Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
12 Ağustos 2020 Çarşamba
°C
Savaş Sekin
savassekin@gmail.com

Biz gerçek katili biliyoruz

26 KASIM 2015 PERŞEMBE 14:27
0
5349
0
AA aa

 Eski Türk filmlerinde şöyle klasik bir cinayet sahnesi vardır; birisi başka birisini bıçaklayarak öldürür ve başka birisini de darp edip bayıltarak, bu halde maktulün yanında eline bıçak tutuşturarak olay mahallinden uzaklaşır ve cinayeti başka bir şahsa fatura etmek ister.

Son yıllarda Ortadoğu coğrafyasında bu sahnenin daha modern ve kompleks versiyonunu uluslararası arenada izliyoruz. 

Bir yandan yanı başımızdaki coğrafyada yıllardır devam eden kırım ve katliamlar, diğer yandan zahiren bu tablonun tamamen dışındaymış gibi manzaraya tepeden bakan Batılı bir takım ülkelere baktığımızda bu topraklarda uygulanan köklü projeleri net olarak okuyabiliyoruz.  

Bugün DEAŞ denen cinayet şebekesinin, masa başında alt yapısı oluşturularak sahaya sürülmüş bir proje örgüt olduğunu anlamak için fazla akla gerek yok. Başından, sonundan, sağından, solundan, neresinden bakarsanız bakın, bunu net olarak görürsünüz. 

Teknolojisi ve ekonomisi çok iyi olan onlarca devlet, temeli olmayan ve sonradan bitme! bir örgütle mücadele eder ama yenemez! Onlarca devletin arasında bu örgüt silah ve mühimmat bulmakta hiç zorlanmaz, her türlü ihtiyacını rahatlıkla karşılar.

Ne ilginçtir ki; aynı örgüt kendisiyle mücadele eden devletlere son derece düşük fiyatlarla petrol satar, sattığı petrolden elde ettiği gelirleri onların bankalarına yatırır.

Bugün haçlı zihniyeti taşıyan Batı, Müslümanların Dünya üzerinde nasıl bilinmesini, Müslüman profilinin nasıl olmasını, İslam’ın nasıl bilinmesini istiyorsa, DEAŞ denen örgüt bütün bu vasıfları eksiksiz olarak taşıyor.

Tekfir ve öldürme üzerine bina edilmiş bu zihniyet, dini de işine geldiği şekilde kendine göre yorumlayarak bir kâfirin her ne suretle olursa olsun görüldüğü yerde öldürülmesi gerektiğini söyler. Ne ilginçtir ki; hiçbir kafiri öldürmez ama Müslümanları kâfir ilan ederek onları öldürür! Hazır da bolca kafir varken, yoktan kafir üretmek de neyin nesi!

Kısacası şunu söyleyebiliriz; çıkarları uğruna yapamayacağı hiçbir şey olmayan modern haçlı zihniyetinin Müslüman coğrafyasına karşı olan bilinçaltı ve duyguları, onların bedenlerinden dışarı çıkıp bir surete bürünürse karşımızda DEAŞ denen yapıdan başka bir suret ortaya çıkmaz.

Hasılı kelam; bu coğrafyada haçlı zihniyetinin çıkarları hangi ve ne tür olayların yaşanmasını gerektiriyorsa, başka bir kılıf atında bunu yaparak faturasını da Müslümanlara kesen bir laboratuvar yapıdan bahsediyoruz.   

Birçok ülke Suriye topraklarına geleceğe dair kendi çıkarlarına hizmet edecek bir yapı istediği için DEAŞ la mücadele bahanesi ile orada saldırılar ve katliamlar yapmakta. Ancak saldırıların asıl hedefi sivil insanlar ve müspet muhalif gruplar oluyor. Akıllı füzeler DEAŞ’a yöneldiklerinde ne hikmetse akıllarını yitirip hedef şaşırıyorlar! Ya da kendi akıllarını bırakıp kendilerini fırlatanların aklı oluyorlar!

Hangi projeler, hangi senaryonalar sahnelenirse sahnelensin, neticede hepsi mazlum ve masum insanların ölümü ile neticeleniyor. Bu noktada yüklendiği misyon ve tarihi sorumluluk itibarı ile Türkiye’ye çok büyük görevler düşüyor. 

Bu ülkeye zalimi alkışlamak haramdır, zalime meyletmek haramdır.

Bu ülkeye düşenin elinden tutmak ve bedeli ne olursa olsun zalimin karşısında olmak farzdır.

Bu ülkenin, dudağını sağa sola bükerek “ekonomim sonra ne olur, falan ülkeler sonra ne der, falan ülke bizimle ticaretini keserse ne olur” nev’inden zillet ve korkaklık kokan söylemlerin gölgesinden dahi geçmemesi farzdır.

 Ümmetin en güçlü kalesinin, temsil kabiliyetini en doğru şekilde sergilemesi farzdır.

 Katillerin ve zalimlerin haklı ve kahraman gösterilmeye çalıştırıldığı bu tezgahı bozmak farzdır.

 Oyun içinde onlarca oyunun olduğu oyunu bozmak farzdır.  

ABD, Almanya, İngiltere, Rusya, İran ne den burnunu sokar Suriye topraklarına. Suriyelileri sevdikleri için olmadığı kesin. Demokrasi! götürmek için yapmadıkları da kesin.

 Mesele biraz tarihsel kökleriyle irdelenirse sebebin çok basit olduğu anlaşılacaktır.

 “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü meşhurdur. Merhum Mehmet Akif buna şöyle karşılık verir;

  Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi...

Yine meşhur “Çanakkale Şehitlerine” der ki;

Çehreler başka lisanlar, deriler rengarenk

Sade bir hadise var ortada; vahşetler denk

Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz

Medeniyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz

Evet; çehreler de, lisanlar da deriler de farklı. Ortak olan vahşet, ortak olan şer. Kendine son derece medeni, son derece demokratik, başkalarına ise son derece cani, son derece vahşi. İki yüzlük denen kavramın tam zirve noktası.

Ve bilinmeli ki; şerrin zirvesi çukurların en derinidir.

Son seçimlerde eli oldukça güçlü çıkan ve bu anlamda mazlum coğrafyaları da yeniden umutlandıran bir netice elde eden Türkiye’nin bu tarihi sorumluluğu dik, sorumlu, akıllı ve cesur adımlarla omuzlaması temennisiyle…

 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın