Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
15 Ağustos 2020 Cumartesi
°C
Bünyamin Bayram
binbay12@hotmail.com

BİLİM VE AKLIN DİN İLE ÇATIŞMASI

26 ŞUBAT 2020 ÇARŞAMBA 10:09
1
3206
4
AA aa

19.Yüzyılda bilimsel çalışmaların artışı ve materyalist anlayışların gelişimi, özellikle de batıda dini dışlayan anlayışla modern toplumların oluşumu ve seküler devletlerin kurulmasıyla birlikte, bilim ve aklın din ile lişkilerinde çok ciddi çatışma ve ayrışmalar yaşanmıştır.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, yanlış algılar yanında, art niyet, ideolojik yaklaşımlar ve dini taassubun bu çatışmaları doğurduğu ve geliştirdiğidir.

Bilim, din ve akıl çatışmalarında, İslami kesimin kısmen de olsa payı olmakla birlikte, günahın büyüğü Hiristiyan dünyasının bilim karşısındaki olumsuz tutumunda yatmaktadır. Yani dinin bilimle çatışma tecrübesi bize batıdan gelen bir problemdir. Bilindiği gibi Hiristiyan otoriteleri (kiliseler ve birlikleri) Allah'ın yer yüzündeki cisimleşmiş temsilcileri olduklarını iddia etmeleri; din ve bilim konularında doğru bilgiye sahip olan tek yetkili merci olduklarını ileri sürmeleri ve temel inanç gibi insanlara dayatmaları, kiliselerin kabulleri dışında görüşü belirtmek  isteyenlere fırsat verilmemesi, (Galileo olayında)din ve bilim çatışmalarını ve ayrışmasını doğurmuş ve bugüne değin izleri silinmeyen bir miras olarak günümüze taşınmıştır.

Din ile bilimin çatışmasına islam tarihinde ve hiristiyan dünyasındaki olayların büyük etkisi olduğu gerçektir. Din adamları kutsal kitabı kendi indi yorumlarına veya iktidarları adına yorumlama hevesine girmeleri, dinin dışına çıkıp egemenlik kurmak istemeleri, bilim çevrelerinin de aynı hatayı yaparak din alanına müdahale ederek deolojik tavırlar göstermeleri, özellikle, tek geçerli bilginin bilimsel bilgi olduğunu iddia etmek, bunun dışında kalan bilgilerin bilgi olmadığını söylemek, (halbuki sosyal, ahlaki ve dini bilgiler de önemli bir bilgi kaynağıdır) bilimin perestijinden yararlanarak bilimsel bilgilerin inançsızlık ve çeşitli dünya görüşleri adına kullanmak, çatışma ve ayrışmaları büyütmüştür.

Ayrıca, dini çevrelerin hikayeler, mitolojik efsanler ve kültürel yorumlarla dini konuları açıklamaya çalışmaları ve dinin alanı dışına çıkarak hükümler vermeye kalkışmaları, dini taassup olarak bilimin dinle çatışmasına neden olduğu gibi; bilimin bir araç olarak inançsızlık ve çeşitli düşünce ekolü için kullanması da din ve bilimin çatışmasını doğuran önemli etmenler olarak görülmelidir.

Bugünkü Modern bilim, maalesef hala dinle arasına mesafe koymaya çalışıyor ve dışlayan bir tavır sergiliyor.

Aslında özünde bilim, akıl ve dinin çatışması söz konusu olamaz. Çünkü bilim, akıl ve din birbirini tamamlayan ve destekleyen farklı alanlara sahipler.

Bilim doğayı, evreni, olay ve olguları anlama ve açıklama görevini yerine getirir. Tüm olay ve olguların nasıl oluştuğunu, hangi süreçlerden geçtiğini anlamaya çalışır ve elde ettiği verileri ilgili kişilere sunar. Ayrıca doğa yasalarını keşfederek insanlığın yararına kullanmaya çalışır ve sürekli teknolojiler geliştirir. Yani bilimin konusu ve alanı evren ve evrendeki olgulardır.Bilim, doğa yasalarını keşfetmek ve insanların yararı doğrultusunda kullanmada iyi bir araçtır.

Hayatımızı bilime göre düzenlemeliyiz iddiasında bulunmak öncelikle bilime aykırıdır. Çünkü bu iddia metafizik düşünsel bir önermedir. Bilim hayatımızı kolaylaştıran ve güzel yaşamayızı sağlayan araçlar ve bilgiler üretir, yaşam biçimi dayatmaz.

Bilimin herşeye çözüm bulabileceğinin iddia edilmesi, onu din yerine konması başlı başına bir bilimsel ve düşünsel problemdir.

Aslında bilimin böyle bir iddiası da yoktur, olmamalıdır. Bilim analitiktir, açıklama yapar sentetik (kurucu) değildir. Dinler bilime oranla daha kurucu önermeler içerir ve inanca dayanır.

Bilim hayatın anlamı, nasıl bir hayat yaşanabileceğini, (Tolstoy, bilim bize nasıl bir hayat yaşayacağımız söylemez der ) ahlaki bir hayat yaşamalı mıyız veya nasıl bir ahlak takip etmeliyiz,  sanat ve estetik konusunda, yani neyin güzel neyin çirkin olduğu gibi sorun ve konulara, bilimler cevap vermez ve veremez, eğer bazı insanlar bilimin perestijinden yararlanarak bilimsellik adı altında bu tür sorulara da cevap veriyorlarsa, onlar bilimi alanın dışına çıkarak, ideolojik bilimcilik yapmaktadırlar ve bu tavırları da öncelikle bilime darbe vurur.

Örneğin, bilim bir aile içinde yaşamanın faydalarından hareketle insanlar bir aile kurarak yaşamalıdır diyemez, veya bir kız kardeşle evlenmek genlerin baskısıyla sakat çocukların doğmasıyla sonuçlanır diyerek, bu yasaktır kuralını koyamaz, birileri çıkar ve ben çocuk istemiyorum bana engel olmayın der. Bu ve benzeri ahlaki ve ailevi konular dinlerin alanına girer.

 

Akıl  kapsamında Felsefe de ahlak ve hayatın anlamı ile ilgili düşünceler öne sürer ve bilgelikle uğraşır. Dine rakip olarak durmuştur. Ancak, hayata ve insana ilişkin anlamlı kurucu ve inşaa edici bilgiler demeti sunamamış, sadece sorular sorarak anlam arayışları içinde olmuştur. Felsefe, ben bilgilerle sürekli düşünüp güncelleme yapacağım demelidir.

Din ise yaratıcıyı tanıtır. Yaratıcıya karşı şükür ve kulluğun nasıl olacağını anlatır. İnsanlara karşı nasıl davranılması gerektiğini, nasıl bir hayat sürebileceklerini, yani davranışları ve Ahlaki ilkeleri ele alır ve önerilerde bulunur. Özetle din Allah, ahiret, ubudiyet, adalet ve ahlak konularında açıklamalar yapar, kurallar koyar. Sosyal ve hukuksal kuralları din olmaktan çok kültürel ve durumsaldır, dinin esası değildir. Bu nedenlerdir ki tüm peygamberler ayrı ayrı şeriatlarla gelmiştir, ancak din esasları (tevhid, ahiret,ubudiyet,ahlak) hep aynı kalmıştır. Bu ayrıca ele alınabilecek konudur.

Bilimin alanı ile dinin alanı farklıdır, dini bilim yerine veya bilimi din yerine koymak bir açmazdır.

Kur'an bir bilim kitabı değildir, (bazı bilimsel çalışmalara işaretler olabilir) ve yaratılışın nasıl olduğuna ilişkin bir bilgi de vermez, Kur'an'da yaratılış ayetleri Allah'ın varlığı ve birliğine ilişkin mesajlar içerir. Kur'an yaratılan bu muhteşem alemi Allah'ın varlığına bir delil ve kanıt olarak sunar. Kainatı İlahi irade ve kudretin eseri olarak görür. Kozmik olayların nasıl cerayan  ettiği ile ilgilenmez, onu insanların gözlem ve incelemesine bırakır.

Kur'an yüzlerce yerde, bakmazlar mı, bakınız, onlar hiç düşünmezler mi, hala düşünmez misiniz, iyice düşünün, farkında değiller, aklını kullanıp düşünenler, ey akıl sahipleri gibi (Gaşiye,17;Ali İmran137;Nisa, 82; Enam,,80;Sebe,46;Bakara,9;Yunsu,42;Bakara,75;Haşir,2) yüzlerce ayet var.

Kuranı okuma biçimi de önemli, aklı önemsemesi düşündürücü değil mi?

İnancımız bilimi, düşünmeyi ve akletmeyi emrediyor.Allah'ın yarattığı bu evrendeki olay ve olguların inceliklerini keşfederek bize sunan bilimsel bilgiye şükran duymak gerekir.

Bizler de bilimle ilgilenmeli ve inanç dünyamızı zenginleştirmenin bir yolu olarak bilimi de görmeliyiz. Tıpkı atamız Hz. İbrahim gibi etrafa bakarak Allah'ı tanımaya çalışmalıyız.

Canlılar bir plan ve düzen dahilinde Allah tarafından yaratıldı demek, bir inancın ifadesidir, ama Allah'ın bunları nasıl yarattığı, yani hangi süreçlerden geçirerek yarattığı, bilimin ve ilmin konusudur. Bu anlamda bilimsel çalışmayla ortaya konanan verilere, doğru olmak koşuluyla saygıyla yaklaşılmalıdır. Allah'ın yarattığına inandığımıza göre, tüm bilimsel veriler ortaya koydukları bilgiyle bize Allah'ın yaratılışta kullandığı dili, yani yaratılış dilini sunmaktadırlar bu da bizi tevhide götürecektir, bundan şüphe duyulmamalı ve bu nedenle de bilimsel çalışmalardan korkulmamalıdır.

Bilimsel çalışmalar bizim için Allah'ı tanımaya ve anlamaya götüren bir yoldur ve aynı zamanda Allah'ın yaratma biçimini yani yaratılışın dilini anlmamıza imkan sunan bir çalışmadır.

Bilimsel bilgiye yaklaşımda, inançlı bir insanla, inanmıyan biri arasındaki fark, bilimsel bilgiye yüklenilen anlam farkından ve bakış açısından kaynaklanır. Ateist biri o evrim biyolojisinden tatlı bir tesadüf çıkarır; inançlı birey ise evrimden planlı ve hikmetli bir yaratılış hikayesi çıkarır. Fark bu. Bu iki bakış açısı da bilimin konusu değil, bilime felsefik ve düşünsel yaklaşımla ilgilidir.

Yani metafizik görüşler felsefe ve bilimde de var.Newton, Kopernik, Galileo, A.Einstein, inançlı insanlardı. A. Einstein “Allah zar atmaz ” evrende tesadüfe yer yoktur der.

İslam dünyasında da bilimle ve akılla çatışan anlayışların yer yer kendini gösterdiği bir gerçektir. Kanununi döneminde İstanbulda Rasathaneni dini fetvalarla yıkıldığında modern astrominin kurucu Kepler daha dokuz yaşındadır. Maalesef İslam tarihinde bilim ve felsefeyle uğraşanlara hoş bakılmadığı dönemler olmuştur.

Ancak genel anlamda, tarihte İslamın Kiliseler gibi bilim ve akılı dışlayan bir tavrı olmadığı gibi, büyük bilim adamlarının yetiştiği, Endülüs İslam devleti, kısmen de Selçuklu ve Osmanlı devletrleri ortaya koydukları medeniyetle bunu göstermişlerdir. Batı ise ortaçağ karanlığından son ikiyüz yılda ancak çıkabilmiştir.

Kopernik evrene bakış açısını değiştiren adamdır. Güneşi merkeze alarak, modern astronomiyi kuran adam yazdığı kitapta iki yüze yakın İslam düşünürün adını anarak referans gösterir. El Cabir vb.

Endülüslü Müslüman İbn-i Rüşt, akılcılığın öncüsü olarak batıyı ciddi etkileyen ve İbn-i Rüştçü'lük akımını başlatan bir düşünürdür. O, Akıl ve Vahih , aynı annenin iki memesinden süt emen ikiz kardeştir der. Allah'ın ve doğrunun akılla ve sorgulanarak bulunabileceğini, her türlü otoritenin sorgulanabileceğini söylediği için kilise tarafından düşman ilan edilmiştir, çünkü Allah'a ulaşmanın yolu kendi tekellerinde olan bu kitlenin otoritesi bozulduğu için İbn-i Rüşt'ün eserlerini  eşeğin sırtına yükleyip ana meydanda yakmışlar.

Akıl ise bilimin ve dinin bu açıklamalarını ele alarak değerlendirir. Hatta İslam aklı olmayanın dini de olmaz der. Akıl Allah'ın yer yüzünde bir terazi gibi görev yapar.

F.Nietzsche, batılaları Endülüs kültürünün aktarılmasını engellediği için batılıları ve özellikle kiliseye lanetler okumuştur. İbn-i Sina, İbn-i Haldun gibi düşünürler yetişmiş, Piri Reis dünya haritasını çizebilmiş, Bağdat'ki Beytül Hikme kütüphanesi dünya tarafından takdirle anılıyor, Hindistan'la ilgili ilk eser yazan Biruni'dir. İdrisi İskandinav ülkelerinin topoğrafyasını yazmıştır. Tarık bin Ziyat Okyanosu geçtikten sonra gemileri  yakıyor, Endülüse böyle çıkılıyor ve bir medeniyet kuruyorlar yaklaşık 800 yıl. Fransızların bu konuda eseri var, “Yitik Cennet” diye kitap yazmışlar Endülüs için.  Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Dinin bilim tarafından  alt edileceği beklentisi boş çıkmıştır. İnsanların hayatında din, her zaman en etkili konumunu koruyacaktır. Hiçbir modern anlatı ve felsefik düşünce, dinin hayata verdiği anlam bakımından, dinin yerini tutamamıştır.

Büyük ateist A.Flew, 80 yıl ateizmi savunmuştur, sonrasında “Yanılmışım Tanrı varmış” kitabını yazmıştır. Düşünür H.Hogs, “Seküler Şehir kitabında” 40 yıl sonra din Kamusal ve bireysel hayattan çıkacak demiş, ancak dinin hayatta artarak devam ettiğini görünce, 40 yıl sonra yayınladığı makalede özür dilemiştir.

BUGÜNÜN MODERN İNSANINI BOŞLUĞA İTEN ANLAM YOKSUNLUĞUDUR!

Bunu ancak gerçek anlamda din, yani Kur'an doldurur.

O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. (Mülk-2.)

Hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, bir hayırlı ve güzel çabalar alanı, ölüm ise bu güzel çabaların karşılığını bulacağımız ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktası ve -Peygamber (s.a.)in de belirttiği gibi- bir uyarıcıdır.
İşte hayatı anlamlı kılan anlam...

Hiçbir moderne anlatı ve bilim, hayata Kur'an ın bu açıklaması gibi anlam veremez.

İnsanlık mutluluk ve saadet istiyorsa akıl ve bilimin verilerinden yararlandığı gibi, hayatın anlamı, adalet, vicdan ve ahlak konularında da dine başvurmalıdır. Bunu başaramadığı takdirde, bunalım ve mutsuzluk ve çılgınlık insanların yakasını bırakmayacaktır.

Burada toplumlar için dinin sadece bir enstürman olarak kulanılması önermiş değilim, aynı zamanda insanın, yaratılışımızın özüne uygun olan inanç ve ahlak önerilerine  yönelerek, yer yüzünün mükerrem, kıymetli bir halifesi olduğunu da göstermesi gerektiğini söylemek isterim.

Sevgi ve saygılarımla

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Misafir Kullanıcı (@Misafir_56146)
02 Mart 2020 Pazartesi 10:09
Yazarlarımızın nereden nasıl beslendiklerini de öğrenmiş oluyoruz Hakikat birdir diridir o da dini mubini islamdır. Hükümleri muhkemdir. Batıl inançların onu reddetmesi onun nurundan eksiltmez
Beğendim (3) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_56264)
08 Mart 2020 Pazar 02:10
@Misafir Kullanıcı Elhamdülillah
Beğendim (0) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_56044)
26 Şubat 2020 Çarşamba 14:20
Bu tur yazilar yazmanizin devamini dilemekle birlikte yazilarinizin daha kisa tutulmasini oneriyorum. Biraz daha kisa tutarak da bizleri aydinlatabilirdiniz. Tesekkurler
Beğendim (3) Beğenmedim (0)Cevapla
Misafir Kullanıcı (@Misafir_56047)
26 Şubat 2020 Çarşamba 18:11
@Misafir Kullanıcı Haklısın selamlar
Beğendim (1) Beğenmedim (0)Cevapla
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın