KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
28 Mayıs 2024 Salı
°C

Ekinci: Doğaya savaş, insanlığın sonudur!

Yazar, Düşünür Yılmaz Ekinci; 'Kapitalizm dünyayı farklı noktalara götürüyor. Bu, doğamızı da, ekonomimizi de, siyasal yaşamımızı da, yönetim biçimlerimizi de, günlük yaşamımızı da olumsuz etkiliyor. Toplum kendine de, doğaya da yabancılaştı. Gelinen noktada doğa intikamını alıyor ve insanlık çaresiz. Ya doğayla barışık yaşamayı öğreneceğiz, ya da yok olup gideceğiz.'

Ekinci: Doğaya savaş, insanlığın sonudur!
31 ARALIK 2021 CUMA 17:43
32
3950
3
AA aa

“Yerelden Evrensele Düşünceler”, “Değişen Dünya ve Değişmeyen Kamu Yönetim Yapımız”, “21. Yüzyılda Kamu Yönetimi ve Yöneticileri” kitaplarının yazarı olan ve aynı zamanda Bingöl Online köşe yazarı Yılmaz Ekinci, okuyucularımız için yeni bir yıla girerken yüzyılımızın geleceğini masaya yatırdı.

Gelişen teknolojilerin; sistemleri çökerttiği, siyasal ve yönetimsel olguları çaresizleştirdiği, insanlığı bağımlı kılıp doğaya karşı acımasız bir yok edişe sürüklediği ve doğa tahribatının da iklim değişikliğini tetikleyip bir çöküşe doğru götürdüğünü aktaran Ekinci, doğaya karşı savaşamayacağımızı, savaşılsa da kazananın mutlaka doğa olacağını vurguladı.

Sanal dünyanın yeni dünya düzenindeki en hakim alan olacağını aktaran Ekinci; “Sadece sanayiyi önceleyip doğayı dışlayan  ve dışsal maliyet  getiren iktisadi çabalar  insanlığın varlığını ciddî bir şekilde tehdit ediyor. Temel olmayan ihtiyaçlar ve yanlış kullanılan kaynaklar, bugün gezegenimizi yaşanmaz kılmaktadır. Maalesef bu negatif değişim ve dönüşüm, global ölçekte büyük bir ivme ile yeni sorunlar üreterek devam etmektedir. Gezegenimiz ise, hiçbir dönemde görülmeyecek düzeyde değerlerden yoksun bir şekilde ve her an dev dalgaların tehdidi altında olan bir sörf tahtası gibi sallanıp durmaktadır” dedi.

İşte o röportajdan öne çıkan başlıklar ve Yılmaz Ekinci'nin yanıtları….

-Bir yazar ve düşünür olarak “Geleceğimizi Nasıl Yorumluyorsunuz?”

Bugün insanlık tarihi daha farklı bir aşamanın arifesindedir. Ne avcı toplayıcı, ne tarım ve nede sanayi dönemlerinin terminolojileri açıklanamayacak kadar bir başkalaşım söz konusudur. “Başkalaşım” diyorum bu duruma. Çünkü bu durum karşısında tüm tanımlar muğlak ve müphem kalmaya mahkûm kalmaktadır.

-Sayın Ekinci, bu çağ için hangi tanımlar söz konusudur?

 Bu çağ için çeşitli isimlendirmeler ve tanımlar söz konusudur. Bu yeniçağ, kimi girişimciler tarafından “metaverse çağı” olarak isimlendiriliyor. Yani bizim gibi insansı varlıkların kol gezdiği dijital ve sanal âlemlerin olduğu bir evren!

Siyasal ve yönetsel açıdan ise “merkezsiz, fakat çok merkezli” bir dünya. Bir hükümdara atfedilen altın bir söz ile ; “bu dünya bir hükümdara çok, iki hükümdara az” olan bir gezegendir. Yaşadığımız dünya ise bugün ulus devletler tarafında parçalanmış haldedir. Bu ülkeler sosyolojik olarak kendi kendilerini yönetmekten ve doğal kaynaklardan yoksun bir haldedirler.  İktisadi, beşeri ve tarihi kültürden yoksun kalan ülkeler, gelişmiş bazı ülkelerin açık pazarına dönüşmüş devletçikler hüviyetinde başka bir hüküm ifade etmemektedir. Bugün gezegenimizde yaşanan sorunlar karşısında ulus devletlerin hükümsüz kaldığı ve insanlığın arafta kaldığını herkes biliyor ve bu durum karşısında herkes mustarip.

Bu yenidünyayı en iyi tanımlayan kavram ise bence bugün “yönetişim” kavramıdır. Fakat yönetişim kavramı hem küresel, hem de yerel ve bölgesel düzeyde modern devleti kadük bırakan bir içeriğe sahiptir.  Muhtevası iyi belirlenmiş bir yönetim sistemi, değerlerden yoksun olduğu için hep sorunlar üretir.  Bugün içinde bulunduğumuz bu durum bir “ara -geçiş” durumudur. Her ara dönemin mutlaka sancıları vardır. Fakat bu dönemin sancılarını diğer dönemlerin sancılarından ayıran farklı faktörler söz konusudur.

-“Farklı faktörler “derken neyi kastediyorsunuz?

Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçilirken yaşanılan sancılar ne ise, bugün de yeryüzünde aynı sancılar yaşanıyor. Fakat daha önceki dönemlerden daha ağır. Ayırt edici bir özellik ise bugün özelde batıda ve genelde ise dünyanın diğer kıtalarında yaşanan değişimler herkesi doğrudan etkileme gücüne sahiptir. İnsanlık tarihinde bütün dönemler aşağı yukarı aynı özeliklere sahip iken yaşadığımız çağ ise bambaşka özelliklere sahiptir. Yuval Noah Harari,  Sapens Kitabı”nda bu durumu şöyle tanımlar: “Bir İspanyol köylüsü MS 1000 yılında uyuyakalıp, 1500 yılında Kolomb'un mürettabasının gemilerinin birisinde uyanmış olsaydı, dünya yine gözlerine çok tanıdık gelirdi. Teknolojide, yaşam biçiminde, siyasal sınırlarda pek çok değişiklik yaşanmış olsa da, yine de kendisini evinde hissederdi. Buna karşılık, Kolomb'un denizcilerden biri benzer bir uykuya dalıp 21.yy.da bir iPhone'un sesiyle uyansa, etrafındaki dünyayı tanımayacak kadar yabancı gelirdi. Kendi kendine “yoksa burası cennet ya da cehennem mi?” diye sorabilirdi. Bu yüzyılın değişim ve dönüşümü bu kadar hızlı ve keskin virajlara sahip.

-Neden bu çağı bir “ara- geçiş çağı” olarak konumlayıp tanımlıyorsunuz ve tarihte değişen ne oldu?

Bir kere bugün beşeri, siyasi ve iktisadi ilişkiler, tümüyle eski dünyanın değerlerinden farklılaşmış haldedir.  Dünyanın gidişatını çoğu zaman belirleyen ekonomi olmuştur. Bugün hem yerel hem de küresel düzeyde sermaye, tek bir gümrük tarifesini, tek bir güvenlik şemsiyesini ve her yerde geçerli ticari bir hukuk sistemini istiyor. Bu yeni düzenin adı artık “Ulus ötesi” düzendir. Birçok aktörün olduğu ve kıtalararası firmaların hem yerel hem de küresel düzeyde belirgin rol aldığı ve sanal fiktif değerlerin manipülasyonunun fazla olduğu tarihi bir aşamadır.

Bu yenidünya düzeni, “merkezsiz”  bir yapıya sahip olduğu gibi adeta “çok merkezli” bir yapıya da sahiptir. Sorunlar ve çözümler de belirsizlikler içinde yüzmektedir. Sorunlar küreselleşmiş, çözümler ise lokal düzeyde ve mümkün olmayan bir hale evrilmiş durumdadırlar. Yani sorunlar ve çözümler ulus ötesi kararlarla çözülecek bir evreye evrilmiş haldedirler. Sorunların globalleşmiş olması ve yaptırım kararlarından yoksun merkezsiz bir dünyanın varlığı gezegenimizi ciddi bir şekilde tehdit etmektedir…

-“Sorunların global olması ve yaptırım kararlarında yoksun merkezsiz bir dünyanın varlığı gezegenimizi ciddi bir şekilde tehdit etmektedir.” diyorsunuz. Bunu okuyucularımız için biraz açar mısınız?

Göçler, çevre felaketleri, silahlanma boyutu, kaynaklara olan ihtiyaç, salgın hastalıklar, küresel ısınma, kötü yönetim, teknolojik gelişme ve benzeri argümanlar daha farklı boyutlara doğru insanı değiştirmeye zorlamaktadır. Yaşanılan sancılar karşısında ne modernizmin ilkeleri günümüzü aydınlatabilmekte ve ne de post modernizmin ilkeleri geleceğimizi.  Çünkü modernizm bir önceki döneme ilişkin değerlere sahip iken, postmodernizm ise muğlaklarla dolu bir gelecek tasavvuruna yaslanmaktadır. Sistematik yapıdan ve değerlerden yoksun bir dünya, küresel düzeyde ciddi sorunlara ve toplumsal anemiye sebebiyet vermektedir.

Mevcut sorunlar, küresel nitelik taşıdığı için bugün artık hiçbir ulus, bunları tek başına çözemeyecek haldedir. Ulus içi ve uluslararası meseleler sadece eski dünyanın değerleri ile açıklanamayacak ve çözülemeyecek bir aşamaya ulaşmıştır. Bir düşünürün dediği gibi “ulus devletler, yerel sorunlar karşısında çok büyük ve küresel sorunlar karşısında çok küçük” kalmaktadırlar.

-Söylediklerinizden şunu anlıyorum. Yani, insanlık yeni bir felaketin eşiğindedir?

Evet, insanlık bugün daha farklı bir felaket ile karşı karşıyadır. Bu felaket bildiğimiz sandığımız gibi insanın insana karşı girişeceği bir meydan savaşı değildir. İnsanoğlunun 300 yıldır doğaya karşı giriştiği bu hegemonik ilişki biçiminin bir sonucu olarak bugün gezegenimiz bir felaketin eşiğine gelmiş haldedir.

Bu artık insanın doğayı dizginlenme serüveninde çıkmış kendi varlığına (ekosistemine) yönelik giriştiği bir savaşa dönüşmüştür. Mağlup olunanı da bellidir. 

Bu gidişle, ya bu gezegende doğayla uyumlu yaşamayı öğreneceğiz ya da yok olup gideceğiz. Bu artık bir teori olmaktan çıkmış nerede ise realiteye dönüşmüş haldedir. Devletlerin, küresel güçlerin, yerel ve ulusal kartel ve şirketlerin yaratmış olduğu bu tek taraflı hedonist sömürü ilişkisi, doğanın kaldıramayacağı bir eşiğe ulaşmış durumdadır.

-İnsanın yeryüzündeki bu tek taraflı hegemonik yürüyüşü, doğaya karşı savaşı, ister istemez hem kendi ekosistemine yönelik hem de diğer varlıkların yaşam alanlarını tehdit etmeye yönelik olduğunu söylüyorsunuz. Bu tehdittin boyutlarını okuyucularımız için biraz izah edebilir misiniz?

 -Tehdit, hem modern yönetme biçimimizi, hem de üzerinde varlık bulunduğumuz ekolojiyi korumasız bırakmaktadır. Artık içilmeyen sular, soluklanamayan havalar, sürülmeyen topraklar ve yok edilen yeraltı ve yerüstü kaynakları ve milyonlarca canlı varlığın doğal yaşam alanları tehdit altındadır.

- O halde bizi bu duruma getiren ne oldu?

 - Normlardan yoksun yenidünyanın iki temel ana faktörü olan teknoloji ve yaratıcı bilgi. Bu iki silah eski dünyanın bütün kalıplarını alt üst etmiş ve yanlış bir kalkınma hamlesine neden olmuştur. Temel olmayan ihtiyaçlar ve yanlış kullanılan kaynaklar, bugün gezegenimizi yaşanmaz kılmaktadır. Maalesef bu negatif değişim ve dönüşüm, global ölçekte büyük bir ivme ile yeni sorunlar üreterek devam etmektedir. Gezegenimiz ise, hiçbir dönemde görülmeyecek düzeyde değerlerden yoksun bir şekilde ve her an dev dalgaların tehdidi altında olan bir sörf tahtası gibi sallanıp durmaktadır.

-Bu kaotik evrende herhalde herkes mustariptir ve insanlar nasıl bir dünyayı arzulamaktadırlar?

- Evet, insanlar ise her yerde çaresiz, fakat daha yaşanabilir bir dünyanın peşinde iz sürmektedirler. Bugün milyonlarca insan göçmen statüsündedir. İnsanlar; gelirin daha adil paylaşıldığı, güvenliğin sağlandığı, özgürlüklerin garantiye alındığı, doğal çevrenin tahrip edilmediği, seyahat ve yerleşme imkânlarının insanca sağlandığı, insan emeğinin sömürülmediği ve kaynakların hoyratça israf edilmediği yeni bir dünyayı arzulamaktadırlar…

-Bu kadar kaosun yaşadığı bu dünyada hiç mi ışık görünmüyor?

-Olmaz olur mu? “Metaverse dünyası” bize yeni imkânlar ve özgürlükler muğlaklar içerisinde sunmaktadır. Henüz değerleri olmayan fakat herkesi aynı anda etkileyen zincirleme sorunlar söz konusudur. Onun için bu yeni dönemin normları tek taraflı olma ihtimali daha düşük ve hatta daha kapsayıcı evrensel ilkeler üzerinde karılıp inşa edileceği öngörülmektedir. Öngörülmektedir, çünkü bu çağın tek taraflı kazananı olmayacaktır. Dünyada artık hiçbir güç, tek başına varolma ve hükmetme gücüne sahip olacak kadar yeterli bir donanıma sahip değildir ve olamayacaktır da !

Yeni ilişkiler ve yeni insanlık değerleri bizi başka bir kulvara doğru sürükleyecektir. Bu yenidünyanın dönüştürücü gücü; silahlar ve savaşlar da olmayacaktır. Hatta orduların küçülüp dağılacağı ve kolluk /polisiye görevlerine döneceği ve savunma sistemlerinin bütünü ile değişeceği bir çağ olacaktır.

İnsanlık, bambaşka bir çağa doğru evrilecektir.

-Bu yeniçağın değerlerini nasıl görüp yorumluyorsunuz?

-Bu yeniçağın dönüştürü gücü manevi değerleri de ister istemez değişime zorlayacaktır. İnsanlar daha çok empati kuracaklardır ve daha çok medenileşeceklerdir. Tarihin istikameti daha da farklılaşacaktır.

Bugün yaşadığımız bu sorunlar, sadece mutlu bir azınlığın çıkarlarına yönelik olduğu için diğer insanları da ister istemez mutsuz olmaktadırlar.

Yaşanılan bu durum ahlaki ilkeleri olmayan, otoriter ve salt çıkarlara dayalı ilişkilerle sürdürülmek istenmektedir. Bu tek taraflı bir yönetme arzusunun bir dışa vurumudur. İnsanlar yönetilmek ve yönetmek için yaratılmadılar.

İnsan, doğayla uyumlu ve sorumlu bir varlık olarak, diğer varlıklarla birlikte yaşamı güzelleştirmek için yaratıldı. İnsanlık bu gün bu temel felsefeden yoksun bir şekilde idare edilmek isteniliyor. Günümüz dünyasında ise insanlık artık buna izin vermiyor. Çünkü yönetenler de çaresiz bir şekilde hükmetmeye çalışıyorlar, fakat bu durum sürdürülebilir değildir.

Medeni hazlardan yoksun idareciler tarafından dünyanın idare edilmesi hem gezegenimizi hem de yaşamın coşkusunu negatif etkilemektedir.

-“Medeni hazlardan yoksun yöneticiler” dediğiniz kesim ilginç beldi bana. Bunu okuyucularımız için biraz açıklar mısınız?

Zenginliği yanlış yerde arayan, sanatsal ve mimari açıdan yoksun bir varlıktan bahsediyorum. Yani değerlerden yoksun, geleceği düşünmeyen, diğer varlıkların haklarını özümsemeyen, empati melekeleri gelişmemiş, sadece sahiplenmeye çalışan ve beşeri tekamül evresini tamamlayamamış bir varlık. Yani hepimiz.

Adam bir şehri, bir bölgeyi satın alacak kadar maddi bir zenginliğe sahip, fakat zevkleri incelmemiş bir varlıktan bahsediyorum. Adam o kadar zengin ve kudret sahibi ki, fakat gözü işçisine verdiği ücrette! Bu insanda ne sanat, ne mimari ve nede insanlık için bir şey bekleyebilirsiniz. Adam aç! Aç bir adamı mevki ve servet ile ödüllendirirseniz,  o toplum çürür.

Servet ve iktidar, yenidünyada tümüyle el değiştirecektir. Servet ve iktidarın yeni değerlerle bezenip kamusal alanda iyi insanların eline geçmesi halinde dünya daha farklılaşacaktır.

Bütün insanlardan bunu bekleyemeyiz. Ama servetin ve idarenin nitelikli insanlara geçmesini sağlamış olsaydık bugün hayat daha anlamlı olur ve insanlar ister istemez medenileşirlerdi. Dünyada şehirler en yeteneksiz yöneticilere, köyler en muhteris muhtarlara ve mahkemeler en kararsız ve en zalim idarecilere teslim edilmemiş olsaydı, orada yaşamanın hazzı daha farklı olurdu.

Değerlerden yoksun bir dünya her zaman kaos üretir, hayat anlamsızlaşır ve yaşam çekilmez olur. Böyle bir dünyada bir şeylere sahip olmanın hazzı da doğal olarak olmaz. Doğal ve gerekli olmayan nesne sahipliği insanı mutsuz eder. 

Değerler açısından ise olay ve olgulara baktığımızda; insanlarda belki bir Tanrı inancı hep var olacaktır. Fakat bütün manevi değerler de başka bir evreye doğru evrilecektir.

Acı bir realitedir. Günümüzde kapitalizm bütün değerleri öldürdü. Demokrasi, demagog liderlerin elinde bir oyuncağa dönüştü. Düşünen insanların düşünme melekeleri tektipleşti. Kurulu yapı karşısında bireyin duruşu hükümsüzleşti. Şahsiyet dediğimiz kavram görünmez oldu. Modermizm dönemine ait medya ve eğitim müfredatı insanları standart düşünmeye yöneltti. Gönüllü kulluk kültürü, düşünmemeyi ve farklı olanı hor görmeye insanları sevk etti. Servet ve maddi güç sahibi olmak, muteber güç olarak bilindi. Bilgi ve sanat kabiliyetine sahip olanlar köşelere itildi. Sosyal değerleri ölümsüzleştiren dinler ve sosyal çağrılar yok edildi. Kapitalizm insanların tahayyül düzeyini öldürdü.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen umarım insanlık tekrar bir diriliş ruhuna sahip olur. Ve bu sanal görüntünün bir yanılsama olduğunu fark edecektir.

Yaşanan ve yaşatılan bütün olumsuzluklara karşın iyimserim. İnsanlığın yeni bir tahayyül haznesine sahip olacağını düşünüyorum.

Yanı sözün özü; tahayyül düzeyimizin hacmi, yenidünyamızın temayüllerini oluşturacaktır.

İşte bu çağın adını belirsizlikler içinde yüzen son insanın “merkezsiz” bir dünyaya doğru yürüyüşünün yeni adımlarını büyük bir ihtimal ile bu tahayyül kapasitemiz tarafından belirlenecektir.

Sayın Ekinci, yeni bir yıla girerken yorumlarınız ve bu güzel röportaj için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. Bütün bir insanlık için yeni bir yıl olur inşallah.

 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Misafir Kullanıcı (@Misafir_88202)
02 Ocak 2022 Pazar 12:03
Kapitalizme karşıyım diyorsunuz onsuz da yaşamıyorsunuz büyük çelişki. Herşeyinizde kapitalizmin ürünü var kusura bakmayın
Misafir Kullanıcı (@Misafir_88165)
01 Ocak 2022 Cumartesi 08:06
İlçelerdeki ormanlar kesilirken bir cümle dâhi yazmadiniz, merak ediyorum
Misafir Kullanıcı (@Misafir_88162)
01 Ocak 2022 Cumartesi 01:25
kalemine ve yüreğine sağlık.Harika analizler yapmışsın...Yapmış olduğun tespitlerin altına imzamı atıyorum...insanlık kendi eliyle sonunu hazırlıyor maalesef...
27.05.2024
22:54
Bingöl Kent Park Projesi 14 Haziran`da ihaleye çıkıyor
Bingöl Kent Park Projesi 14 Haziran'da ihaleye çıkıyor
Arsa hazır, sıcak suyu var, proje tüm detaylarıyla hazırlanmış! Talipli çıkarsa Bingöl'e ciddi bir sosyal kazanım sağlayacağı gibi önemli bir istihdam kapısı da aralanmış olacak. İşte projeye dair detaylar ve ihale bilgileri;
27.05.2024
22:04
Bingöl`de ‘Hilmi Ziya Ülken`i Anma` Paneli
Bingöl'de 'Hilmi Ziya Ülken'i Anma' Paneli
Hilmi Ziya Ülken'in özellikle felsefe, mantık, din ve tarih alanlarında bilim dünyasına yaptığı katkıların ele alındığı panelde, eğitimci, filozof ve yazar kimliğiyle bilinen Ülken'in eserlerinin Türk düşünce hayatına yön verdiği ve yeni ufuklar açtığı vurgulandı.
27.05.2024
18:10
Bingöl`de uyuşturucu tacirlerine darbe! 20 gözaltı
Bingöl'de uyuşturucu tacirlerine darbe! 20 gözaltı
Bingöl'de 2 hafta içinde İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı'nın yapmış olduğu uyuşturucu operasyonlarında 20 kişi gözaltına alındı.
27.05.2024
17:58
Otomobil şarampole uçtu: 2 yaralı
Otomobil şarampole uçtu: 2 yaralı
Bingöl-Elâzığ yolunda otomobilin şarampole uçması sonucu meydana gelen trafik kazasında, 2 kişi yaralandı.
27.05.2024
17:46
Bingöl`de 56 firari şahıs yakalandı
Bingöl'de 56 firari şahıs yakalandı
Şahısların yol aramalarında, ev ve iş yerleri baskınları ile kimlik kontrollerinde yakalandığını belirten Bingöl Valisi Usta; 'Operasyonları yöneten İl Jandarma Komutanımızı, İl Emniyet Müdürümüzü, operasyonlara katılan Polislerimizi, Jandarmalarımızı tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizinle' dedi.
27.05.2024
17:21
Koç:
Koç: '27 Mayıs darbesi tarihte bir kara lekedir'
AK Parti Bingöl İl Başkanlığı İnsan Hakları Birimi Başkanı Başak Koç; '27 Mayıs Darbesi, milli iradeden kopan bir zihniyetin ürünü olarak vicdanlara, hukuka, tarihe ve insanlığa silinmez kara bir leke bırakmıştır.'
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın