KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
29 Mayıs 2024 Çarşamba
°C
Prof. Dr. Gıyasettin Baydaş
Belirtilmemiş

Bilim dine karşı mı? -1

15 MAYIS 2024 ÇARŞAMBA 20:08
30
1034
24
AA aa

Bu sorunun cevabını vermeden, bilim din ilişkisinin tarihsel sürecine kısaca göz atmakta yarar vardır. Bu tarihsel ilişki sorumuza da kısmen cevap verecektir.

Orta Çağ Batının Karanlık Çağıdır

Din ile bilimin henüz uyum içinde olduğu İlk Çağ'da din adamları aynı zamanda bilimle meşgul oluyorlardı. Bu dönemlerde, bazı istisnalar dışında eğitim kurumlarının henüz bugünkü anlamda oluşmadığı, buna karşın dini kurumlarda çalışan din görevlilerinin aynı zamanda eğitim ve araştırmacı olduğu da bilinmektedir. Bilim ve dinin çatışmadığı, hatta hoşgörü ile sürdürüldüğü ülkelerde bilimin, felsefenin ve uygarlığın varlığını geliştirerek sürdürdüğü bilinmektedir. Ancak özellikle Orta Çağ kilisesinin sergilediği bozulmuş din taassubunun bilimle çatıştığı dönemde Batı'da gerileme hızlanmış, kaoslar başlamıştır. Bu nedenle, çağları kendine göre değerlendiren Batı, Orta Çağ'ı karanlık çağ olarak nitelemektedir. Çünkü, Roma İmparatorluğu döneminde ve öncesinde kuruluşları gerçekleşen meşhur okul ve kütüphaneler kapatılmış, insanlar engizisyon mahkemelerinin vahşet ve katliamları ile acılar içinde kıvranıp karanlıklar içinde inlemişlerdir. Birçok filozof ve bilim adamı sürgün, hapis ve idam gibi ağır cezalarla sonuçlanan mahkemelerde yargılanmışlardır.

Örneğin, dünya ve çoklu evren ile ilgili bilimsel teorilerinden vazgeçmediği için Giordano Bruno'nun dili küçük bir tahta parçasına çivi ile sabitlenmiş ve daha sonra çıplak bir şekilde diri diri yakılmıştır.

Miguel Servet Katolik kilisesi tarafından Lozan'da kitaplarıyla birlikte yakılarak öldürülmüştür.

Dünyanın hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında döndüğünü savunan Galileo yıllarca yargılanmış ve ömrü boyunca kitap yayınlaması yasaklanarak ölünceye kadar ev hapsinde tutulmuştur.

Kilise hoşgörüsüzlük, önyargı, kuşku ve batıl inançlarıyla akademik öğrenimi imkânsız hale getirmiş, her bağımsız düşünce girişimini şüpheyle karşılamış, kendi doktrinlerine tam olarak uymayan her türlü ilmi gelişmeyi şiddetle bastırmış, Engizisyon mahkemeleri ile on binlerce şüpheli cadı, muhalif, düzenden sapma gerekçesiyle insanlık dışı işkencelerle ölüme mahkûm edilmiştir. Hristiyanlığın asli değerlerinden sapması ve din adına birçok hurafe ve batılın kilise tarafından topluma dayatılması, bağımsız düşünmeyi, ilimle elde edileni ifade etmeyi, kilisenin hurafe ve batıllarına aykırı olduğu için yasaklaması Batının karanlık çağının temel nedenleridir.

Rönesans öncesi 1000 yılı kapsayan bu dönem Avrupa'nın karanlık çağıdır ve kilise Batı'yı adeta karanlığa mahkûm etmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı Batı için Orta Çağ'ın karanlık çağ olarak tanımlanması haklı olarak kabul edilmektedir.

Batı'nın Karanlık, Doğu'nun Altın Çağı Orta Çağ

Batı için karanlık, ancak doğu için bu çağ Hz. Muhammed'in (SAV) İslamiyet'i tebliğ etmeye başlamasıyla aydınlık bir dönem başlıyordu.

Doğu'da adalet ve hoşgörü söz konusuydu. Bilim ve tekniğin özgürce geliştiği bu ülkelerin insanları refah içinde yaşıyorlardı. İslam ülkelerinde huzur ve güven tamdı.

İslam Medeniyeti, VIII.- XIII. yüzyıllar arasında bilimsel ve felsefi düşünce anlamında dünyanın önderi konumuna gelmişti. Hatta Yunan bilgeliğinin mirasçısı olmuşlar ve bu bilgeliği sonraya taşımışlardır. Batılı tarihçiler bu dönemi İslam Rönesansı olarak adlandırmaktadır. Bu dönem aynı zamanda haklı bir şekilde İslam'ın Altın Çağı olarak da tanımlanmaktadır. Bu dönemde matematikten tıbba ve fiziğe kadar pek çok alanda eşi benzeri görülmemiş başarılara imza atılmıştır. 

Abbasiler zamanında büyük Bağdat Kütüphanesi olarak bilinen ve aynı zamanda bir Bilim Akademisi olan Beytü'l Hikme kuruldu. Burada Antik Yunan Filozof ve düşünürlerinin eserleri Arapçaya tercüme edilmiştir. İlme yapılan bu yatırımlar neticesinde Müslümanlar arasından büyük bilginler, filozoflar, kâşif ve mûcitler yetişmiştir.

İbn-i Heysem ilk fotoğraf makinesini icat etti ve gözün nasıl gördüğünü açıklamayı başardı. İbn-i Sina, doktorların kanser gibi tehlikeli hastalıkları teşhis etmesine olanak sağlayan El-Kanun fi't-Tıb yazdı. Matematikçi Hârizmî cebiri icat etti. 

Francis Ghiles bir makalesinde bu dönemi şöyle özetliyor:

Bin yıl önce Müslüman bilimi doruk noktasında iken bilime ve özellikle matematik ile tıbba çarpıcı katkılar yaptı. İslam dünyası görkemli günlerinde Bağdat'ta ve Güney İspanya'da binlerce kişinin akın ettiği üniversiteler kurdu. Yöneticiler çevrelerini bilim adamı ve sanatçılarla doldurdular. Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar özgürlük ruhu içinde yan yana çalışabildiler. Bugün tüm bunlar birer anıdan başka bir şey değildir.

Peki İslam'ın Altın Çağı Olarak Bilinen Bu Dönemin Sırrı Neydi?

Bu nedenleri şöyle sıralamak mümkündür:

- İslam'ın bilgiye verdiği önem,

- Özellikle Abbasilerin bilim ve araştırmaya verdiği büyük destek,

- Eski büyük kültürlerin eserlerini tercüme ederek bilim insanlarının hizmetine sunmak,

- Yazılı eserlerin etkin bir şekilde üretim ve dağıtımının sağlanmak,

- Sadece Müslümanların değil aynı zamanda yabancı bilim adamlarının da sürece katılmasını sağlayan şartların hazırlanması.

İslâm Medeniyetinin kendinden önceki bilimsel bilgileri edinmesi, dönüştürmesi ve birçok yeni katkıyla geleceğe ulaşacak merkezlerde ve kaynaklarda muhafaza etmesinin yanında devlet yöneticilerinin sınırsız destek ve himayeleri sayesinde İslam'ın Altın Çağı yaşanmıştır.

Bilim ve kültürdeki Müslüman başarıları aynı zamanda Avrupa Rönesansı, aydınlanma ve Batı Uygarlığının köşe taşlarını döşerken tarihin en acımasız devletini kuran Moğollar insanlık ve insanlığın geliştirdiği uygarlığı eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yok etmeye başladı. Sadece İslam Medeniyeti değil tüm dünya için çok kıymetli olan Bilim Akademisi Beytü'l Hikme, Mogolların istilasıyla 1258 de Hülagû Han tarafından yakıldı.

Moğol istilasının dehşetine şahit olan İbnu'l-Esir, şöyle demektedir:

Zaman yaratıldığından beri böyle bir bela görülmemiştir. Öyle bir musibet ki, başta Müslümanlar olmak üzere bütün mahlukat onlardan zarar görüyor. Eğer birisi çıksa ve dese ki, Kâinat yaratıldığından bu ana kadar böyle bir musibet görmemiştir, iddia etse, muhakkak ki, doğru söylemiş olur. Çünkü tarih böyle bir afeti daha kaydetmemiştir”.  

Moğol belasından sonra İslam ülkelerindeki bilimsel çalışmaların söndüğü genel olarak kabul edilir. İslam Tarihi ve Kültürünün katledildiği bu dönemde bilimsel çalışmalar giderek azaldı ve entelektüel evrim adeta durdu.

İslam'ın bu altın çağından sonra ilimde başlayan gerilemenin tek sebebi Moğol barbarlığı değildi elbette, aynı zamanda sonraki süreçlerde, Müslüman Devletlerin bilime olan desteği azalmaya başladı, otoritercilik, kötü eğitim, özellikle pozitif ilimlerin medresede okutulmaması, ezberci bir yaklaşımla eğitimin sürdürülmesi, fon yetersizliği gibi nedenler de bu gerilemede etkin rol oynadı. Ancak, pozitif ilimlere olan ilginin azalması ve din ilimlerine ise bu ilginin devam etmesi neticesinde dönemin bilim kurumlarında topal bir eğitim sisteminin gelişmesine, akabinde de birçok önyargı ve hurafenin yer almasına neden oldu. Sonuç olarak İslam Alemi bilimdeki üstünlüğünü Avrupa'ya kaptırdı.

Abbasi döneminde Altın Çağını yaşayan İslam Medeniyetinde bu gerilemeler olurken, Batı, Arapça eserlerden çok fazla çeviriler yaparak İslam medeniyetinden büyük bir bilim mirası almıştır.  Amerikalı ünlü yazar ve siyaset bilimci olan Michael Hamilton Morgan Kayıp Tarih: Müslüman Bilim Adamlarının, Düşünürlerinin ve Sanatçılarının Kalıcı Mirası adlı eserinde bilim ve kültürdeki Müslüman başarılarının Avrupa Rönesansı, Aydınlanma ve modern Batı toplumuna katkılarını ortaya koymaktadır tespitinde bulunmuştur.

Bu kitapta, 570'de Hz. Muhammed'in (SAV) doğumuyla başlayarak İslam'ın altın çağlarını ve özellikle İbn Al-Haytham, İbn Sina, Al-Tusi, Al-Khwarizmi ve Ömer Hayyam gibi âlimlerin, matematik, astronomi ve tıpta nasıl devrim niteliğinde çalışmalar yaptıklarını ve Newton, Copernicus ve diğerlerine nasıl yol gösterdiklerini anlatmaktadır.

İlginçtir ki, İslam'ın Altın Çağı adeta dünya literatürünü İslami külliyelere kazandırmakla başlarken, Avrupa'nın Rönesansı da İslam Alimlerinin eserlerini tercüme ile başlamıştır.

Ülkemizde din düşmanlarının sıkça “orta çağ zihniyeti” tabiriyle eleştiri konusu yaptığı dönem aslında tüm batıya ilham veren ve İslam'ın Altın Çağı olarak tanımlanan zaman aralığına denk gelir.   

Eyne's-sera mine's-süreyya 

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109733)
26 Mayıs 2024 Pazar 16:54
İslam'ın Altın Çağı döneminde çalışmalar yapan Cizreli Müslüman âlim El Cezeri'nin ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilir. Dahası ünlü sanatçı Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Cezerî
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109612)
19 Mayıs 2024 Pazar 21:26
Harranlı bir astronom ve matematikçi olan Battani (858–929) İslam bilim tarihindeki parlak dönemin parlak bir beynidir. Batı'da bilim, amatör ligde can çekişirken Müslüman coğrafyası şampiyonlar ligine adam yetiştiriyordu.
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109611)
19 Mayıs 2024 Pazar 21:08
Bilim ile rasyonalite arasında ciddi bir ilişki vardır. Nitekim İslam bilim tarihine damgasını vurmuş birinci sınıf kumaşa sahip bilimciler Kindi, İbni Rüşd, Sekkaki, Tusi, İbni Sina ve hatta el-Keşşaf'ın kaşifi bile rasyonalist eğilimlere sahiptir. En meşhur alimlerden biri olan Gazzali bile ' Mantık bilmeyenin ilmine güvenilmez' demiştir. Bilimde en iyilerin, genelde akılcılığın revaçta olduğu coğrafya ve ortamlardan çıkması tesadüf olmasa gerek. 13. asırdan şimdiye kadar pek çok bilimci yetişmiştir ama bir daha İbni Heysem gibi 'best' yetişmedi ki b
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109605)
19 Mayıs 2024 Pazar 10:26
Bilim dine karşı mı? Aslında bilim neye karşıdır diye soralım: bence bilim eleştirel düşünmeye karşı olanlara karşıdır. Yazarın dediği gibi Bilimin Avrupa'da can çekiştiği ortam ortaçağdı çünkü dini otoriteler eleştirel düşünceyi aklından bile geçirmenizi yasaklamıştı. Aynı dönemde İslam coğrafyası düşüncenin ve aklın çocukları olan felsefecileri yetiştiriyordu. Fakat konjonktür değişti ve durum tersine döndü. Ortadoğu'da akıl tutuldu, merak ayıplandı, araştırmacı ruh felç edildi, yorumlama engellendi. Nihayet Otorite kutsandı ve a
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109604)
19 Mayıs 2024 Pazar 10:11
O dönem ile bugünü kıyaslamak gerekirse bugün bilimsel bir alanda en iyiler bizden değildir. İslamın bilimsel altın çağında en iyiler bizden çıkıyordu. Tıp ve Felsefede İbni Sina ve Farabi, İbni Rüşd, Cebirde Harezmi, Astronomi ve Geometride Biruni, Optikte İbni Heysem, linguistik ve gramerde Sibeveyh alanının Maradona'sı idiler. Biz o asrın değerini anlamadık ve kaybettik. Sonra Batı felsefede Kant, fizikte Newton, metodolojide Descartes, Bacon matematikte Pascal, Tıpta Pasteor, Kimyada vs. Yüzlerce alanın Maradona'larını üretti. Bizde Problem alanda otorite
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109603)
19 Mayıs 2024 Pazar 10:01
İnsanlar bugün en mükemmel ilmi sonuçları Batı'da elde ediyor ama neden acaba bunu sorgulamak için bir sonraki yazıyı beklemek lazım. Benim kanaatim İslam'ın bilimsel anlamda altın üç asrında bilimsel rasyonel ve matematiksel düşünebilme ortamı kesinlikle vardı. Tercüme hareketleri ile Yunan, Hint, Mısır ve Çin bilim birikimi İslam coğrafyasına aktarıldı. İlim Çin'de bile olsa gidiniz/alınız Hadisi tam manasıyla uygulandı.
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109602)
19 Mayıs 2024 Pazar 09:54
İslam coğrafyasının bilimdeki altın çağını Batı iki-üç asırdır tekrar yaşıyor. İbni Sina gibilerde olan eleştirel ve alternatifli düşünce, merak ve araştırmacı ruh Batıya geçti. Üstelik özgür düşünce yani düşünce ve ifade hürriyeti o kadar gelişti ki akıl duyguya karşı santrancı kazandı. Bilim bir ekosistem yani ortam meselesidir. İbni Sina uygun zaman-şartlarda ortaya çıkar.
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109599)
18 Mayıs 2024 Cumartesi 22:33
Vatandaş; insanlar en mükemel ilmi sonuçları,Avrupada ve Amerika'da ulaşıyorlar,FEN ilimleriyle,sizin bıranşınız fen ilimleriyle ilişkilidir, bildiğiniz bi şey varsa anlatın.
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109598)
18 Mayıs 2024 Cumartesi 20:16
Sibeveyh el-Kitab'ı veya İbni Sina Fi Kanuni Tıbbı o imkan ve kaynaklarla nasıl yazdı bir uzman için izahı çok zordur. Bin sene önce Biruni dünyanın çevresini hesaplıyor bugünkü teknolojiyle hemen hemen aynı sonucu matematik zekasıyla üretiyor. Ama nerden ve nasıl aklına geliyor yöntem kullanmak ve dünyanın yuvarlak olduğu? Diğer bir bilim insanı ise ev hapsindeyken gözlem evi kurup yıldızları inceliyor. Başka biri kendi araçlarıyla ilk ameliyatları yapıyor. Reçete yazıyor günlük hasta visit yapıyor. Bunlar bugün değil bin sene önce oluyor. Ayrıca B
Misafir Kullanıcı (@Misafir_109597)
18 Mayıs 2024 Cumartesi 19:36
Fevkaladenin fevkinde ilginç bir dönemdir. Bağdat'ta tercüme hareketinin olduğu dönemde şu anki İstanbul'dan daha fazla matbaa olduğunu söylerler. Tercümeler adeta tarihin ilk literatür taraması işlevini görmüştür ve üstüne koya koya bilim ilerletilmiştir. Fakat ilmin kıymeti bilinmeyince bu coğrafyalar bir daha İbni Sina gibisini yetiştiremedi. Bugün yaşasa bence yine ortalığı ayağa kaldırırdı zekasıyla. Batılı tarihçiler o dönemi çok daha iyi incelemiş ve anlamışlar. Örnek Bernard Lewis. Rahmetli Fuat Sezgin hoca da çok iyidir bu konuda. Bu arada
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın