KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
14 Nisan 2024 Pazar
17 °C Kısmen güneşli
Bünyamin Bayram
binbay12@hotmail.com

Siyasette Yeni Dil…

05 HAZİRAN 2023 PAZARTESİ 19:33
6
2215
1
AA aa

Halk bir seçim daha yaparak ülkemizin 13. Cumhurbaşkanını seçmiştir. Ülkemiz için hayırlı olsun. Seçim sonuçlarıyla oluşan yeni siyasi yapının, güzel hizmetlere imza atmasını dilerim.

Siyasi tarihimizin en önemli ve kritik denebilecek bir seçimini yaşadık dersek, doğru söylemiş sayılırız… Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı şeklinde siyasetin bloklara ayrılmasından tutun da, çok farklı, hatta karşıt duran siyasi görüşlerin aynı ittifak içerisinde yer almalarına, siyaset dilindeki değişimlere, seçim kampanyalarda önemli değerlerin ön plana çıkmasına kadar, birçok konuda çıkarımlar yapılabilecek bir seçim süreci yaşadık.

Düşünün, yirmibir yılın verdiği yıpranmaya, pandemi sürecinin ekonomiyi vurmasına ve sonrasında yaşanan ekonomik sarsıntıya, son yılda yaşanan çok ciddi hayat pahalılığına, on ili kapsayan ve “asrın felaketi” sayılabilecek depreme rağmen;  Ak Partinin Parlemonta'da çoğunluğa ulaşması ve sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın tekrar 13.Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, büyük bir başarı öyküsü olarak ele almanın ötesinde; muhalefetin rahatlıkla kazanabileceği bir seçimi kaybetmesi, siyaset bilimi açısından ayrıca ele alınıp değerlendirmesi gereken bir durum olarak da görülmelidir!..

Ben bu seçim sürecinde yaşanan siyasi bloklaşma ve ortaya konan siyasi tavırlar ve söylemler sonrası, Türkiye Siyasetinin yeniden şekilleneceğini, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, siyasi yelpazenin yeni oluşumlara ve söylemlere doğru evrileceğini düşünmekteyim.

 Klasik, şabloncu, tutucu, halkın değerlerine yabancı, aristokrat (seçkinci) duran, Atatürkçülüğü, Laikliği ve modernleşmeyi ideolojik siyasi tutum haline getiren, Atatürk'ün Cumhuriyeti kurarken düşlediği hedeflerin uzağında kalan CHP'nin, kendisinden beklenenin ötesinde bir çıkış yaptığı; her ne kadar lider düzeyinde kalsa da seçim kampanyalarında batıdaki Sosyal Demokrat Partiler gibi, mağdur olan ve ezilen alt ve orta sınıfların ekonomik olarak iyileştirilmesine yönelik vaadleriyle; kampanya döneminde kürt sorunu, özgürlük, eşitlik, hoşgörü, barış, kardeşlik gibi kucaklayıcı bir dil kullanmasıyla; Laiklik, Atatürkçülük, Cumhuriyetçilik gibi kavramları kullanmamasıyla; en az muhafazakar sağ partiler kadar inançlara saygılı ve hoşgörülü davranmasıyla, dine ve dindar kitleye inancını yaşama güvencesi vermesiyle, sol cenahta siyasete yeni bir dil geldiğini, bu dilin bir karşılığının olduğu (% 48 oy oranı) görülmüştür.

Türkiye'de var olan partiler, belli bir oranda oy depolarına sahipler, bu oylar kolay kolay başka siyasi kanallara akmazlar; ancak, söylem ve vaadlere göre tercihini değiştirecek, belli hassasiyetleri olan, yüzer-gezer dediğimiz kitle de azımsanmayacak orandadır. Bu kitleye hitap edebilenler seçi sonuçlarını da değiştirebilmektedirler.

Özellikle, bu kararsız kitlenin, “Ak Parti bu kadar süre iktidarda bulundu yeter” yeni bir ruh ve yeni bir ümit arayışı içinde olduğu bir gerçekti…

Millet ittifakı içerisinde çatlak seslerin çıkması, “bunlar iktidarda kavga ederler algısı,” kandilden yükselen seslerin kaygısı, tabanın liderin sözlerine uymayan çıkışları, CHP'nin klasik tabanı Kılıçdaroğlu söylemini yeterince dillendirememesi; işin garip tarafı tabandan inancı dışlayan, şekilci ve ideolojik söylemlerin yer yer kendini göstermesi; örneğin, toplumun büyük çoğunluğunun “Ayasofya, bağımsızlığın sembolüdür” inancını taşımasına rağmen, tabanda, “Ayasofyanın tekrar müzeye çevrileceği” söylemi ve inanç gruplarıyla ilgili olumsuz açıklamalar; “CHP gelirse, dini ve milli değerlere ilişilir” algısını uyandırdı ve güveni kırdı.

Batıdaki Sosyal Demokrat partiler sadece sınıfsal farklılıklara dayalı değil, aynı zamanda kimlik ve inanç üzerinden de politika üretirler. Yani bir yandan orta ve alt gelir gruplarının, emekçi kitlelerin haklarını, gelir dağılımında adaleti vurgularken; bir yandan da dışlanan, hor görülen, baskıya uğrayan grupların haklarını savunur, dini grupların yaşam tarzına saygı duyar ve korumaya çalışırlar. Nitekim Avrupa'da bunu çok iyi görmekteyiz. Oradaki Müslüman ve diğer azınlık toplumlar Sosyal Demokrat Partileri desteklerler.

Bugün gelinen noktada, geçmişte yaşananlara takılmadan; Cumhuriyetin kuruluşunun asıl amacı kalkınmış, refah ve huzur içinde yaşayan, bilimi esas alan, demokratik, özgürlükçü, hukukun üstünlüğünü tesis etmiş, düşünce ve inanç hürriyetini benimsemiş, bayındır bir ülke kurmak hedefinin olduğunu bilerek, geçmişin kendi koşullarından kaynaklanın anlayışları bırakmak olmalıdır.

CHP klasik tutucu şablonunu kırıp, Batı tarzı bir Sosyal Demokrat Partiye dönüşebilmelidir. Ülkenin de gerçek bir Sosyal Demokrat Partiye ihtiyacı olduğu çok açıktır…

Ak Parti seçim kampanyası döneminde; tanıtım vidolarında Atatürkün Kalpaklı Fotoğrafı yanında hava savunmadaki atılımlar ve savunma sanayindeki çalışmalar birlikte verilerek, bir gelecek vizyonu oluşturuldu.

Yollar ve köprülerle kalkınma hamleleri olan, zenginlik vadeden söylemlerle; silah sanayindeki SHA, İHA araçların geliştirilmesi ve S-400 füzeleri vb. Hava Savunma sistemin güçlendirilmesiyle yerli ve milli duruşu (Erbakan geleneğinden) olan, özellike TEKNOFEST (Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali) organizasyonu ile milli teknoloji üretme ve geliştirme heyecanı veren, güçlü ve dış dünyada saygın bir ülke vizyonu ortaya koymasıyla milli hassasiyetleri uyandırmış ve güven vererek belli bir düzeyde başarıyı yakalamıştır.

Milliyetçilik ile milli hassasiyet farklı şeylerdir. Milliyetçilik, ideolojik bir içeriğe, vatan sevgisinin nasıl olması gerektiğinin çizgilerini katı biçimde ortaya koyan anlayıştır. Milliyetçi nasıl vatanını seviyorsa siz de onun tarzında severseniz milliyetçisiniz. Ancak, milli hassasiyet, yani yaşadığın ülkeye ve insanlarına karşı sevgi duymak, onların refahı ve huzuru için çalışmak, ülkenin gelişmesi ve saygınlığını önemseyen, hain değilse ülke vatandaşlarının çoğunun sahip olduğu bir duygudur. Din gibi milliyetçilik de tekele alınmamılıdır.

Millet ittifakının parlementer sistem vaadi, toplumda ciddi bir karşılık bulmamıştır. Parlementer sistemde yasama organları güçlü ancak yürütme erki daha zayıftır. Koalisyonlar kaçınılmaz, çabuk yıkılır ve çoğu defa sorunludur.

Parlementer sistemde oy verdiğiniz parti sizin hiç de istemediğiniz başka bir partiyle koalisyon kurabilmektedir. Bizim gibi siyasi yelpazede çokça siyasi görüşün ve partinin yer aldığı bir ülkede; mevcut Cumhurbaşkanlığı sistemde bir adayın tek başına “Cumhurbaşkanı” seçilme şansı yoktur. Bu nedenle Cumhurbaşkanı adayları diğer partilerle birliktelik kurarak seçime girmeleri gerekmektedir. Bu da partilerin koalisyonlarını seçimden önce ortaya koymalarını gerektirmektedir.

Nitekim, bu seçim döneminde Millet ve Cumhu ittifakı şeklinde bir koalisyon oluştu. Parlementer sistem göre bu daha sağlıklıdır denebilir. Çünkü kimin kimle koalisyon kuracağı önceden biliniyor ve tercih de ona göre yapılıyor. Ayrıca İttifakların bir yararı da siyasal yelpazede çok farklı partilerin bir araya gelebilme hoşgörüsünü gösterebilmesidir. Bunun toplumsal birlikteliği geliştirdiği söylenebilir. Düşünün Milliyetçi bir partinin bölücü olarak gördüğü, Kürt etnik temelli bir partiyle veya daha bir ümmet vurgusu yapan parti ile milliyetçi bir partinin aynı ittifakta yer alması, toplumun geleceği adına olumlu gelişmeler olarak görülmelidir.

Ancak, mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde, kısmen yasama ve yürütme gücünün bütünüyle bir elde toplanması; hukukun üstünlüğünü esas alan, özgürlükçü ve demokratik bir yapı olarak görülemez. Bu nedenle Parlemontonun yani yasama erkinin güçlendirilmesi; yargının, yürütmenin tüm işlemlerini denetleyecek düzeyde ektili ve bağımsız kılınması sağlanmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız da yeni bir Anayasa sözü vermiştir. Mecliste çoğunluğu elde eden Ak Parti'den bunu öncelikle bekliyoruz. Toplumsal huzur ve barışın yolu buradan geçmektedir…

Cumhurbaşkanımızın son dönemidir. Ondan sonrası için neler olacak bilemiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız ve mevcut parlamento, iyi bir tarih yazarak sayfasını kapatmalıdır.

Ayrıca, öncelikli olarak ekonominin iyileştirilmesi, ekonomik yoksunluk yaşayan kesimlerin durumlarının iyileştirilmesi; yönetimde ehliyet ve liyakatin önemsenmesi, hassas görevler dışında memur alımlarında mülakatın kaldırılmas, devletin tarafsız ve eşitlikçi yaklaşımının ön plana çıkarılmasını bekliyoruz.

Özellikle tüm siyasilerin, kutuplaştırıcı ve bölücü dili bırakmaları gerekmektedir. Cumhurbaşkanının seçim sonrası balkon konuşmasında, “85 milyonun kazandığını” söylemesi bu siyasi söylemin öneminin farkında olduğunu gösterir.

Siyasilerin oy çıkarları uğruna popülist ve kutuplaştırıcı dil kullanmaları, vatandaşlar arasındaki güveni sarsmaktır. Güven kırılırsa toplumlar birbirlerini suçlamaya başlarlar. Kimi “din elden gidecek”, kimi “vatan elden gidecek”, kimi “özgürlüğümüz gidecek”, kimi de “Laik Cuhmuriyet elden gidecek” demeye başlayarak düşmanlaşacaktır. Bu oyuna gelmemeliyiz. Demokrasinin düzgün işlemesi vatandaşların güvenini gerektirir. Demokrasilerde partiler aynı düşüncede olmasa da hatta karşı tarafın aptal olduklarını düşünseler de “onlar kötü olamazlar, bana zarar vereceklerine inanmam, seçimler kaybedilse bile sandıktan çıkan sonuca saygı duyarım” diyebilmelidir. Ama diğer partileri rakip değil de düşmanım görür, kendinizin yaşam tarzını yok edeceklerine inanırsanız, işte o zaman seçimleri kazanmak için yasal ya da yasa dışı herşey yapmayı ve kaybettiğinizde de seçim sonuçlarını tanımamayı kendinize mübah görmeye başlarsınız.

Böyle durumda iç kargaşayı körükler, ya da bir diktatör ararsınız. Siyasiler popülüst, yani halk çıkarcılığıyla oy avcılığı yaparak, toplumları kutuplaştırmaktan uzak durmalıdırlar.

Bu seçim süreci, siyasette bir kısım değerleri ön plana çıkarmıştır:

Toplumun ekonomik refahı, adalet ve eşitlik, inanç ve düşüncelere saygı, farklı görüşlerle bir araya gelebilme, inançların, dinin ve ideolojilerin siyaset üstü tutulması; toplumun güvenlik kaygısı, vatanın bütünlüğü, milli hassasiyetler, yerli ve milli duruş, güvenilir, güçlü ve saygın bir ülke ve devlet olma hedefleri ön plana çıkmıştır.

Tek başına din veya kuru ideolojik söylem yetmeyecektir. Bundan sonra toplumun ortak değerleri olan Dinin, Cumhuriyet ve Atatürk'ün siyasi malzeme olarak kullanılmaması, prim yapmayacaktır.

Toplumun hayatına dokunan projeler ve söylemler daha bir kabul görecektir. Bu değerlere göre siyasetin kendisini yeniden yapılandırması kaçınılmazdır. Aksi durumda bir dahaki seçimde birçok siyasi ve parti masanın dışında kalacaktır.

Ayrıca yeni kabinenin hayırlı olmasını diliyor, Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak kabinede önemli bir yer bulan, bizleri gururlandıran hemşehrimiz Sayın Cevdet Yılmaz'ı tebrik ediyor, görevinin hayırlara vesile olmasını, Bingöl'ümüzün özelde bundan ziyadesiyle fayda görmesini temenni ediyorum.

Güzel ve huzur dolu bir gelecek diliyorum…

Sevgi ve saygılarımla…

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Misafir Kullanıcı (@Misafir_102350)
06 Haziran 2023 Salı 23:13
Objektif bir değerlendirme. Teşekkür ediyorum Bünyamin hoca.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın