Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
18 Temmuz 2019 Perşembe
°C
Hakkı Çimen
Belirtilmemiş

Amida'dan sur'a

22 NİSAN 2016 CUMA 20:04
41
14008
0
AA aa

 Der Spiegel Dergisi’nin 2015 yılındaki 42. sayısında Frank Thadeusz imzalı “Zuflucht der Gesetzlosen” adlı makalesini okuyunca Sur’da zehirlenen yaşamdan ötürü makaleyi sizlerle paylaşma gereği duydum.

F. Thadeusz bu makalede günümüzde Sur olarak bildiğimiz eski Diyarbakır’da (Amida) M.S. 560 yılında tarihe geçerek günümüze kadar aktarılan olağanüstü ve korkunç bir olaydan söz etmektedir. O zamanın Amida’sı günümüzün Diyarbakır´ı; daha doğrusu Diyarbakır surlarının içindeki Sur´u.

M.S. 560 yılında yaşananları, 1450 yıl sonra Erlangen-Nürnberg Üniversitesinden tıp tarihçisi Nadine Metzger araştırmış. Nadine Metzger, "History of Psychiatry" tıp dergisinde şu soruyu soruyor: “Kendisini köpek hissetme ve köpek gibi davranmanın anlamı nedir?”

Frank Thadeusz, Erlangen-Nürnberg Üniversitesinden tıp tarihçisi Nadine Metzger´in verdiği bilgilere dayanarak söz konusu olaydan önce çekirge sürülerinin tarlaları kemirdiğini; ardından Perslerin Amida’yı işgal ederek, erkekleri zindanlara tıktıklarını, kadınların ırzına geçtiklerini; deprem ve su baskınlarının artarda geldiğini ve tüm bunlarla birlikte veba salgının ortalığı kasıp kavurduğu bilgileriyle insan psikolojisini hasta yapmış olabilecek etmenleri sıralamakta ve dönemin iki bilgesinin yazılı olarak bıraktıklarından şu alıntıları vermektedir:

1. Efes (Ephesos) rahibi tarihçi Efesli Johannes´in yazdıklarından: “M.S. 560 yılında Amida’da insanlar dünyanın sonunun geldiğine inandılar. Tüm şehir halkı kollektiv olarak delirdi. Deliren insanlar havlayarak dört ayak üzerinde gelişigüzel yönlere koşuyorlardı. Ağızlarından salya akıyordu. Köpek gibi uluyarak birbirlerine saldıran ve birbirlerini ısıran bu düşkünler mezarlıkları işgal etmişlerdi."

2. Amida doğumlu olup Bizans kralı 1. Justinian´nın (M.S. 482 - 565) hekimi Aëtios’un, Amida´da insanların M.S. 560 yılında delirmeleri üzerine yazdıklarından: „Köpek olduğu sanrısına (hayal, çıldırma) kapılarak hastalanan insanlar gün ağarıncaya kadar mezarlıklarda gelişigüzel dolaşmaktaydılar. Ağızları ve gözyaşları kurumuş; bunların ciltleri soluk ve dilleri susuzluktan dışarı sarkmaktaydı. Bu delirenlerin en önemli ortak özelliklerinden biri de bacaklarındaki yanık izleriydi. Havlayıp uluyarak dört ayak üzerinde koşuşturmaları aklı başında olanların içini yakıyordu."  

Tıp tarihçisi Nadine Metzger´in araştırmalarından hareketle dönemin ünlü hekimi Aëtios’un, bu çaresizler için şu reçeteyi önerdiğini öğreniyoruz: „Köpek olduklarını sanma hastalığına tutulanlara diyet yaptırılır ve şifalı otlarla tütsülenen banyolara sokulurlarsa tekrar insan olduklarının farkına varacaklardır."

İyileştirme konusundaki önlemler hakkında Efesli rahip Johannes: “Amida´nın yöneticileri, ilkin bu hayvanlaşan insanları kiliselere sokarak yağlı ve güçlü yiyeceklerle beslediler. Ancak bunlar birbirlerine cinsel tacizde bulununca, bu defa da kendilerine kuru ekmek ve su verildi.”

N. Metzger’in yorumuna göre: “Bazı Antikçağ araştırmacıları, toplumda bu bulaşıcı karakter taşıyan çıldırmaların uzun yılların oluşturduğu baskı ve zulmün insanlarda meydana getirdiği travmalara bağlamaktadırlar. Bu insanların savaş ve tabiatın aynı anlarda getirdiği felaketler tarafından delirdiklerine inanmaktadırlar. Amida’da insanlar delirmeden kısa bir süre önce Perslerin tekrardan şehire saldıracaklarına dair sözler halk arasında ağızdan ağıza dolaşmaktaydı.”

Tıp tarihçisi Metzger´in kendi sorduğu, “Aşırı derece uzun süren açlık sonucu insanlar kaniballeşti mi?” sorusuna cevabı: “Amida´daki olayın bugünkü psikoloji bilimiyle açıklanamaz.” olduğunu belirterek; Amida’da insanların dönemin raporlarındaki kadar düşmüş olabileceklerine inanmamaktadır. Aşırı açlık ve korkudan psikolojisi hasta insanların etoburluktan ötürü köpeğe benzetilmiş olabileceği şeklinde yorumlamaktadır. Gerçekte Amidalıların gece mezarlıklara gitmeye cesaret etmediklerine, ancak o tarihte açlık ve korku sonucu akli dengelerini kaybetmişlerin kanunlara uymayarak anarşistleştiklerine ve geceleri mezarlıkları işgal etmiş olabileceklerine; açlık, veba salgını ve Pers tehdidinin oluşturduğu korkuyla hastalanan insanların, ölümün yaklaştığını düşünerek o zamanki sosyal hayata uymadıklarına; Efesli Johannes´in yorumuyla orgie, anarşi ve kaos ortamında inançlarına güvenlerinin kalmadığına vurgu yaparak olayı anlaşılır hale getirmeye çalışmaktadır.

Metzger, Efesli Johannes´e dayanarak, inancın insan yaşamında çok önemli olduğunun altını çizerek, inanmayanın boş çuval misali düşebileceğini söylemektedir. "Zuflucht der Gesetzlosen", Frank Thadeusz, Der Spiegel 42/2015, s. 116) 

Sur´da da iki ateş arasında Zaza, Kürt, Ermeni, Asuri ve diğer halklardan insanlar, telafisi zor maddi ve manevi çok zarar görmüş.

Tüm Ortadoğu halklarına beşiklik etmiş. 33 kültür ve 33 dilin beşiği Sur. Sur´u 21 Mart 2016 da TC Bakanlar Kurulu kamulaştırmış. Yani bu şu anlama geliyor, devlet ebu cedden bu yana orada doğup orada yaşayan insanları bir celsede oradan kovma kararı almış.

34 yıldır bir savaştır gidiyor. Çok ocak söndürüldü. Çok insan doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda bırakıldı. Yurdundan kovulan çok dil ve kültür zayıflatıldı. UNESCO’nun da tasdik ettiği üzere çok dil yok olma tehdidi altında. Tüm bunların sonucunda çok insanımızın psikolojisi hasta!

Bu nedenle şu soruları soranların sayısı gittikçe artıyor:

Hakikatten bir Türk-Kürt savaşı var mı?

Hakikatten 500 yıllık Kürt-Osmanlı-Türk ittifakı sona ermiş mi? Ya da Türk-Kürt ittifakı kurnaz bir başka kılıkla mı sürdürülüyor?

Yıllardır sürdürülen savaş, faşist alışkanlıklarıyla birlikte Türk devletini ömrünü uzatmanın kurnazca planlanan başka bir versiyonu mu?

Türk-Kürt savaşıyla hâlâ yerinde olan halkları ve bu halkların dillerini ve kültürlerini savaş süsü vererek ezip yok etmek mi?

Savaş havasıyla yapılanların, halklarımızın kültür ve dilleri için yakalamaya çalıştıkları Rönesans’ın kapılarını ebediyen kapatacak şekilde asimilasyonun iyice oturtulması işi mi?

Tekçi devletin, bu hedeflere ulaşmak için iç savaş ile halklarımızı korku cenderesinde sindirerek oyalamak mı?

Mevcut iktidarlar iç savaş çıkararak mı iktidar kalıyorlar? ...

Sur nitelik ve nicelik bakımından1456 yıl önceki Amida değil. Köprülerin altından nice sular akmış gitmiş. Halklar gelmiş, halklar gitmiş. İşgalciler gelmiş yakmış yıkmış ve gitmiş. Kültürler gelişmiş ve izini bırakarak kaybolup gitmiş. Hayatta kalanlar ve yeni gelenler onararak, zehirlenen yaşamı tekrardan yeşertmişler.

Yerleşim yeri olarak M.Ö. 7500 yılına tarihlenen Amida (bugünkü Diyarbakır, daha doğrusu Sur), birçok antik kentin yerinde yeller esmesine karşın yaşıyor.

Sur´u Sur yapan dört ay önceye kadar orada yaşayan insan dokusuydu. Sur 33 kültürden insanlarla yaşamalıdır.

Birbirimizi inkârdan, aşağılamaktan vazgeçerek, birbirimizi dillerimiz ve kültürlerimizle kabul ederek Sur´u normal statüsüne kavuşturabilir ve yaşatabiliriz.

Hakkı Çimen, Almanya

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın