Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
24 Ekim 2020 Cumartesi
16 °C Güneşli
Bünyamin Bayram
binbay12@hotmail.com

CORONA ÇERÇEVESİNDE SOSYAL VE SİYASAL TARTIŞMALAR

02 NİSAN 2020 PERŞEMBE 14:35
0
2113
0
AA aa

İnsanoğlunun tarihsel süreç içerisinde bugüne değin yaşadığı tecrübeler, muhattap olduğu olay ve durumlar karşısında takındığı tavır ve geliştirdiği yeni yaşam biçimleri, bir anlamda onun tarihi serüvenini anlatır.
İnsan olarak, son yüzyılın en büyük ve tehlikeli salgını ile karşı karşıya bulunmaktayız.
Dünyayı kasıp kavuran, insanları evlere ve hastahanelere hapseden bu Covid19 virüsü, hayatın birçok alanında köklü değişimlerin ve yeniliklerin başlatıcısı olacak etkiye ve yaşamımızı yeniden biçimlendirme, formatlamaya neden bir olay olarak tarihimizde yer alacaktır.
Devlet yönetim anlayışından tutun aileye, bireysel yaşantı ve değerlere kadar; ekonomiden tutun eğitim sistemine, inanç ve dinlere bakış açısına ve dijital dünyaya kadar bir çok alanda değişim ve gelişmelere gebe yeni bir yüzyıla girmekteyiz.
Öncelikle, bundan sonra dünyanın başını sürekli rahatsız edecek bu tür biyolojik savaş benzeri salgın ve saldırıların bitmeyeceği, bunlara karşı hazırlıklı olunmasının gerekeceği kanısı yaygınlaşacaktır. Bu da yapılarımızda büyük değişimleri tetikliyecektir.
Özellikle salgın nedeniyle liberal devlet anlayışına sahip Avrupa'da ve özellikle ABD'de devletin sağlık alanında yeterli sosyal sorumluluk taşımaması ve salgın karşısında sağlık sisteminin iflası; devletçi otoriter Çin'de ve  Singapur, Hong Kong, Tayvan, Vietnam gibi Uzakdoğu ülkelerin ön tedbir alarak ve virüse odaklanarak salgını önlemeyi başarmaları, beraberinde topsumsal yapı ve siyasal yönetim biçimlerine yönelik tartışmaları da başlatacaktır.
Konfiçyüs kültürünün ve nisbeten toplumcu ideolojinin de etkisiyle Çin'de, ve özellikle Singapur, Hong Kong, Tayvan, Vietnam gibi ülkelerde (ki burada devletlerin hepsi otoriter  değil, ama sosyal devlet anlayışı ve Konfiçyüs kültürü etkin.) bireye karşın ailenin ve toplum yararının ön plana çıkarılma anlayışı,(bu ahlakta toplum dayanışması ve sorumluluğu var) herkes kendisinin potansiyel zarar verici olduğunun farkında olarak, kurallara ve önlemlere uyması, yani kendi sosyal dokularıyla, salgının kısa zamanda kontrol altına almasını sağlamıştır. 
Üçbin yıllık, aileye ve topluma karşı sorumluluk duygusu vurgusunu yapan Konfiçyüs ahlakın (elbette başka etkenler de var) kısmen de olsa etkili olduğu görülmüştür.
Ama bireyin bağımsızlığı ve özgürlüğünün egemen olduğu batıda, devlet çökme noktasına geldi, herkes kendini kurtarma peşine düştü, marketlerde tuvalet kağıtlarını bitirdiler. Kendinden başkalarını düşünmeyen bir görüntü var.
Liberal Batıda ve özellikle ABD de bireyin özgürlüğünün yüceltmesi, sürekli yarış içerisinde olan, kendisinden ve kendi başarısından başka düşüncesi olmayan, sorumsuz ve şımarık insanların sorumsuz davranışları nedeniyle, sağlık önlemlerine uymamaları sonucu, virüsün hızlı bir şekilde yayılması, salgın büyük yıkımlara yol açmıştır.
Batı modelinde, sen lider olacaksın, sınıf birincisi olacaksın, her şeye muktedirsin, her şeyi yapabilirsin diye yetiştirilen ve şımartılan birey felaketlerle yüz yüze kalmış durumda. (hatırlamaya çalışalım bu tür megaloman pompaları bizde kullananlar da var)
Hatta ABD başlangıçta hastalık seyrini göstersin, ölen ölsün kalanlar bağışıklık kazansın diye geç bile davrandı .
NeoLiberal yapıda ekonomide özel teşebbüs öne alındı ve desteklendi, sağlık bir hak değil bir ayrıcalıktır anlayışıyla, devlet sağlık sektöründe hep geride kaldı (ABD ve Bazı Avrupa ülkeleri) toplumu kuşatan salgın söz konusu olduğunda devlet hazırlıksız yakalandı. Avrupada insanlar çaresiz ve sokaktalar.
Batıdaki birey, en iyi hayatı kurmak, hedefine odaklanmış durumda.
Bireyci ve bencil toplum iyi bir sınav vermiyor.
Türkiye ve İran gibi Müslüman devletler ise liberal ve sosyal devlet karışımı bir yapıya sahipler. Liberal piyasa ekonomisi yanında yer yer müdahaleci uygulamalar da söz konusu.
Esasında Asya toplumları, genelde daha bir toplumu ve aileyi önceleyen, topluma ve ailesine karşı sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmeye çalışmaktadırlar.
İslam toplumlarında, sağlık sektöründe genelde devlet öncü durumda, sağlık sektöründeki eksiklikler ve yetersizliklere (malzeme, ekipman, vb.) rağmen, özellikle ülkemizde devlet ve sağlık görevlileri ellerinden gelen gayreti göstermektedirler. Sağlık görevlilerinin bu fedekarane, takdire şayan gayretlerinin arkasında İslam  ahlakı ve inancının etkisini görmemek haksızlık olur.
Ancak, İslam toplumlarında, fertlerin önemli bir kısmının, sağlıkla ilgili tutum ve anlayışlarında yetersiz eğitimleri ve bilimsel tutumlara yeterince sahip olmamaları (salgına karşı alınan önlemlere uyulmaması gibi) sonucunda (Devlet yetkilileri ve Diyanet Başkanlığının uyarmasına rağmen dış ülkelerden gelenlerin bir kısmının 14 günlük karantinayı evlerinde geçirmemeleri, yaşlıların yasağa rağmen dışarıya çıkmaları örneğinde) virüsün diğer insanlara bulaşıcılık katsayısını kısmen artırmıştır.
Ama sevindirici bir durum vardır ki, Cuma ve Cemaatle namazının kısa süreli kaldırılmasına tüm toplumun uyması; toplumun İslamla bilimi bütünleştirmeyi uygun gören bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, sıkça yapılan uyarılar sonucunda, insanımızın büyük kısmının salgın karşısında alınan tedbirlere uymaları, toplumun bu konuda eğitim ve tecrübeye açık olduğunu göstermesi açısından da sevindirici olmuştur.
İslam, bireyin yararından çok toplumu önceleyen, toplumcu bir din olduğu için bu tür sosyal felaketler karşısında, Çanakkale Zaferinde olduğu gibi, Müslüman toplumlar dayanışma ve yardımlaşma çabalarına rahatlıkla yönelebiliyorlar. Süreç insanlar arasında merhamet ve yardımlaşmayı artacaktır. 
Örneğin ülkemizde evde kalıp çıkamayan yaşlılara ve yardıma ihtiyacı olanlara yönelik Jandarma komutanlıkların Vefa grupları tarzındaki organizasyonları gibi, Sosyal Destek grupları devreye girerek ailelere yardımcı olmaya başladılar. Devlet ve Aile bireyleri Evde yaşlılarımıza kalkan olmaya çalışıyor. Milli Bağış Kampanyaları kapsamında durumu iyi olanlar maaş bağışında bulunuyor. Büyük Firmalar (Ford) üretim yerlerini sağlık alanında ihtiyaç duyulan solunum cihazı, maske üretimi vb.üretime başladı, oteller sağlık personeline yerlerini tahsis ediyor, vb. milli bir seferberlik duygusuyla toplumsal dayanışma ve yardım örneklerin sevindirici gelişmelerdir.
Ancak Devletin, işsiz kalanlara dönük ciddi tedbirler alması gerekmektedir. Evde kal dediğimiz kitle içinde, evde kaldığı zaman evinde kalamayacak, çalışmak zorunda olan insanlara dönük ciddi tedbirler alması gerekmektedir.
Yaşanan bu sıkıntılı süreci, dinimizde, “insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” düsturunu toplumsal ve milli bir seferberlik halinde hayata geçirecek organizasyonlara ihtiyacımız var. Devlet ve Millet el ele vererek bu süreci aşabilecek tarihe ve kültüre sahibiz. Herkes elini taşın altına koymalı ve sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Bundan sonra neler olabilir?
ABD ve Çin ve Singapur, Hong Kong, Tayvan, Vietnam Uzakdoğu ülkeleri örneğinden hareketle,  Liberal devletler, daha bir sosyal devlet anlayışına kayacak, özellikle eğitim ve sağlıkta devlet öncü bir rol üstlenecek, sağlık hizmetleri tüm insanları kapsayacak şekilde düzenlenecek.
Devlet yönetiminde, hızlı karar alma adına yürütmenin gücü daha bir artırılacak, devletler sağlık ve güvenlik nedeniyle yeri geldiğinde çok daha otoriter yönetimler sergileyebilecek, özgürlüklerde kısıtlamaya gidilebileceklerdir.  
Bu dünya salgınından sonra Liberalizm, otoriterlik, sosyalizm ve milliyetçilik, birey mi, toplum mu? Gibi kavramların tartışmaları gündeme gelebilecektir.
Bazı güçler de bu olağandışı durumlar dolayısıyla şövenist, ırkçı, totoliter yapıları bilerek gündeme getireceklerdir. Bu tür eğilimler ayrı bir felaketler zinciri doğurabilir. Bu tür anlayışlara pirim verilmemelidir.
Devletlere ve bizlere düşen;
 “özgürlük ve güvenlik” dengesinin korunmasındaki esnekliğimiz ve anlayışımızdır. Özgürlük yanında sorumluluk; güvenlikle birlikte insan hakları; demokrasiyle birlikte disiplin; özel teşebbüsle birlikte sosyal ve hukuk devleti anlayışını en güzel şekilde götürebilmek olmalıdır.
Özellikle Devletler bireye, diğerleriyle yarışıp elemeyi değil, kendisiyle yarışmayı, diğer insanlara ve topluma karşı sorumluluk hisseden, ahlaklı; özellikle de İslam toplumları erdemli ve faziletli olmayı daha bir önemseyecek, bireylerin bu değerler çerçevesinde yetişmesini sağlamaya yöneleceklerdir.

İşin özü:
Toplum dayanışmayı ne kadar çok üstlenebilirse, birlikte bir şeyler yapmayı becerir ve orgazasyonlar kurarsa o kadar daha iyi olacaktır. Ancak toplum böyle salgın ve olağanüstü durumda çözülürse totaliter ve şövenist yapılara kapılar da açılabilecektir.
İş bize ve topluma, toplumun insani erdemlerine, bilimsel tutum ve davranışlarına kalmaktadır.
Bu süreci en iyi şekilde geçirme dileğiyle,
Sevgi ve saygılarımla…

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın