KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
24 Ağustos 2026 Pazartesi
°C

Ülkem nasıl yıkıntılar altında kaldı?

Lübnanlı gazeteci "her savaşta Arap dünyasına olan bağlılıklarının acı şekilde yeniden keşfedildiğini", "Hizbullah roketlerinin mucize^ olarak" nasım yorumlandığını anlattı.

Ülkem nasıl yıkıntılar altında kaldı?
09 AĞUSTOS 2006 ÇARŞAMBA 10:21
0
1408
0
AA aa
Yazar Abbas Beydoun Beyrut Assafir gazetesi kültür sayfaları şefi, aynı zamanda bir şair. Arap dünyasında sözü geçen bir isim... Savaşın ülkesinde geçen 14 Mart'ta başlayan barış projesini hedef aldığını düşünüyor. "Bu sivil bir savaş" diyor, "İsrail kirli ve kolay yolu seçti". Lübnan'ın kimliğine ilişkin de bir tespiti var: "Her savaşla beraber Arap dünyasına olan bağlılığımız acı verici şekilde yeniden keşfediliyor".

Bir sözcüğün yükünü atmamız gerekiyor: Düşman. Hizbullah'ın en sert eleştirmenleri de, en güçlü destekleyicileri de sadece bu sözcüğü tanıyorlar. Daha ilk bombardımanlar başlamadan onlar her şeyi isimlendirmişlerdi. Onlar için yenilik yok. Hep aynı hikâye ve aynı düşman.

Ama unutulan, sözcüğün tek sesliliği ile beraber siyasi bir retoriğin son kalıntısı olarak yapay şekilde hayatta tutulması. Esasen iki grup vardır: Birisi savaşa, birisi barışa yönelir. Bir grup çarpışmayı canlandırmak ister. Öteki grup barışı destekler, yalnız barışın adını koymaktan çekinir. Adlandırma olarak "ateşkes"le yetinir.

Sözcük, çatışmayı bizim başlattığımızı ve dolayısıyla İsrail'in yaptığının buna uygun bir intikam olduğunu telkin edebilir. Şu andaki savaş, İsrail'in bizi düşman olarak istediği ve bu şekilde tavır takındığı anlamına geliyor. İsrail ve Amerika, Lübnanlıların çoğunluk olarak savaş değil, barış istediklerini, Suriye'nin Lübnan'dan çıkışının savaşçı ve düşmanca bir ideolojiden ayrılmanın başlangıcını simgelediğini, bu ülkenin barışçıl bir planı olduğunu, kültürel etkisinin, ülkenin gücünü ve büyüklüğünü aşacak boyutta olduğunu bilmiyor değillerdi.

İsrail bu imkânı görmezlikten geldi. Sadece ona karşı düşman olan Hizbullah'ın askeri gücüne değil, Lübnan'da yaşayan herkese savaş ilan etti. Lübnan'ın barışsever projesini temelinden yıkmaya kalkıştı. Savaş Hizbullah'a karşı sürdürülüyor, ama bombalar fabrikalarda, caddelerde, meydanlarda, evlerde ve sivil hayatta patlıyor. Bombalar devleti parçalıyor, o da zayıf olduğundan sivil hayatla beraber çöküyor. Savaş Hizbullah'a karşı sürdürülüyor, ama bombalar 14 Mart'a (Hizbullah ile Hıristiyan lider General Michel Aun arasında imzalanan ittifakın tarihi) yönelik. Savaş, onu destekleyen gruba karşı, ama barışçıl proje ateş altında. İsrail, Lübnan'daki tüm siyasi hayatı yok etmek üzere.

HİZBULLAH'IN MUCİZE ROKETLERİ!

Lübnan televizyolarına bakan hemen iki resmi görür, çoğunluğun ıstırabı ve El-Manar'da Hizbullah'ın direniş seferi. El-Manar'da sadece savaş gemisine düzenlenen saldırıdan ve Hayfa'ya atılan bombalardan söz ediliyor. Propagandanın parolası şu: İsrail'i canından vurabilecek ilk biziz. Bu hesapta ıstırabın, korkunun, yıkımın parametreleri tamamen silinmiştir. Oysa uçakların bombardıman düzenlediği yerde kahraman, kahramanların olduğu yerde uçaklar yoktur. Başka bir deyimle: Korunmasızların olduğu yerde savaşanlar ve savaşanların olduğu yerde de korunmasızlar yoktur.

Sivil topluma karşı bir savaş. İsrail kolay ve kirli yolu seçti. Roketleri yatak odalarında, ilaç taşıtlarında ve kaçanların arabalarında arıyor. Şimdiye kadar kuşkusunu onaylayacak silahlar ve yüzlerce suçsuzun arasında bir tane savaşçı bulunamadı. Kolay bir savaş, kanlı bir dalaşma, amaç ise, Hizbullah'ın etrafındaki kurumları ve insanları yok edip öldürmek. Buna karşı Hizbullah zor bir savaşın kıvancıyla kendini süsleyebilir. Sürekli yeni rekorlar kırıyor. Saddam Hüseyin'in İsrail'e düşen iki roketi ile kıyaslarsak, Hizbullah'ın roketleri bir mucize gibi görünüyor. Birçok Arap bu ufak ve önemsiz sembolik başarıları yeterli bulacak, hafızalardaki aşağılayıcı savaşlar buna imkân sunacak.

1948'den beri Araplar savaş beklentisi içerisinde yaşıyor. Onların fantezilerinde toplumlar sadece emre ve askere uyan orduyu oluşturuyor. Her farklılık bir kayıp ve hainlik olarak değerlendiriliyor. Hükümetler, tartışmasız emirlerle hükmeden savaş hükümetleri.

1948'den beri bu devlet anlayışının askeri karikatürü hiçbir savaşı kazanmadan siyasi ve güncel hayatımızı eritiyor. Ama kendimizi savaşçı bir dil ile ifade ettiğimizden, savaş halisülasyonlarına kaptırdığımızdan dolayı, sanki savaşı ısmarlamışız gibi görünüyoruz. Tüm savaşlar bizim topraklarımızda, yani bize karşı düzenleniyor. 1956'dan 1967'ye kadar, dahası, İkinci Körfez Savaşı'na kadar bu böyleydi. Hizbullah bu sembolü kırıyor. Sadece konuşmuyor, gerçekten savaş istiyor ve savaşı düşmanın topraklarına taşıyor. Araplar için Hizbullah şimdiden sembolik olarak bu oyunda galip geldi. Şüphesiz, bu sembole olan arzuları çok büyük. Sorulması gereken soru ise: Bundan sonra ne olacak?

HİZBULLAH DAVETSİZ MİSAFİR DEĞİL

İsrail Hizbullah'ın savaşına kesin yıkıcı güç ile karşı koymak istiyor, bunu da askeri rasyonellikle hiçbir alakası olmayan şiddetle yapıyor. Uluslararası, bölgesel ve iç durum İsrail'in kontrolsüz azmasına müsaade ediyor. Hizbullah buna karşılık amaçta, itinada ve sembolik ifadede, yani kalitede ve miktarda farklılık yaratıyor. Hizbullah mesajını enkaz altında bırakmaktan kaçınıyor. Hayfa'daki petrokimyasal fabrikalara belki ulaşabileceğini söylüyor, bunun üzerine İsrail Lübnan'daki tüm elektrik ağını yerle bir etmekle tehdit ediyor. Eylem ve tepki iki farklı doğa. Hizbullah şiddetini arttırabilir. İsrail de belki Hizbullah'ı yok edebilir. Bu iki savaştan iki taraf kendi akıllarınca galip gelebilirler. Bunların hiçbiri savaşın sonunu getirmez. Sonunda yıkma kuruntusu artık olarak kalır.

Deniliyor ki, Lübnanlı kendini siyasi sorumluluktan arındırıyor ve suçu yabancı aktöre yüklüyormuş. Başlangıçta Panarabizmin propaganda klişesi olan bu kolay ve basit model şimdi 14 Mart yanlılarının hafızasına yerleşti. Esasen Suriye'nin Lübnan'dan çıkışının stabilize eden faktör olarak görülmesi gerekirdi, fakat 14 Mart yanlıları her bir olumsuzluğu Suriye komplosuna bağlıyorlar. Her siyasi ilişki, her bilgi ve nefsi eleştiri Hizbullah'ın Suriye ve İran emri doğrultusunda hareket ettiği iddiaları nedeniyle engelleniyor.

Hakikaten Hizbullah Lübnanlıların üçte birini temsil ediyor ve dolayısıyla Lübnan politikasında önemli bir aktör. Onları sadece enstrüman olarak görmek, isteklerini ve çıkarlarını hiçe saymak neye yarar?

Hizbullah'ın kendisi İran'a olan bağımlılığını kınama olarak görmüyor. Dinci ve Şii partisi ve böylece milli sınırları aşan Şiiciliğin dinsel hiyerarşik düzeninin bir parçası, ama Hizbullah yabancı davetsiz misafir değil. Şiilerin Lübnan'ın hassas mezhep düzeninde istikrarlı yeri var. Yabancı denetleme şüphesinin mantığına uyarsak, Lübnan'daki tüm partilerin yabancı güçlerin ajanları olmaları gerekir, o zaman Lübnan'da ne bir sorun vardır ne de bir Lübnan sorunu. Bu mantık doğrultusunda varabileceğimiz tek sonuç, bu ülkenin bu oyun içerisinde sadece bir figür olduğu.

Bu yüzden her şeyde sadece Suriye-İran ajandası görmek düşüncesizlik. Maalesef bu tezi sadece Amerika değil, Lübnan'da çoğunluğu temsil eden siyasi liderler de savunuyor. Bu sadece Hizbullah'ın mantığını zayıflatmak için bir bahane, çünkü ona göre İsrail ile savaşmak ankete gereksinim duymayan doğal bir şey. Bu yüzden yabancı denetlemeden bahsediyorlar. Bu bakış açısı ideolojinin bir parçası, özellikleri görmek istemeyen, rahatça olayları basitleştiren ve ikicilik yaratmaya yönelen bir ideoloji: Demokrasi diktatörlüğe karşı, kötü iyiye karşı, Amerika Suriye ve İran'a karşı. Eğer bu ikicilik prensibine uyarsak, İsrail bombalarının nereye düştüğünü bilemeyeceğiz. Suriye-İran oyununa mı düşüyor, yoksa sivil topluma mı? Savaşın kendisini oyun olarak görmek daha da tehlikeli bir bakış. O zaman bombanın patlayışı elektronik bir oyuncağın sound'una benzeyecek. Hizbullah bu görüşü almakta hiç zorluk çekmeyecek. Onlar için bu zaten Amerikan oyunu. Böylece çember kapanacak.


BU ÜLKELER NASIL BAŞARDI?


Kimlik kavramını atmamız gerekiyor. Her savaşla beraber Arap dünyasına olan bağlılığımız acı verici şekilde yeniden keşfediliyor. Sanki her seferinde ihmal, şüphe veya döneklik ortada diye bunun bedelini ödemek gerekiyor. Böyle bir retorikte kimlik, yüce, varolma öncesi belirlenmiş ve kararımızın üzerinde olan bir gerçek olarak görünüyor. Kimlik böylece jeopolitik saltçılık oluyor, tabiata ve yazgıya dönüşüyor. Bu durum Hariri'nin sözlerini anımsatıyor: Budur tanrının yarattığı.

Lübnan ekonomik açıdan her zaman Arap dünyasına entegre oldu. Aynısı kültür ve güncel hayat için de geçerli. Krizlerin panarap ideolojisinden veya Batı'ya yönelik siyasetlerden kaynaklandığını iddia etmek güç. Bunların hepsi her yerde var. Yine de bu durum Kuveyt'in, Mısır'ın, Fas'ın ve Irak'ın Arap kimliği ile mutlu olmalarını engellemiyor. Bu ülkeler nasıl başardı? Neden bizim Lübnan kimliğini belirlemek için mutsuz olmamız gerekiyor? Neden her zaman büyük bir bedel ödemek mecburiyetindeyiz?

DIE ZEİT gazetesinden çeviren:  AHMET SALMAN

(Cumhuriyet Dergi)

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
21.08.2026
22:19
MURAT NEHRİ`NDE KAYBOLAN MEHMET HAZAR`IN CANSIZ BEDENİNE ULAŞILDI
MURAT NEHRİ'NDE KAYBOLAN MEHMET HAZAR'IN CANSIZ BEDENİNE ULAŞILDI
Bingöl'ün Genç ilçesinde Murat Nehri'ni geçmeye çalışırken akıntıya kapılarak kaybolan 29 yaşındaki Mehmet Hazar'ın cansız bedenine ulaşıldı. Hazar'ın cenazesi, kaybolduğu noktanın yaklaşık 100 metre ilerisinde bulundu.
21.08.2026
21:07
Murat Nehri`nde can pazarı: 1 kardeş kurtarıldı, diğeri kayıp
Murat Nehri'nde can pazarı: 1 kardeş kurtarıldı, diğeri kayıp
Bingöl'ün Genç ilçesinde Murat Nehri'nin karşısına geçmeye çalışan iki kardeş, baraj kapaklarının açılmasıyla yükselen su debisi nedeniyle boğulma tehlikesi geçirdi. Kardeşlerden biri jet ski ile kurtarılırken, akıntıya kapılarak kaybolan diğer kardeşi bulmak için ekipler seferber oldu.
21.08.2026
21:06
Bingöl Üniversitesi Türkiye`de bir ilki başardı
Bingöl Üniversitesi Türkiye'de bir ilki başardı
Bingöl Üniversitesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen Çevre Yönetim Birimi Yeterlik Belgesi'ni almaya hak kazandı. Üniversite, söz konusu yeterlik belgesine sahip Türkiye'deki tek devlet üniversitesi oldu.
21.08.2026
21:04
Bir türlü bitmeyen Çirişli Tüneli yılan hikâyesine döndü
Bir türlü bitmeyen Çirişli Tüneli yılan hikâyesine döndü
2017'de yapımına başlanan Çirişli Tüneli'nde kazı ve destek çalışmalarında yüzde 60, nihai beton imalatında yüzde 49 seviyesine gelindi. 2024'te '2025'te kalan kısmın ihalesi yapılacak', Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ise '2026'da tamamlanacak' denilen proje için şimdi hedef 2028 sonu. Yıllardır değişen tarihler, tünelin akıbetine ilişkin soru işaretlerini büyütüyor.
21.08.2026
21:03
Bingöl`de organik arıcılığa güçlü destek
Bingöl'de organik arıcılığa güçlü destek
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın desteğiyle yürütülen proje kapsamında Bingöl'de organik bal üreticilerine yönelik destekler sürüyor. 2022'den bu yana yüzde 75 hibe desteğiyle 740 organik arı kovanı dağıtılırken, 2026 yılında 15 üreticiye yüzde 50 hibeyle 15 bal sağım çadırı temin edildi.
21.08.2026
21:02
Solhan`da maden arama tartışması TBMM`ye taşındı
Solhan'da maden arama tartışması TBMM'ye taşındı
HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Arslanbeyli köyündeki maden arama faaliyetlerini TBMM gündemine taşıdı. Dinç, su kaynakları, tarım arazileri ve ormanlık alanların risk altında olduğunu belirterek, gerekli incelemeler tamamlanıncaya kadar çalışmaların durdurulmasını istedi.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın