler. Aleviler isyana genelde katılmamışlar ama isyana karşı savaşmamışlarda, savaşanlar olmuşsada bazı beylerin zorlamasıyla olmuş. Alevilerin kürtlerin sunni kürtlere güvensizliğinden dolayı katılım olmamış ama isyana katılan alevilerde vardır.
Beğendim (2) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92632)
26 Mayıs 2022 Perşembe 16:42
Sayın Abdullah Demir Şeyh Sait hareketinde En çok Palu Gökdere bölgesi ve Genç Sivan bölgesi savaşmış. Ve hareket düzenledikeri her yerde başarılı olmuşturlar. Buda Şeyh Şerif önderliğinde olmuştur. Sen neden Çan ve Az köylerini ön planda tutmuşsun ki.
Beğendim (3) Beğenmedim (3)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92622)
26 Mayıs 2022 Perşembe 03:14
Bu olayda kaç kişi idam edildi?
Beğendim (0) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92619)
25 Mayıs 2022 Çarşamba 20:37
Bu konuda alevilerin konumunu bilmek isteyenler, Karerli Mehmet Efendinin, Yazilmayan Tarihi Hatiralarim adli kitabini ve Mahmut Akyuzun kitabi , Binbasi Kadinin itiraflari adli kitabini okuyabilir
Beğendim (2) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92618)
25 Mayıs 2022 Çarşamba 19:55
bu adam tamamen sallıyor. amacı nedir bilmiyorum ama sallıyor.
Beğendim (6) Beğenmedim (8)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92617)
25 Mayıs 2022 Çarşamba 19:23
Allah hepsinden razı olsun. Din için, iman için, şeriat için mücadele verdiler cihat ettiler, Allah yolunda şehit oldular.
Beğendim (16) Beğenmedim (11)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92616)
25 Mayıs 2022 Çarşamba 18:15
kigi asiret halki ne demek ,alevilerin askerlerin yaninda olup seyh saide karsi savastiklarini yazmis,tamamiyla uydurma bir tarih var yok öyle birsey,alevi düsmanligi yapiyor bu sahis,dedelerimizden seyh sait isyani hakkinda cok sey dinledik ama alevilerin seyh saide karsi savastiklarini hicbir zaman duymadik,resmi tarih anlayisindan daha da berbat bir tarih anlayisi bu yaziklar olsun
Beğendim (17) Beğenmedim (9)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_92624)
26 Mayıs 2022 Perşembe 08:59
@Misafir Kullanıcı Adam araştırma yapmış belge koymuş siz ise işkembeden atıyorsunuz. Yok nenemden yok dedemden yok babamdan duymadım. Hangi araştırma yöntemi bu? Varsa elinizde belge ortaya koyarsınız doğrusunu bizde öğrenmiş oluruz. İnsanların emeğine, ilmine ve kişiliklerine saygısızlık yapmayın.
Beğendim (8) Beğenmedim (9)Cevapla
05.07.2022
15:17
`Fıstık` gibi proje!
'Fıstık' gibi proje!
Bingöl Orman İşletme İl Müdürlüğü ekiplerince, Genç ilçesine bağlı Ericek Köyündeki dağlık alanlarda doğal olarak yetişen yaklaşık 2 bin yabani menengiç ağacına fıstık aşısı yapılmaya başlandı.
05.07.2022
15:16
Kadın girişimcilere arı kovanı desteği
Kadın girişimcilere arı kovanı desteği
Bingöl Belediyesi ve TOBB Bingöl Kadın Girişimciler Kurulu tarafından 'Kadın Girişimcilere Arı Kovanı Desteği' programı gerçekleştirildi.
05.07.2022
15:15
Yedisu`da ihtiyaç sahiplerine kömür dağıtımı başladı
Yedisu'da ihtiyaç sahiplerine kömür dağıtımı başladı
Bingöl'ün Yedisu ilçesinde ihtiyaç sahibi 200 aileye, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından (SYDV) kömür dağıtımı başladı.
05.07.2022
15:14
1,5 metrelik yılanların dansı görüntülendi
1,5 metrelik yılanların dansı görüntülendi
Bingöl'de yaklaşık 1,5 metrelik iki siyah yılanın dansı, cep telefonu kamerasına yansıdı.
05.07.2022
15:13
`Sıkıntımız, kurlarda yaşanan istikrarsızlıklar`
'Sıkıntımız, kurlarda yaşanan istikrarsızlıklar'
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Cevdet Yılmaz: 'Bizim tek sıkıntımız, finansal piyasalarda özellikle kurlarda yaşanan istikrarsızlıklar. Dünyadaki gelişmeler, pandemi sonrası lojistik tedarik problemleri, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere jeopolitik gelişmeler de kurla birleşince fiyatlarda oldukça önemli bir artış var.'
05.07.2022
15:12
30 kilogram esrar ele geçirildi
30 kilogram esrar ele geçirildi
Bingöl'de İl Jandarma Komutanlığı personelince, 2 farklı noktada araziye gizlenmiş 30 kilogram esrar maddesi ele geçirildi.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın