HÜDA PAR Eğitim İşleri Başkanlığı tarafından okullardaki seçmeli ders dönemine dikkat çekmek ve anadil konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Bingöl'de "Zıvanê Dadiya Xu Vicneno/A" başlıklı panel düzenlendi.
HÜDA PAR Eğitim İşleri Başkanlığı, okullardaki seçmeli ders sürecine dikkat çekmek ve anadil konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla Bingöl'de panel düzenledi. "Zıvanê Dadiya Xu Vicneno/A-Ana Dilimi Seçiyorum" başlıklı düzenlenen panelde dil çeşitliliğinin ilahi bir nimet ve zenginlik olduğu, anadilde eğitimin seçmeliden çıkarılarak kesintisiz bir şekilde tanınması gerektiğine vurgu yapıldı.
Eğitim, kültür ve kimlik ekseninde anadilin öneminin ele alındığı programda, anadilde eğitimin bireysel gelişimden toplumsal barışa uzanan yönleri kapsamlı şekilde değerlendirildi.
Bingöl Belediyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen program Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Dr. İbrahim dağılma moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde Anadilde eğitimin bütünleştirici rolü konusunda HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, "Kimlik inşasında dilin rolü" başlığıyla akademisyen Dr. Mehmet Aslanoğulları ve mevcut sistemde seçmeli ders uygulamasındaki problemler konusunda Eğitimci Mahmut Kaya birer sunum yaptı.
Programda açılış konuşması yapan HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Eğitim İşleri Başkanı Yahya Oğraş, eğitim öğretimin temel insani birer hak olduğu gibi anadilde eğitimin de insani ve islami bir hak olduğunu vurguladı.

"Dilini kaybeden toplumlar hafızasını, benliğini ve nihayetinde ruhunu kaybetmeye mahkûmdur"
Kur'an-ı Kerim'in "Oku" ayetinin salt bir talimat değil, bilakis insanı bilgi, tefekkür ve iletişimle kuşatan ilahi bir çağrı olduğunu belirten Oğraş, "Okumanın ve konuşmanın olduğu her yerde insanın ruhuna nakşolmuş bir dil vardır. Bu çeşitlilik bir nimet ve zenginliktir. Ne var ki, Anayasa'nın 42'nci maddesi, bu fıtri hakkın önünde bir engel olarak durmaktadır. Bu engelin kaldırılması samimi tüm siyasi aktörlerin ve insani sorumluluğudur." dedi.
"Dilimi Konuşuyor, İnancımı Yaşıyorum" temasıyla düzenlenen bu panel, sadece bir bilgilendirme platformu değil aynı zamanda hafızayı canlandırma çabası olduğunun altını çizen Oğraş, "Zira dil, kimliğin taşıyıcı damarıdır. Onu kaybeden toplumlar hafızasını, benliğini ve nihayetinde ruhunu kaybetmeye mahkûmdur. Tarih bize şunu öğretmiştir: Kültürlere ve medeniyetlere yönelik saldırılar, her zaman dilden başlar. Bu topraklar, yüzyıllar boyunca farklı dillerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı bir tecrübeye sahiptir. Toplumsal birlik, tek tipleşme üzerinden değil farklılıkların tanınması ve karşılıklı saygı temelinde güçlenir. Eğitim politikalarının da bu tarihsel ve toplumsal gerçekliği dikkate alması önemlidir." ifadelerini kullandı.
"Dil, tarihsel kültürümüzü ve istikbalimizi aydınlatan en değerli hazinemizdir"
Mevcut mevzuatın seçmeli dersler için anadillerin öğretilmesi alanında sınırlı da olsa bir imkân sunduğunu, ancak asıl talebin anadilde eğitimin "seçmeli" ve "sınırlı" bir lütuf olmaktan çıkarılarak ilk kademeden son kademeye kadar kesintisiz bir şekilde tanınması olduğunu vurgulayan Oğraş, anadilin eğitim sürecinde daha kapsayıcı ve erişilebilir biçimde yer alması hem bireysel gelişime hem de toplumsal barışa katkı sağlayacağını söyledi.
Oğraş, "Anadilini seçen bir öğrencinin aynı zamanda Kur'an-ı Kerim, Siyer ve Temel Dini Bilgiler gibi köklerine ait dersleri de seçebilmesi bütünlüklü bir kimlik inşası için elzemdir. Tarihsel kültürümüz, istikbalimizi aydınlatan en değerli hazinemizdir. Bu panelin, bu kutlu ve insani davada yeni ufuklar açmasını, hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum." şeklinde konuştu.
Program, panelistlerin sunumlarıyla devam etti.

"Medeniyetimizde dile düşmanlık yoktur"
Programda konuşan HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, ırkçılık hastalığına ve topluma etkilerinden söz etti. Dillerin çeşitliliğin coğrafyaların zenginliği olduğunu vurgulayan Dinç, şunları söyledi:
"İnsanlar dillerin varlığıyla dostluk kurar. Dilin düşmanı olanlar dostluğun asıl düşmanlarıdır. İşte onlar büyük zalimlerdir. Toplumumuz ondan dolayı bu kötü hale düşmüştür. Halbuki medeniyetimizde dile düşmanlık yoktur. Hatta Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem sahabilerine başka dilleri de öğrenin tavsiyesinde bulunmuştur. Nitekim dilin zararı yoktur, hatta faydası vardır. Dil dayatmasında bulunanlar; İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa'dır. Oysa Avrupa kıtasında 280-290, Asya'da 2 bin 300 dil konuşuluyor. Onlar dile düşmanlık yaptılar ve maalesef geçmişte ülkemizi idare edenler yönlerini o zalimlere döndü. Nitekim o zalimlerin Gazze'de maskeleri düştü ve şeytani yüzleri ortaya çıktı. Bugüne kadar güzel sözlerle insanımızı aldattılar ve bugün bakıyoruz ki medyada epstein dosyası gündeme getirilirken yaşanan vahşet ve çirkeflikten dolayı bu meseleyi anlatmaya edebimiz müsaade etmiyor."
Dinç, "Bu öyle bir şeydir ki tarih sayfalarında dile düşmanlığa baktığımızda açılan yaraların hemen kapanmadığın görebiliyoruz. Dillere ve kavimlere yapılan düşmanlığın yarası derin olur. İşte onlar Müslüman evlatlarının arasına fitne koydular ve kalplerde öyle bir yara açtı ki bunun iyileşmesi de çok zordur. Dillere düşmanlık yapmadığımız Osmanlı döneminde 41 ülke kardeşçe yaşıyorduk." dedi.
"Efendimizin ayakları altına aldığı ırkçılık hastalığını başımızın üstünde tutacak değiliz"
Doğadaki çeşitlilikle dillerin çeşitliliğini karşılaştıran Dinç, "Çeşitlik zenginliktir. Dil çeşitliliğine düşman olmak fıtrata düşman olmaktır. Bugün yeryüzünde 11 bin çeşit kuş türü vardır ve her biri farklı ötüyor. Farklı renk ve çeşitleri vardır. Biz insanlar dahi her birimizin ve hatta biz dört panelistin rengi ve şekli parmak izlerine kadar farklıdır. Dillerin farklılığına düşmanlık fıtrata ve Allah'ın taksimatına düşmanlıktır." ifadelerini kullandı.
Gerçekleştirilen programdaki amaçlarının Allah'ın ayetleri olan dillerin hak ve hukukunu savunmak olduğunu kaydeden Dinç,
"Biz HÜDA PAR olarak bu paneli düzenlememizdeki amaç sadece Zaza olmamızdan dolayı değildir. Biz Müslümanız ve Allah'ın ayetleri olan dillerin hak ve hukukunu savunuruz. Hem dilimize hem de dinimize sahip çıkarız. Irkçılık hastalığından uzak dururuz. Peygamber Efendimizin ayakları altına aldığı ırkçılık hastalığını başımızın üstünde tutacak değiliz. Müslüman bir birey nerede bir haksızlık görse karşısında durmalıdır." ifadelerini kullandı.
"Kürtçe konuşulunca 'anlamıyoruz' diyorlar. Japonca, İngilizce bilmiyorsanız onlarda mı yok?"
Peygamber Efendimizin renklere ve ırklara olan bakış açısını hendek savaşındaki kıssayla aktaran Dinç, son olarak şunları söyledi:
"Hendek savaşında Peygamber Efendimiz Selman-ı Farisi'nin fikrine değer vererek savaşın seyrini değiştirmiştir. 'O Farisidir' dinlemeyelim denilmedi, değer verildi, fikri uygulandı. Yani ne kadar dil? olursa o kadar zenginliktir. Kişi kendi anadilini ne kadar iyi bilirse ülkenin resmi dilini de daha iyi anlar. Mesela mecliste Kürtçe konuşulunca 'anlamıyoruz' diyorlar, hele ki zazacayı hiç anlamıyorlar. Anlaşılmayan dili yok sayıyorlar. Ben de diyorum ki Japonca, İngilizce bilmiyorsanız onlarda mı yok anlamına gelir? Böyle bir mantık olamaz."
Dinç, "Dilleri yok sayarsak negatif enerji ortaya çıkar ve kendi ülkenin evlatlarını memlekete düşman ederiz. Duygusal değil akl-ı selim bir şekilde hareket etmeliyiz. Bize faydasını fayda ve zararını hesaplayarak meselelere yaklaşım göstermeliyiz." ifadelerine yer verdi.
Panelde mevcut sistemde seçmeli ders uygulamasındaki problemler konusunda konuşan Eğitimci Mahmut Kaya, anadilde eğitimin önündeki engellerden bahsederken toplumun beklentilerini paylaştı.

"Dilimiz, varlığımızın teminatıdır"
"Dilimiz; varlığımızın teminatıdır, baba ve dedelerimizin dilidir, güzeldir, tatlıdır, hoştur, annelerimizin bize helal sütü gibi helaldir." İfadeleriyle konuşmasına başlayan Kaya, "Eğitimin sağlıklı yürümesi için neler gereklidir? Bunun için kitap, dijital materyaller, kaynaklar, öğretmen, zaman, öğrenci ile toplumun talep ve isteği lazımdır." dedi.
Zazaki dersinin 2002 yılından beri ortaokullarda seçmeli olarak verilmeye başlandığını hatırlatan Kaya,
"Devlet önemli ve kıymetli bir adım attı ve Zazaki dersini seçmeli ders yaptı. Biz seçmeli dersin iki saat olmasını istemiyoruz. Zazaki dersi seçmeli ders olmaktan çıkarılıp, Zazaların yoğun yaşadığı bölgelerde zorunlu ders haline getirilse; ayrıca ortaokul, lise boyunca devam etse çok daha iyi olur." ifadelerini kullandı.
Problemin bakanlık tarafından sadece Zazaki ders kitabı yazıldığını, ancak Zazaki dersi için yeterli kitap ve içerik hazırlanmadığını sözlerine ekleyen Kaya, gerekli materyallerin sağlanmadığına ve verilen ders saatinin anadilde eğitim için yetersiz olduğuna dikkat çekti.
"Haftada verilen 2 saatlik eğitimin arttırılmasını istiyoruz"
Kaya, "Dil öğretimi sadece kitapla olmaz. Matematik, fen, din ve diğer derslerde türlü materyaller bulunmaktadır. Dijital materyaller, kaynaklar, yardımcı materyaller gerekir. Zazaki dersi haftada sadece 2 saat veriliyor. Bunun 5-6 saat olmasını istiyoruz. İngilizce ilkokuldan üniversiteye kadar haftada 2-3 saat, bazen daha fazla veriliyor. Eğer mesele saatlerle dil öğretmekse, neden İngilizceye bu kadar zaman ayrılıyor? Biz de İngilizce öğretilen sistemin benzerinin Zazaki için de uygulanmasını istiyoruz." şeklinde konuştu.
Kaya, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi
"Okullarımıza 20-30 öğretmen lazım iken 2 öğretmen gönderiliyor ya da hiç verilmiyor. Çocuklar bazen okuduğu okulda Zazaki dersi bulamıyor. Oysa bu dersin devamlı olması gerekir. Yani Zazaki dersi ilkokuldan liseye kadar devam etmeli. Avrupa ülkelerine baktığımızda İsveç, Fransa, Almanya gibi ülkelerde Türk öğretmenler Türkçe dersi veriyor ve kim hangi dilden eğitim görmek isterse ilgili yerlere başvurabiliyor. Yani dünyada bunun örnekleri çoktur."
Anadilin konuşulması alanında yeterlilik hususuna Avrupa'da yapılan bir deneyle dikkat çeken Kaya, "Dilbilim bize şunu gösterir: Çocuk küçük yaşta dil öğrenmezse, daha sonra o dili tam ve doğru öğrenmesi zor olur. Nitekim 1957 yılında ABD Kaliforniya'da bir olay yaşanıyor: 'Ganie' adında bir kız çocuğu yıllarca izole büyüyor; yalnızca yemek ve su veriliyor, konuşma yok ve bu 30 sene devam ediyor. Durumu merak eden komşular bu çocukla iletişim kurmak istediğinde başarılı olamıyorlar." ifadelerine yer verdi.
Kaya, "Evet! Şimdi çocuk sadece Türkçe ile büyüyor. Zazaki dersi geç yaşta başlayınca gramer ve öğrenme zorlaşıyor. Bu yüzden Zazaki dersi sadece ortaokulda değil; ilkokul ve lisede de olmalı."diye belirtti.
"Dil, kimliğin anahtarıdır. Dil kaybolursa, kültür ve tarih de kaybolur"
"Kimlik inşasında dilin rolü" başlığıyla bir sunum gerçekleştiren Akademisyen Dr. Mehmet Aslanoğulları ise şunları söyledi:
"Kimlik, ne sadece bize dışarıdan verilen bir şey ne de sadece kendi kaderimizdir. Konuyu doğuştan ve anne karnındaki süreçten itibaren ele alırsak kimliğimiz henüz biz dünyaya gelmeden başlar. Nerede doğduk, anne-babamız kim, hangi coğrafyaya düştük? Burada hem 'biyolojik' hem de 'sosyolojik' etkenler vardır. Henüz anne karnındayken annenin ne söylediği, neyi dinlediği, ne yediği... Bunların hepsi kimliğimizin temelini oluşturur. Burada okumak ve öğrenmek ne zaman devreye girer? İnsanın kendini tanıdığı zaman. Kimliğimiz üzerinde biz kendimiz de çalışırız. Her gün, harf harf kendimizi yeniden yazarız."
Kaya, şöyle devam etti;
“Dilin rolü yüzde kaçtır?' diye soracak olursak bu nokta çok kritiktir. Dil sadece konuşmak için değildir; dil, insanın huzur bulduğu evi ve aklının sınırlarıdır. Kimlik içinde dilin rolü yüzde 100'dür. Çünkü dilimizle düşünmezsek, dünyayı hep başkasının gözüyle görürüz, bu yüzde 50, eğer dili biliyor ama ona sahip çıkmıyorsak bu da yüzde sıfırdır. Dil, kimliğin anahtarıdır. Dil kaybolursa, kültür ve tarih de kaybolur. İnsan kendi diliyle dünyaya 'Ben de varım' der. Bunun kararını da 'Biz' ve 'Ötekiler' birlikte verir. Toplum sana 'Şusun' der, ama sen içeride 'Ben buyum' dersin. Kimlik, bu iki çatışmanın arasında inşa edilir. Özetle kimlik bir ağaç gibidir; kökü dünyaya gelişimizdir, dalları ise emeğimiz, okumamız ve irademizdir”
