KİM KİMDİR FİRMA REHBERİ Hemen Üye Ol Üye Girşi
Uye Girişi
Giriş
Beni Hatırla
Yeni Üye Kayıt
Haber sitemizin aktivitelerinden yararlanmak için üyelik başvuru yapın.
Hemen Üye Olun
Uye Hizmetleri
 
03 Ocak 2026 Cumartesi
°C
Yılmaz Ekinci
yekinci07@hotmail.com

Kabuktan Kimliğe/ Kimlikten Hakikate İnsanın Yolculuğu

02 OCAK 2026 CUMA 12:58
2
274
0
AA aa

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok!”

                                                                                                                                            Mevlana

İnsanın zahirde görünmesinin ilk basamağı beşeriyettir. Beşeriyet ile insaniyet arasında dağlar kadar farklar vardır. Her âdemoğlu bir beşerdir, fakat her beşer henüz insan olmuş değildir. İnsan olmak bir süreçtir. Beşeriyet bir hayvaniyet evresidir. İnsan da hayvanlar gibi yer, içer ve çiftleşir.

İnsanın beşeriyet tabiatı; yemek, içmek, barınmak, giyinmek, cinsellik ve güvenlik gibi ihtiyaçlar kategorisinde oluşur. Başka bir tabirle insanın beşeriyet tabiatı; zaruri bedensel ihtiyaçların karşılandığı bir meşguliyet dairesidir.

Beşeriyet aşaması insanın yeryüzünde diğer canlı türlerden henüz zihnen ve bedenen ayrışmadığı ve sadece iaşesiyle ilgilendiği bir süreçtir. İlkel dürtülerin hükmettiği, empati ve vicdan yetilerin yeterince gelişmediği bu aşamada kişi sadece ihtiyaçlarına göre kendisini konumlandırır ve ona göre pozisyon alır. Temel ihtiyaçlar her şeyden önce gelir.

İnsanın beşeriyet halinin bir yönü de fıtrat üzerinde yaratılmış olmasıdır. Yalındır, temizdir, kelimeleri çıplaktır. Ne istediği nettir; hile bilmez ve sadece hayatını ikameye çalışır.

İnsanın evrendeki yolculuğunun ilk aşaması daha çok temel ihtiyaçlara (dünyalık) yönelik iken, ikinci aşama daha çok toplumsal normlara (etik) ve üçüncü aşama ise hakikate (estetik) açılan değerlere yöneliktir. Tekâmül yolculuğunda insanın psikolojik seviyesinin en alt basamağını beşeriyet safhası oluşturur. Çünkü bu evrede insanın temel uğraşısı henüz dünyalık ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir.

İnsanın beşeriyet tabiatını Sigmund Freud, İd” olarak adlandırır, Abraham Maslow ihtiyaçlar hiyerarşinin ilk basamağı olan “fiziksel ihtiyaçlar” kategorisini konumlandırır, filozof Soren Kierkegaard' anlık “bedensel hazlar”ın tatmin edildiği yer olarak mimlendirir ve Müslüman mutasavvıflar ise insani ihtiyaçların karşılanması gereken varlığın en alt basamağı olan “şeriat” durağını gösterirler.

İlkel benliğin ve çocuksu kişiliğinin ilk nüvesi bu evrede oluşur. Bu aşamada temel ihtiyaçlar giderilmediği takdirde saldırganlık ve savaş kaçınılmaz olur.

İnsanın maddi ihtiyaçlarının karşılanmadığı bir yerde ne dinden ne de kurallardan bahsedilebilir.

İnsanların büyük bir kısmı bu basamakta yaşar ve ölür.

Temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra insan, hayvaniyet kimliğinden sıyrılır ve sosyalizasyonla birlikte başka bir merhaleye evrilir. Toprağa yerleşme, şehirleşme, devletleşme ve dinin toplumsallaşmasıyla birlikte yeni bir ara aşamaya geçilir. Kollektif kimlikler ön plana çıkar. Aidiyet ve grup dayanışması gelişir. Somut değerlerden soyut değerlere doğru bir dönüşüm yaşar.  

İnsanın fıtrat (çıplaklık) evresinden sıyrılıp örtülere (kabuk) bürünmeye çalıştığı yer benliğin ikinci aşamasıdır. İnsan bu dönemde yeni kimlikler icat eder. Hegemonya ve egemenlik kavramlarıyla tanışır. Bu kimlikler sayesinde yeni mevki ve statüler kazanır. Yeni bir insan tipolojisi ortaya çıkar. Üretime dayalı olmayan yeni meslekler (askerlik, din sınıfı/ruhbanlık, kabile şefleri ve yöneticiler) bu dönemde tarih sahnesine çıkar. Uzmanlaşma ve iş bölümü gelişir. Eğitimle birlikte yeni kimlikler içselleştirilir.

İnsanın beşeriyet aşamasından sıyrılıp bir “aidiyat”e bürünmeye çalışması, tekâmül yolculuğunda ikincil derecede bir aşamadır. İnsan henüz kendisine ait bir kimliğe kavuşmuş değildir, fakat başka kimliklerle birlikte anılmaya başladığı bir kavşaktadır. Başka bir değişle insanoğlu beşeriyet evresinden kurtulmuş, fakat henüz tekâmül yolculuğunda kendisine ait bir öze/kimliğe sahip olmuş değildir. 

Üretime dayalı olmayan sınıfların ortaya çıkışıyla birlikte savaşlar, işgaller ve ganimet kültürü yaygınlaşır. İnsan olgunlaşamadığı için başka güçler tarafından yönetilir hale gelir. Bu süreçte tarım toplumunun normu olan din ölür, onun yerine modern devletin normları ön plana çıkar. Devletin leviathanvari bir şekilde ortaya çıkışıyla birlikte yeni kimlikler zuhur eder. İnsan artık içsel kurallar tarafından değil dışsal normlar tarafından yönetilir hale gelir. Dinin yerini devlet alır. F.Nietzsche onun için bu dönemi tasvir ederken “Tanrı öldü!” der.

Bu dönemde insan yeni kimliklere ve normlara hapsedilir. Doğallık (çıplak) kalkar ve yapaylık (kabuk) hali tüm toplumu esir alır. Zamanla insanlar yapay kimliklerle kendilerini bir mekanla (şehir, ülke ve toprak ),  bir sembolle (bayrak, arma, flama ), cinsel bir kimlikle (kadın, erkek, lgbtı),  tarihi bir kişilikle ( lider, kahraman, başbuğ),  bir sınıfla ( burjuva, proletarya, senyör) veya doğuştan kazanan etnik bir kimlikle ( Türk, Kürt, İngiliz), bir renkle ( siyah, beyaz, sarı), bir ideolojiyle ( sağcı, solcu, nihilist) , bir dinle ( İslam, Hristiyan, Yahudilik) veya benzeri kimliklerle tanımlayarak var olmaya çalıştıklarına şahitlik ederiz. Yukarıda sayılan kimliklerin hiçbiri insana ait değildir ya doğuştan kazanılmıştır veya sonradan verilmiştir.

Edward O. Wilson insanlığın bu sürecini “yeryüzünün sosyal fethi” olarak tanımlar. Bu sosyalizasyon sonucu oluşan kimliklerle insanlar kendilerini konumlandırırlar. Başkaları tarafından dikte edilen kimliklerle var olmaya çalışırlar. Böylece insan hem diğer varlıklara hem kendisine yabancılaşır. Yaşamın o coşkun akışı artık içsel dünyanın sesiyle değil başkalarının emri ile belirlenir.

Zamanla modernizm ile birlikte kutsal tabular mantar gibi çoğalır ve insan özgürlüğü kaybolmaya başlar. Liderler ve önemli kişiler kutsanır. İlahlık taslayanlar çoğalır. Başkalarından onay, kabullenme ve görünme isteği artar. Kişi kendiliğinden ziyade başka kişiler için” gönüllü kulluk” yapmaya hazır bir varlık haline gelir veya getirilir. Yeni toplumsal aidiyetler ve inanışlar inşa edilir. Verili kimlikler hayatın gerçekleriymiş gibi kabul görülür. Yaşamın anlamı kaybolur. İnsanoğlu hiç tanımadığı kendi türüne karşı düşmanlık duymaya başlar. Öteki artık “misafir” kategorisinde değildir, yabancıdır. Yabancı, düşmandır ve yok edilmesi gereken bir varlığa dönüştürülür. Sömürgecilik ve ganimet kültürü bu kültür sayesinde normal karşılanmaya başlanır. Yeryüzü talan edilir; yapay sınırlar ve devletler oluşturulur.

Birey bu yoğun sosyalizasyon sürecinde ağır baskılara mazur kalır. Kendisine özgü doğallığını yitirir ve şahsiyetsiz bir kimliğe indirgenir. Kendisine ait olmayan ve sonradan verilen verili kimliklerle yaşamaya çalışır. Kendisini daha çok bir grupla, bir aidiyetle tanımlama isteğine ihtiyaç duyar hale gelir. Bir tarikata, bir inanışa, bir ideolojiye veya bir lidere, bir şeyhe bağlı olmadan yaşamın mümkün olmadığına inandırılır. Dışarıdan ona giydirilen giysilerle (aile, toplum ve tabii olduğu hüviyetlerle) kişilik kazandırmaya çalışılır. 

Aidiyet duyma yetisi, modern devletin doğuşuyla paralel kompleks bir hal alır. Bu aşamada birçok kutsallıklar icat edilir: ikonlar, mabetler ve verili kimlikler bu dönemde zirve yapar. Sürü bilinci içtimai hayata egemen olur. İnsanoğlu kendisine yabancılaşır ve suni kimliklere tutunarak yaşamaya çalışır. Maslow'un bir “gruba ait olmak” olarak tanımladığı, S. Freud'un” “ego”, S. Kierkegaard “etik” aşama, E. Kant'ın “ödev ve sorumluluk” alanı olarak özetlediği ve İslam alimlerinde şeriattan sıyrılıp “tarikat” evresi dedikleri bu evrede herkes homojen gruplar şeklinde birbirinden ayrışarak sosyalleşir.

Krallıklar, imparatorluklar ve günümüz dönemin yönetim ağı bu felsefe üzerinde inşa edilir. Yeryüzünde sadece batılı toplumlar bu durumun vahametini ve vahşetini gördükleri için içtimai hayatlarını  “kamusal” ve “özel alan” olarak ayırarak ”hukuk devleti” sayesinde nefes alabilmişlerdir.

Kişinin topluma ve kurallara kendini adadığı yer aslında sosyalizasyon sürecin yoğun olarak yaşandığı modernizm dönemidir. Otoritenin kutsanması ve insanın hiçlenmesi derin sancılara sebep olmuştur.

İnsanlık serüveni maalesef henüz bitmiş değildir. İnsanın beşeriyetten sıyrılmasıyla kabuk çatlamış; birey, yeni elbiselere bürünmüş fakat henüz kendi ayakları üstünde duracak bir yetkinliğe uluşamamıştır. Ceza ve korku olmadan günümüzde kimse kurallara riayet etmek istemez. Ceza ve korku modern insanın tanrısıdır.

İnsanın kendi içinde tekamüle ulaşması, başka bir değişle hamlıktan pişip fenafillah makamına ulaşması, kendisine ve başka varlıkların haklarına riayet etmesiyle başlar. Kişi kendisi için istediğini diğer kardeşi için istemediği müddetçe yeryüzünün bayındır olamayacağını tarih boyunca deneyimleyerek yaşayan tek varlıktır.

İnsanın üçüncü bir aşamaya geçişi ancak içsel bir devrimle (arınma) olur. Bu aşamaya geçen her varlık perdelerin ve örtülerin süfliliğini ve suniliğini idrak eder.  Aydınlanan bilinç, gerçeği örten bütün perdeleri ve örtüleri ortadan kaldırır. Böylece hakikat aşikâr olur; makyajlar dökülür, yüzdeki ifadeler netleşir ve tanrısal öz görünür olur.

İnsanı yeryüzünde görünür kılan şey kendisine ait emeğidir. Emeğiyle doğaya ilave ettiği zanaat ve sanatıyla bilindiği gün gerçekler kalıcılaşır, yalanın saltanatı biter. Erdemli bir insan etiketlere ihtiyaç duymaz. O evrende bir özne olduğunun bilincine vardığında; artık ne köledir ne de efendi, ne yönetilendir ne de yöneten, ne mazlumdur ne de zalimdir. Hakikat karşısında çıplaktır ve zırhsızdır. Kanunun olmaması; onu suç işletmeye sevk etmez! Zulüm kimden gelirse gelsin ona karşı durur. Başkalarını zarara uğratarak veya zehirleyerek zengin olmaya çalışmaz.

Kişinin “nesne”den çıkıp “öz”e kavuşması; aslında kabuktan sıyrılıp “aşk”ın diyarına açılmasıdır. Bu hazzı ancak kalbi mühürlenmemiş insanlar görür ve yaşar. Bu insanlar evrende yalnız görünürler, fakat yalnız değildirler; sakin görünürler aslında coşkun akan ırmaklar gibidirler. Fakir görünürler aslında zenginliğin zirvesinde yaşarlar. Onlar sadece kendi içindeki yanan ışığa meftundurlar başka ışıklara ihtiyaç duymazlar. Eşyaya değil hakikate tutukturlar. Başka kimliklerle kendilerini tanımlama ihtiyacını hissetmezler. Kötülükten, çirkinlikten kaçınırlar; sadece iyiliğe ve güzelliğe kanat çırparlar. Bir şeye sahip olmaya çalışmazlar, sahip olmaya çalışan ruhun “köle bir ruh” olduğunu bilirler.

 Başkalarının mutsuzluğunu kendi mutluluğunun nedeni olarak görmezler. Gerçek kimliğin insan emeği olduğunu bilir ve öyle yaşarlar. Maslow'un “saygınlık” olarak tanımladığı, S. Freud'un “süper ego” olarak beyan ettiği, Kierkegaard'ın “varoluşsal yetkinlik” dediği, İslam alimlerinin “hakikat” olarak isimlendirdikleri bu evre, insanlaşma sürecinin zirvesidir.

Burada; insan kendisini evrenin ve evreni de kendisinin bir parçası olarak görür. Evrende her canlının hakları ve vazifeleri olduğunu bilir ve öyle yaşamaya çalışır. Nefret, kıskançlık ve başkalarının onurunu yok sayarak var olmaya çalışmaz. Evrenin sessiz saatine uyarak ve estetik haz içinde yaşamını sürdürmeye çalışır.

Özetle; beşeriyetin birinci varlık aşaması zarf (dünyalık) aşamasıdır. Daha çok avcı ve toplayıcı toplumlarda görülür. İkinci aşama bir kimliğe bürünme (etik) aşamasıdır. Daha çok modern sanayi toplumlarında ve ulus devletlerde görülür. Üçüncü aşaması ise insanın yetkinleşme (estetik) evresidir.  Bu aşamada birey, her türlü bağımlı ilişkilerden kurtulmuştur. Doğu literatüründe bu durum Simurg Kuşu, batı literatüründe ise Phoenix Kuşu efsanesiyle betimlenir.

Psikolojik açıdan insanların çok az bir kısmı bu üçüncü aşamaya ulaşır ve yaşar.

Kıssadan hisse; eğer bir toplumun idarecileri ve alimleri birinci ve ikinci aşamadaki bir kişiliğe sahiplerse; o toplum gelişemez, çürür. Şayet üçüncü aşamaya sahip bir benliğe sahip iseler o toplum gelişir ve diğer toplumlara örnek olur.

 

YORUM YAZIN
Profiliniz ziyaretci statüsünde görünüyor. Yorumlarınız aşağıdaki isimle yayınlanacaktır
Değiştir
Dilerseniz web sitemize üye olarak daha özgün bir profil oluşturabilir ve yorumlarınızı hesabınızdan takip edebilirsiniz
Kodu Girin
Yapacağınız yorumların şiddet ve hakaret içermemesine lütfen dikkat edin. Aksi taktirde yorumlarınız onaylanmayacaktır. Gönder
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir
©Copyright 2017
Haberler, Fotoğraf Galerisi, Video Galerisi, Köşe Yazıları ve daha fazlası için arama yapın